Froome etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Froome etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Aralık 2014 Salı

Kalmış Malzemeden Yıl Sonu Yazısı

Aylardir yazmadığım gibi, yazmaya dair bir itki de yok. En son 10 Eylül’de Ray Rice’ın kadın dayağı bahanesiyle yazmışım. Motive eden olaya da bakınız! Üstün dehalar, büyük yazarlar falan kriz zamanlarında çıkarmış ya, ülkenin bu kriz şartlarında dahi üç satır yazamıyorsam, ne büyük, ne de yazar olmadığım anlaşılmıştır. Zaten gelecek vaad etme yaşım da geçti, yaşamın çalkantılarında sallanıp duruyorum (pardon ama "itki" ne demek?). 

Açıkçası, bu kuraklığı, twitter ve instagram’ın “kendimi ifade etme ihtiyacı”mı gidermesine bağlıyorum. Yoksa ellerim düğümlenmiş değil. Evet, son çocuğum da YGS/LYS hazırlık sarmalına girdi, gerginiz. Ekonomi durgun ve şirketin karlılığı düşüyor, tadımız kaçık. Ülkemin içine itildiği ortamdan dolayı aşırı mutsuzum ama bunlar beni durdurmazdı. O 140 karakter veya şipşak çekilen resmin altına attırılmış iki satır, buhar tankına yerleştirilen istim tahliye vanası görevi görüyordu. Bir şeyler biriktikçe, tırt bir tweet’le rahatlayıp atalete geri dönmek hem tembelliği getiriyor hem de o istimi alıyor işte. Üstelik, iki cümleyle rahatladığıma göre çok da birikim oluşmuyormuş. Bir de, bu sene, “Veloturk” projesi çok emek ve zamanımı aldı. Yazı yazacak halim kalmadı çoğu zaman.

Sayın ve sevgili blog partnerim Savaş’ı durduran ise gereksiz bir “sorumlu baba figürü” çizme hevesi oldu. Şubat 2011’de doğan Özgür’ü ataerkil bir Türk babası gibi karısına bırakacağına, modern erkek triplerine girerek, mamasından alt bezine, psikolojisinden, kreşe alıştırma dönemine (kuluçka dönemi gibi oluyor) kadar her şeyiyle ilgilenince o da blogu tavsattı. Zaten tuttuğu takımlar -biri hariç- Kaybedeler Ligi -hatta Konferansı- olduğundan adamı yazmaya motive edecek durum da doğmuyordu. İnsan Jay Cutler’ın ve Cubs'ın (hatta Knicks'in) performansından nasıl motive olabilir ki yani?

Savaş’la bu siteyi kurarken “futbol dışı yazılar” diye konuştuk ve de hiç bozmadık. Çok da iyi olmuş. Aslında, geçen dört yılda, özellikle Türk futbolunda yazılacak bir sürü şey oldu ama çoğu mide bulandıracak kıvamdaydı. Hem zevk için yazı yaz hem öğür, ı-ıh! Boka bulaşmadan, bisiklet, beyzbol, amerikan futbolu, gibi işlere daldık. Ülke meselelerinden uzakta kalmış elitist, beyaz Türk tavrına benzediğini kabul ediyorum ama, spor gibi, aslında hiçbir işe yaramayan bir konuda, keyfe keder işler yapıyoruz. Dolayısıyla canımız isteyince yazdık, istediği halde yazmadığımız, yazamadığımız zamanlar da oldu.  

Savaş’ın ve benim yazılarımızdan hoşlananlar ara ara “Yazsanıza ya..?!”diye sitem ettikçe gerçekten çok utanıyorum. Yazmam gerek ama elim gitmiyor. Yazıyla, bisikletle olduğu gibi bir ilişkim var. Bindikçe daha çok binmek istiyorum ama ayrı kaldıkça uzaklaşıyorum. Yazıların da arası açıldıkça heves azalıyor, yazarken ne kadar eğlendiğimi unutuyorum.

En son, geçen akşam Püzant Bey’in pasına Mustafa Bey’in plasesi utanç bardağımı doldurunca yazının başına oturdum, buraya kadar geldi. Eee buradan ne tarafa?

2014 yol bisikleti sezonunun bir özetini yapmayacağım. Hem bilgiye ulaşmak eskisinden çok daha kolay olduğundan bu tip yazılara olan talep azaldı hem de web üstünde hemen her dilde dilde çok daha iyi yazılar zaten çıktı. Bisiklet veya değil aklımda yer eden, beni heyecanlandıran, üzen, sevindiren sportif olaylara dokunmak istiyorum.

DEUTSCHLAND, DEUTSCHLAND UBER ALLES!! 


7 gol yenir mi ya?



Bence yılın spor olayı Almanya’nın Brezilya’ya Dünya Kupası yarı finalinde 7 atması oldu. Cidden. Futbol yazmıyoruz tamam ama bu başka bir şey. Tsunami, deprem, adına ne dersen. Ağzım açık seyrettim. İki golü içkime buz koyarken kaçırdım düşünün. Karım salonda çığlık çığlığa “Yine attılaaar!!” diye bağırdıkça koşarak salona gelip golün tekrarını görüyor, cin ve toniğin hassas dengesini bir kimyager titizliğiyle ayarlamak için mutfağa döndüğümde yine çığlıklar atıyordu “Goool!” diye. Hayatta bir kere yaşanacak bir şeydi bu. 1950’de Maracana’da, Uruguay’a yenilince saatlerce statta çakılı kalan bir ülke, tarihinin en acı yenilgisini yine kendi evinde aldı. Maçın sonuna doğru eşimin acıma hissi öne çıktı. Bana dönüp “Atmasınlar artık Sarper yaaa!!” diye Almanlar’a müdahale etmemi istemeye başladı. Kadınlarda merhamet duygusu, erkeklerde ise –en azından bende- dramın daha inanılmaz ve büyük olması isteğini uyandıran bir maçtı (“10-0 olsun anasını satiim, bir daha nerede görürüm bu skoru?” gibi).

NFL

Bisiklete gelmeden önce Amerikan futbol ligi NFL’e dalayım. Yasaklanmadan (veya evrim geçirmeden) önce ne kadar seyredebilirsem kendimi şanslı sayacağım bir show. Tam bir takım sporu. %99 pozisyonel taktiğe dayalı, rakibi yanıltmaya yönelik hamlelerle dolu, gladyatörler tarafından oynanan bir satranç maçı (bisiklet sporu da tekerlek üstünde satranç diye tanımlanır bilirsiniz). Oyunun hala anlamadığım onyüzmilyonbin kuralı ve inceliği var ama gittikçe daha çok bağlanıyorum. Elbete bisiklet sevgimi geçemez çünkü kar ve pazarlama üstüne inşa edilmiş suni bir spor. Halkın ve basının tepkisine göre zırt pırt kuralları değişen, sürekli bir hikaye, karşıtlık, rekabet (artık malı ne sattıracaksa) yaratmaya yönelik, tek elden yönetilen bir gösteri. Tüm bunların farkındayım. Ama "bilinçli naiflik" dediğim bir ruh hali içinde merak ve heyecanımı besleyen bir sürü öge bulabiliyorum. 

Önceki hayatımı geçirdiğim Boston kentinin takımı, canımız ciğerimiz New England Patriots hastasıyım (1700'lerde Kırmızı Urbalılar'a karşı savaştım buna eminim). Bu sezon (yani geçen sezon:2013-2014), yine AFC Finali’ne çıkmayı başardık. Zaten son 15 yılın en başarılı takımıyız. Beş kez Super Bowl oynadık, 3 defa kazandık. Ama bu sene, SB öncesi yarı final demek olan AFC Şampiyonluk maçında, elleri kırılasıca, boynu altında kalasıca Peyton Manning’e boyun eğdik (herif dört kere boyun ameliyatı olduğundan mecazi bir dilek değildir). Tabii çok üzüldüm. Tom Brady ve coach Belichick şu ahir ömürlerinde beraberce 2-3 sene daha mücadele edecekler. Bir Super Bowl oynamak daha haklarıydı. Ama olmadı, olamadı. Savunmamız, hele "secondary" denen arka taraf kötüydü. Denver akıllı bir oyun ve Brady’nin kötü performansıyla finale çıktı.
Kaybedince teselli olarak evde böyle bir olay var.
Ama çıktıklarına pişman oldular. Sezonun en iyi hücum takımı olan Broncos, Pete Carroll’un başında olduğu Seattle Seahawks’a 43-8 gibi bir hezimetle yenildi (Carroll hem USC hem de Pats’in eski hocasıdır, ben sevmeyeyim kim sevsin). Daha maçın ilk oyununda, Broncos center’ının yanlış snap’i sonucu, top Manning’in başının üstünden uçtu gitti. Denverlılar topa end zone’da anca yetişip tutabildiler. Kurallarda bu olayın adı “safety” ve karşı takıma 2 puan yazar. Ne Manning ne de takımın geri kalanı bu ilk şoktan kurtulamadılar. Manning 1 TD/2 INT ve 280 yd ile kariyerinin kötü günlerinden birindeyken, daha iki yıllık Seahawks QB’i Russell Wilson yaşından umulmayacak bir olgunlukla 2 TD attı. Manning beter olsun derim başka bir şey demem. Schadenfreude’den sarhoş oldum. 

"Yine kaybettim ve evdeki Gisele değil..."

Aslında bu maç elbette 2013 sezonunun finaliydi ama Şubat ayında oynandığı için bu seneye girmiş oldu. Bu hafta da 2014-2015 normal sezonun ilk playoff maçları oynanacak ve gözüken yeni bir Broncos-Patriots yarı finali. Yürek yemiş Vatanseverlerimiz’den bizi yine Super Bowl’a taşımalarını diliyoruz. Peyton’u geçeriz, bu aralar iyi oynamıyor ama Seattle (finale kalırsa) yine müthiş maalesef. İşimiz zor.

VELOTURK 




2014’ün kişisel olarak en önemli spor olayı ise ”Veloturk” oldu. Aslında bu bir sosyal sorumluluk projesi, spor tarafı ikinci plandaydı. Beş arkadaş, “1000 çocuğa 1000 bisiklet” parolasıyla, Anadolu’nun gelir düzeyi düşük illerindeki çocuklara bisiklet hediye etme amacıyla bir işe soyunduk. Avrupa’daki amatör bisiklet yarışlarına katılıp dikkat çekmeyi, böylelikle bulacağımız sponsorlar ve halka satacağımız tişörtlerden elde edilecek gelirle de bisikletlerin maliyetlerini karşılamak üstüne bir plan gerçekleştirdik.  Sabahları 06:00’da kalkıp fitness antrenmanları yaptık, bol bol bisiklete bindik, diyet yaptık. Avrupa’da dört yarışa katıldık, biri hariç hepsini bitirdim (Kopenhag’da 60. km'de düşüp yarışı bırakışımın acı hikayesi burada). 


Vélo 24h - LeMans

Sonuçta Van, Tatvan, Bitlis ve Soma’da 500 bisiklet dağıtık. Daha 170 bisikletlik fonumuz var. 1000 bisiklete ulaşamadık ama projeyi daha da büyütmeye karar verdik (çünkü rahat kıçımıza batıyor). Sırada inşallah daha çok çocuğa bisiklet hediye etmek ve lise öğrencileriyle bir yol bisikleti takımı kurma projesi var. Dikkat çekip fon oluşturmak için de yine yarışlara katılacağız. Bir başka sürprizimiz daha var ama onu şimdi yazmayacağım. Bu projedeki takım arkadaşlarım Arda Türkmen, Okan Can Yantır, Aydın Diricanlı ve Berkem Ceylan'a sevgilerimi, tüm sponsorlarımıza teşekkürlerimi, para verip Veloturk tişörtü alan yüzlerce hayırsevere de da şükranlarımı sunarım. 


YOL BİSİKLETİ

Bu yılki Fransa Turu’ndan beklentimiz çoktu. Froome ve Contador savaşacak, Nibali onları zorlayacak, çok çekişmeli ve güzel etaplar izleyecektik. Daha ikinci etapta Nibali’nin Sarı Mayo için yaptığı atak Sicilyalı’nın vuruşmadan teslim olmayacağını düşündürdü. Ama Fransa Turu’nda ne zaman parkura Paris-Roubaix esintileri gelse birileri dağılır (Frank Schleck, Lance Armstrong). Bu sene ilk giden Chris Froome oldu. Favori olma gerginliği mi yoksa takımın koruma kollama görevini tam yapamaması mıdır nedir, Froome daha İngiltere’deki Grand Départ etaplarında düşmeye başladı. Ama en kötüsü ve ipini çeken 5. Etap Ypres-Arenberg’de arka arkaya iki kez düşerek yarışa veda etmesi oldu. Aynı etapta Contador da Nibali’ye zaman kaybetti ama sonradan bu kaybın da anekdot olarak kaldığını gördük. Contador 10. Etap’ta kötü bir kaza geçirerek yarış dışı kaldı. Bacağının kırıldığı açıklandı ama bir ay sonraki Vuelta performansı o kadar iyiydi ki kırığın niteliği bayağı tartışıldı.



Vincenzo Nibali’nin, iki büyük rakibi daha yarış dışı kalmadan fark atmaya başladığını hatırlıyoruz. Dolayısıyla Froome ve Contador’un yokluğunda Le Tour’u kazandığı için kendisine Abdurrahman Çelebi muamelesi yapmaya gerek yok. Bu yılın en önemli yarışını bileğinin hakkıyla, en yakın rakibine 7’37” fark atarak kazandı. 




Contador Vuelta’yı Froome’un 1’10” önünde kazanırken son dere akıllı bir yarış koştuğunu hatırlıyorum. Ama yılın Nibali’yle beraber en güzel performansı Giro galibi Nairo Quintana’dan geldi. 2013’te TdF’da ikinci olmasına rağmen Movistar onu bu sene Giro’da değerlendirmeyi seçti. Movistar patronu Eusebio Unzue, Nairo’nun TdF’da kazanma baskısı yaşamadan, kendi karakterine daha uygun Giro yokuşlarında başarılı olacağını hesap etmişti. Arada Valevrde’yi kayırma niyeti olmasa daha da zevkle onaylayacağım bir karardı bu. Sonuçta Quintana daha 25 yaşını bile bitirmedi. Önünde nereden baksak 10 yıllık fırsat penceresi var. Nitekim 2015’de onu Fransa Turu’nda göreceğiz mutlaka. Üstelik Vuelta 2014’de yaşadığı kazayla daha da olgunlaşmış olarak. 




UCI Dünya Şampiyonası oldukça sönük bir parkurda ve fazla heyecan yaratmadan geçti. Fakat sezonun en dikkat çeken sporcularından Michal Kwiatkowski’nin, son kilometrelerdeki risk dolu atağı ona zaferi getirdi. Bisikleti bunun için çok seviyoruz. Zafer için küçücük bir umut için varken bile her şeyi göze alıp atak yapanlar olduğu için. Elbette bu zaferde Dünya Şampiyonları’nda taktik IQ’su 20 civarında seyreden Valverde ve İspanyol takımının da etkisi büyüktü. ITT’de Wiggins’in Panzerwagen’ı geçişi ise yılın zamana karşı olayıydı bence.

ITT demişken Jens Voigt’un Saat Rekoru’na da değinmek gerek. UCI Başkanı Brian Cookson’un Saat Rekoru kurallarında yaptığı değişimle tekrar canlanan rekor denemelerinin ilkini, emekli olan Voigt denedi ve kırdı. Hemen arkasından birçok saata karşıcı da olaya sarıldı ama Voigt kadar ilgi ve sempati kazanmaları zor gözüküyor (Wiggo, Fabian ve Panzer denerlerse olay büyür elbette). 




Yıl boyunca koşulan Klasikler de ilginçti. Valverde’nin Fleche Wallonne, Simon Gerrans’ın L-B-L’i kazanırkenki fırsatçılıkları hatırlanmaya değer ama Fabian Cancellara’nın, üç Belçikalı’yı sprintte geçerek kazandığı De Ronde hala aklımda. Son 2 km’lik dümdüz yol şeridinde üç rakibini de tartıp, arkadan sprinti kendi açıp sonuna kadar gitmesi nefes kesiciydi. Yani, yıl içinde odur, budur, bir sürü yarışçıyı beğeniyoruz ama Cancellara başka bir olay. 1960 ve 70’lerde yarışsaydı adına ne kitaplar yazılırdı kimbilir. Modern zamanların ruhu efsane yaratmamıza izin vermiyor artık.

VOLVO OCEAN RACE          

Hemen hemen hiç yazmasam da çok hayranlıkla takip ettiğim bir spor da açık deniz yat yarışları. Vendée Globe, La Route de Rhum, Barcelona World Race, The Transat, Velux 5 Oceans ve Volvo Ocean Race bunların en önemlileri. Şu aralar Volvo Ocean Race sürüyor, 31 Aralık’ta da Barcelona World Race başlayacak. Bu yarışların içinde en zoru dünya etrafında, tek başına, yardım almadan non-stop koşulan Vendée Globe. Ama maalesef onun için 2016 Kasım’ını beklememiz gerekiyor.




Bu seneki Volvo Ocean Race’e 7 tekne, dokuzar kişilik tayfayla katılıyor. Tekneler “one design” yani tek elden çıkma, Farr tasarımı. Yarış 9 ayak üstünden koşuluyor. Halen 2. ayak bitti ve yelkenciler Abu Dhabi’de. Yarışın ilk etabı (Alicante-Cape Town) sonunda birinci ve ikinci arasındaki fark sadece 12 dakikaydı. İnanılmaz!! 25 gün ve 6,500 mil yarışıp sadece 12 dakika farkla yarış kazanmak veya kaybetmek…  

Cape Town-Abu Dhabi arasındaki 2. ayakta ise inanılmaz bir şey oldu. Danimarka teknesi Team Vestas Wind, her türlü navigasyon cihazı ve detaylı haritaya rağmen, Mauritius Adası’nin 200 mil uzağında, okyanusun ortasında, gecenin bir yarısı karaya oturdu!!! Rota üstündeki mercan resifini fark etmeyen ekip kayalıklara kafadan daldı. Video çok dramatik.




Gece boyu dalgaların tekneyi habire kayalara vurması sonucu sabaha karşı tayfa dağılmakta olan gemiyi terk etti.  Birkaç saat sonra sahil koruma botu (kıçtan takma küçük bir motor) onları kurtardı ama tekne kullanılmaz hale gelmişti bile. Olayın arkasında büyük bir ihmal ve hatalar zinciri var ama soruşturma komisyonu daha raporunu açıklamadı. Fakat kaza navigasyon cihazlarındaki bir sorundan kaynaklanmamışsa, kaptan Chris Nicholson ve navigatör Wouter Verbraak’ın  profesyonel spor hayatları bitmiş olabilir.

Ha bu arada, yarışta Alaton Ailesi’nin şirketi Alvimedica’nın sponsor olduğu bir tekne de var. Türk tayfa yok ama Türk bayrağı geminin kıçında yerini almış durumda. Team Alvimedica halen 10 puanla dördüncü durumda.

NBA

Basketbol çok deli divane olduğum bir spor değil. Bir kere bizim takım(lar) oynarken çok heyecanlanıyorum ve seyredemiyorum. Sonra tüm yaz antrenman yaptığım halde boyumun 2 metre olmayacağı belli olunca 13 yaşında kenara itilip sigara ve politikaya itilmiş bir ergenliğin acısı var. Üstelik yeteneksizim de. Nasıl seveyim ki!!

NBA’de maç özetleri hoşuma gidiyor ama tüm bir maçı izlemeye sabrım yetmiyor. Jordan emekli olduğundan beri tüm bir maçı seyretmiş değilim. Genelde özetlere alınan artistik hareketlerde pek yer bulamayan, Texas’ın itilmiş kakılmış kenti San Antonio’nun takımı Spurs, basit, efektif ve gerçek basketbol oynayarak bir kez daha şampiyon oldu. Yaşlı adamların gençlere geçirmesine bayılıyorum ya, işte Parker-Ginobili-Duncan üçlüsü, başlarında huysuz, aksi, basını sevmeyen, eski hava subayı Greg Popovich ile beraber başarıya ulaşınca yüreğimin yağları eridi. Hem de LeBron’lu Miami’yi tokatlayarak. Spurs’ün oyununa herkes sıkıcı diyor ama işte o sıkıcılıkta muhteşem bir kalite var aslında. Takım hep boş adamı arıyor, kimse bencillik yapmıyor, sabırla top çeviriyorlar ve sonunda boş şutu buluyorlar. 



Sıkıcı diye eleştirilen Popovich neyse ki sadece takımın sahibi Peter Holt'a hesap veriyor. Holt da aynı yollarda bir adam. 1993’de takım San Antonio’yu terk etmesin diye para koyup takımı satın almış. Popovich’i 18 yıldır takımın başında tutuyor. Sosyal projelere hep önem veren, takımın her zaman şehir için de yararlı olmasını isteyen biri. Zengin ve Cumhuriyetçi elbette ama o kadar kusur olsun. 


Popovich gözükmüyor ama patron öndeki amca..
Holt’un değerleri ister istemez takıma yansıyor elbette. David “Amiral” Robinson’dan bayrağı devralan Tim Duncan ve Parker, deli paralar isteyerek takımın bütçesini zorlamak yerine, daha azını kabul ediyorlar. 30 sayı atmak için zorlamak yerine 14 sayı, 12 ribaund, 7 asist daha değerli onlar için. Zaten Duncan havalı tavalı işleri sevmeyen, özel hayatını büyük bir mahremiyet içinde saklayan, basınla falan çok konuşmayan biri. Malum tanımlamayla “leads by example”. Yani konuşup bağırarak değil iş yaparak örnek oluyor. O az parayı kabul edince diğerleri de evet diyorlar. Takım “lüks vergisi” ödemeden yıllardır başa güreşiyor. Bu sayede diğer pozisyonlara da iyi oyuncular alınabiliyor. Popovich de oyuncularını kolluyor. Yaşlı kurtlarını yorgunlarsa deplasmanlara götürmüyor. 

Velhasıl NBA’de Jordan ve başkentim Boston faktörü nedeniyle uzun yıllar göz ucuyla seyrettiğim San Antonio Spurs, hala göz ucuyla seyrediyor olsam da, bu sene kalbimde bir yer edindi. Alçakgönüllü, fedakar, az konuşan, tüm maharetini sadece sahada gösteren bir takım. “Profesyonel sporcu olsaydım…” adlı çocukluk hayallerimin vücut bulmuş hali.

Beyzboldan bahsetmedim. 2013'de şampiyon olan canım Red Sox'umun felaket sezonundan, bir atıcının (Madison Bumgarner- SF Giants) tek başına 2.5 maç kazanarak takımını şampiyon yapmasından, NY Yankees'in bayrak ismi, kaptanı, düşmanımız Derek Jeter'ın emekli oluşundan dalıp çıkabilirdim (beni deli etmek için gitti bir de Players' Tribune diye yayıncılık işine girdi). Sonra kriket yazıp okuyucunun çürük domateslerini tutmaya çalışabilirdim; kafasına gelen kriket topuyla ölen 2 sporcu oldu geçen iki ay içinde. Tenis gibi epik karakterlerle dolu bir sporda D.F. Wallace gibi olmasa da bu senenin şerefine bir "Federer Anı" yazabilirdim. Ama durmam lazım. Çünkü, çoğunu okuyamadığım harika kitapların büyük yazarı Haruki Murakami, günlük yazı emekçiliğini, hala yazacak bir şeyleri varken durdurduğunu söyler. Böylce ertesi güne yazma isteğiyle başlarmış. Ben de bu yılı, hala yazacak bir sürü konu varken bırakayım. Umarım seneye daha çok yazarım.

Spora fazla önem vermeyin ama spor yapın. Sevdiklerinizle beraber mutlu, sağlıklı bir yeni yıl dilerim.



16 Temmuz 2014 Çarşamba

Yürüyedur Nibali!

Tour başlamadan önceki muhabbetten:

SA: Peki Nibali, Valverde veya bir başkasının kazanma şansı hakkında ne düşünüyorsun?

SG: Fransa Turu'nu Chris Froome veya Alberto Contador dışında biri kazanırsa çok şaşırırım. Bunun gerçekleşmesi için bu ikisinin yarış dışı kalmaları veya ciddi sorunlar yaşamaları gerekiyor. Görünen o ki, şimdilik, diğer tüm iddialılar bu ikilinin bir boy gerisindeler. Vincenzo Nibali –geçen hafta İtalya şampiyonu olmasına karşın- geçen seneki formunda değil. Bir türlü ciddi forma giremedi. Kendi de söylüyor. Bu sene TdF'da hüsran olup takımdan ayrılır gibi haince bir tahminde bulunayım.

Süper şom ağzımın sonuçlarını görüyorsunuz. Froome ve Contador'u bitirdim, Nibali de son günlerini yaşıyor gibi...Valverde'yi de halledersem rahatlayacağım...

Do not eat while riding!!!


Gerçekten çok acaip bir 10 gün geçti değil mi? Kırılan bacaklar, baş favorilerin yarış dışı kalması ve pek de şans verilmeyen Nibali'nin, cebinde iki etap zaferi ve Sarı Mayo'yla Richie Porte'un 2'23" önünde olması... "The race is Nibali's to lose". Hadi Türkçe'ye çevir. "Yarış kendisi kaybedene kadar Nibali'nin" desem? Oldu gibi. Nibali ondan ummadığım kadar formda. İki etap kazanarak müthiş bir özgüven de depoladı. Planche des Belles Filles'de Alberto'dan pek fark yemezdi diye düşünüyorum. Bu saatten sonra Porte ve Valverde'nin Nibali'ye atak yapmaları gerek yarışın sonuna kadar. Bu fark başka türlü erimez. Çok riskli bir plan ama yarışı kazanmak için başka çareleri yok. 

Nibali kazanırsa kimse "Chris ve Alberto yoktu da kazandı" demesin lütfen. Nibali silah çekip vurmadı adamları. Düşerek yarış dışı kalmak, son tahlilde bir hatalar silsilesinin sonucudur, beceriksizlik ve başarısızlıktır. Team Sky ve Tinkoff'un takımca sınıfta kaldıklarını gösterir. Astana, Orta Asya steplerinden gelen sertlik ve İtalyan oportünizmini birleştirmiş olarak canavar gibi gidiyor. Şimdilik :))

Ah-hah-haaaa! Zirvede tek başımayım!!

Sagan'ın Yeşil, Purito'nun da Benekli Mayo'yu bu andan sonra kaybetmeleri zor gözüküyor. Bardet ve Pinot'ya ne dersiniz peki? Dört Fransız ilk 10'da yer alıyorlar. Bayraklar çekmecelerden çıkmaya başladı ama bence Paris'te Romain Bardet ve J-C. Péraud dışında ilk ona girecek kimse yok gibi. Küçük Prens Thibaut Pinot hiç sevmediği yokuşu Pl. des B.F.'yi 2012'den çok daha iyi çıktı. Ama her an bir etapta geri düşüp 3-4 dk. kaybedecekmiş gibi duruyor. Keza Tejay (3'56") ve Van den Broeck da (4'18") "vulnérable" durumdalar (artık açıp bakın, yok bunun Türkçesi). Ayrıca etap için ataklar da başlayacak ve daha çok kaçış göreceğiz. 

Nibali'nin arkasındaki 13 yarışçı üç dakikanın içinde sıralanıyorlar. Bu da, muhteşem bir podyum mücadelesinin bizi beklediğini gösteriyor. Güzelliği en parlak yıldızda veya en yüksek ağaçta aramayın lütfen. Aşağılarda da nefesimizi kesecek şeyler var. Üstelik, mazallah Nibali de yarış dışı kalırsa süper bir yarışa geri döneriz. Ve o zaman Bardet'ye kazandırabilirler işte...

İyi seyirler!!


4 Temmuz 2014 Cuma

Fransa Turu Muhabbeti...





Geçen salı akşamı, blog müdürümüz Savaş Bey’le içkili olup olmadığını açıklayamayacağım bir restoranda oturup muhabbet ettik. Konuştuğumuz şeyler arasında Galatasaray, Dünya Kupası, Red Sox, Cubs, evlilik, baba olmak, çocuk terbiyesi ve Fransa Turu vardı. TdF hakkında konuştuklarımızın MİT tarafından kaydedilmiş tapeleri aşağıdadır…






Savaş Alparslan: Talansky turu kazanabilir mi?

Sarper Günsal: Hayır kazanamaz. Son günkü karışıklık olmasaydı Dauphiné'yi de kazanamazdı zaten ama Tinkoff'un hatası, Contador ve Froome'un Talansky'i unutup birbirlerini marke etmeleri bu şansı getirdi. Üstelik Talansky 3 haftalık Tour'un yükünü omuzlamak için hala oldukça genç ( 25 yaşında). Garmin de -Hesjedal'ın Giro zaferine rağmen- Büyük Tur takımı olmaktan ziyade, gerilla taktikleriyle daha başarılı olduğu gözüküyor. Fransa Turu 2014 bence önce Froome ve Contador sonra da Valverde ve Nibali arasında geçecektir. Talansky de ilk beşte yer alır ve önümüzdeki yıllarda Tour'un favorilerinden biri haline gelebilir.

SA: O halde ilk soru şu olmalıydı sanırım: Contador turu kazanabilir mi? (Talansky'i saymazsak Dauphine'yi onun kazanacağını varsayıyorum)

SG: Lütfen sorularınızı sırayla sorun Savaş Bey! Contador TdF'ı kazanabilir elbette. Daha önce de kazandı. Ama Froome Dauphiné'de düşmeseydi son 2 etapta o kadar zaman yitirir miydi diye de sormak gerek. Şunu kabul etmek gerekir ki, Contador, bu sene, geçen yıla oranla çok daha iyi gözüküyor. 2014’de Froome ile beraber 2 yarışa katıldılar, ikisinde de GK'da Froome’un önünde bitirdi. Dauphiné ITT'de 10 km'de 8" fark yedi ama bunu bekliyorduk. Froome mükemmel bir TT’ci.  Ama zaten Contador Fransa Turu'nu Froome'u TT'lerde geçerek kazanmayacak.

Alberto Dauphiné'yi kazanmanın önemli olmadığını söyledi ama son 2 günde Froome'a fark atması, beklenmedik ataklarla onu şaşırtması mental olarak Froome'u biraz sersemletmiş olabilir. Özellikle Romandie Turu'nda Froome'un kortikosteroid kullandığının ortaya çıkışı ve buna gelen tepkiler, Dauphiné'de salbutamol fısfısının kameralara takılması ve UCI Başkanı Cookson'un oğlunun Team Sky'da çalışıyor oluşu netameli konular.
Sky büyük patlayacak diye korkuyorum. Tiernan-Locke, Sergio Henao, Froome'un TUE'leri falan. Wiggins'i takım ruhu için TdF kadrosuna almadılar ama gölgesi üstlerinde olacak. Froomie Yorkshire'a çok da huzur içinde gelmeyecek. Son derece nazik ve iyi terbiye almış birisi Chris Froome ama iyi aile çocuğu olmak her zaman liderlik için en uygun özellik değil. 



Bu sene yine İngiltere'deyiz


SA: Zamana karşı demişken, bu sene TDF'de sadece bir tek ITT etabı var ve o da sondan birinci etapta. Bu Froome'un dezavantajına gibi gözükse de, Contador'u öncesinde zaman farkı atmak zorunda kalmak gibi bir strese sokabilir mi? Stratejileri nasıl etkiler?

SG: Contador Armstrong gibi "mind games" ustası birini bile alt etti zamanında. Bunu hatırlamak gerek. ITT'de Froome'u geçemeyeceğini tahmin ederek stratejisini kurması gerek. Öncesinde, dağlarda biraz fark atmak ister.

Son Dauphiné TT'sini kıstas alırsak 54km'lik TT'de Froome'un 50 sec fark atacağını düşünebiliriz. Ancak elbette bu "ceteris paribus" durumlar için geçerli. O saate kadar kim ne kadar zaman kaybeder, kim umudunu yitirir veya devam ettirir belli olmaz. Ben Froome'un yerinde olsam ITT'yi daha önce koşmak isterdim. Farkı daha önce açıp Sarı Mayo'yu giyerek yarışın son kısmını koşmak çok daha motive edici bir şey. Ama Contador'un ITT'ye sırtında liderlik mayosuyla başlaması ve bunun getireceği adrenalin 54 km'de kaç saniye kazandırır? Bunlar hep yarışın içinde gelişecek olaylar.  Contador’un çok daha cesur ve risk almaktan çekinmeyen bir yarışçı olduğunu gördük. Bu nedenle ITT öncesinde mutlaka farkı açmak isteyecektir.



Froome ve Contador Dauphiné'de


SA: Contador ile Froome'un takımlarını nasıl buldunuz? Son ITT'ye kadar sarı mayo zorunluluğu olmaması Sky'ı rahatlatabilir mi mesela?

SG: Hayırdır “siz”li “biz”li konuşur olduk Savaşım??? Dauphiné'de Tinkoff'un oldukça yetersiz kaldığı kesin. Ama domestikleri TdSuisse ve Dauphiné olarak ikiye böldüklerini düşünüyorum. Geçen sene Fransa Turu'nda Contador'un en büyük yardımcısı Roman Kreuziger’in biyolojik pasaport soruşturması nedeniyle yarışlardan çekilmesi Contador için büyük bir darbe. Rafa Majka onun yerini ne kadar alabilir emin değilim. Giro'nun yorgunluğunu atamamış olabilir. Kreuziger’i geçen yıldan hatırlarsak Contador’un en önemli kurmayını kayettiğini söyleyebiliriz. M. Rogers gibi süper bir yol kaptanı, S. Paulinho ve J. Hernandez gibi eski kurmaylarına rağmen Tinkoff-Saxo’nun  Team Sky'ın gerisine düştüğünü söyleyebiliriz.


Froome ise hemen hemen tüm takımını Dauphiné'de gösterdi. Porte, Lopez, Kiriyenka geçen sene de onun yanındaydılar. Bu sene Mikel Nieve de var. Team Sky'da soru işareti Bradley Wiggins. Her takımın mutlaka TdF kadrosunda yer vereceği Wiggo'yu Team Sky'ın "takım uyumu" adına kadronun dışında tutacak olması yazık. Wiggo en kötüsünden düz yolda ve yokuşların başında muhteşem bir domestik olabilirdi. Dünyanın en iyi 5 bisikletçisinden birini, üstelik de formunun zirvesindeyken TdF kadrosuna almamak çok büyük bir lüks ve Fransa Turu’nda böyle hovardalıklara bence yer yok.


Wiggo'yu satanı biz de satarız!!


SA: Peki Nibali, Valverde veya bir başkasının kazanma şansı hakkında ne düşünüyorsun?

SG: Fransa Turu'nu Chris Froome veya Alberto Contador dışında biri kazanırsa çok şaşırırım. Bunun gerçekleşmesi için bu ikisinin yarış dışı kalmaları veya ciddi sorunlar yaşamaları gerekiyor. Görünen o ki, şimdilik, diğer tüm iddialılar bu ikilinin bir boy gerisindeler. Vincenzo Nibali –geçen hafta İtalya şampiyonu olmasına karşın- geçen seneki formunda değil. Bir türlü ciddi forma giremedi. Kendi de söylüyor. Bu sene TdF'da hüsran olup takımdan ayrılır gibi haince bir tahminde bulunayım.

A. Valverde ise Eusebio Unzue'den torpilli olarak katıldığı son Tour'da. Aslında burada Quintana'nın olması gerekiyordu ama Unzue hem Kolombiyalı'yı Giro'da denemek hem de Alejandro'ya bir son bir şans daha vermek istedi bence. Valverde yüksek dağ etaplarında hiçbir zaman ortalığı yıkıp geçemedi. Zaman karşısı da çok üst düzey değil. Ama bu seneki her yarışında ses getirdi. Roma Maxima ve Fleche Wallonne'u kazandı biliyorsun. Valverde birkaç yıl daha götürür ama Vuelta hariç artık Büyük Turlar'da şampiyon olamaz.



İspanyol Üçlemesi'nin diğer iki ayağı: Valverde ve Purito


Valverde gibi artık fırsatı azalan diğer bir İspanyol da Joaquim Rodriguez. Purito bu sene Giro'yu hedeflemişti ama düşüp yarıda bırakınca alıcılarını Tour'a çevirdi. Tek bir ITT olan 3 haftalık turda da kazanamazsa nerede kazanacak değil mi? Ama birkaç yıl önce kendisine ilştirdiğim lanet geçerli olacak. Ardennes pavélerinde düşüp bir yerini kırmasın da kazanmasın ben razıyım. 



SA: Pavéler demişken etaplardan “bu kaçmaz” dediklerin hangileri?
SG: Fransa Turu’nun şanı için elbette açılış etabı demek lazım ama ben 2.Etabın çok ilginç olacağını bekliyorum. Daha doğrusu “umuyorum”. İrili ufaklı 9 kategorize yokuş var ve başka yokuşlar da var. İyi bir kaçış grubu işi götürebilir diyeceğim ama GK favorisi takımlar atmaca gibi olacaklardır. Eğer bu etabı adı konmamış şekilde nötralize etmezler ve kıyasıya yarışırlarsa (Giro’daki İrlanda etaplarının ne kadar yumuşak geçtiğini hatırlayalım) ortalık kan gölüne dönebilir. Tinkoff ve Contador sürprizi sever. Ekrandan gözümü ayırmayacağım. Manzaralar da muhteşem olacak.
Sonra dümdüz bir parkur olmasına karşın 5. Etabı seyretmek gerek. Yaz ortasında Paris-Roubaix seyreder gibi olacağız. Purito pavé üstünde ayakta kalabilir mi göreceğiz. Mutlaka birinin başına bir bela gelecek.
Fransa Turu hep Alpler ve Pireneler üstünden gider ama nadiren uğradığı Vosges Dağları da güzel yarış olanakları sunar. 8. Etabın son kısmında ilk ciddi yokuşlar var, üstelik zirve finişi. Hemen ertesinde de Vosgeslar’ı bitirmek için çok zor bir etap var. Bolca yokuş çıkıp inilecek ama son zirveyle Mulhouse’daki finiş arası 50 km’lik iniş ve düzlük etabın havasını kaçırıyor.
10. Etap’ta ise Planche des Belles Filles var. 2012’de Froome bu yokuş finişinde Wiggo’dan izin alıp etabı kazanmıştı hatırlarsan. 14 Temmuz şerefine çok güzel etap koymuşlar. Ben bile işi kırarım gibi geliyor.
13. Etap Chamrousse yokuşuyla bitecek. 18 km ve %7.3 ortalamalı bir HC. Etabın yarısından itibaren kaçmaz. O cuma işten erken çıkılır. Tabii 14. Etap da, hafta sonu olduğu için, yokuşlu güzel bir şey olmuş. maksat TV reytingleri artsın. 
Son hafta Pireneler'de hepsini seyretmek gerek. Belki 19. Etabı pas geçebiliriz ama geri kalanlar ve ITT mutlaka seyredilmek zorunda.  

SA: Başka kimden bahsedelim? Dark horse adayın var mı?

SG: At yarışı jargonuyla konuşursak Froome ve Contador favori, Nibali, Valverde ve Rodriguez plase, Talansky ve Van Garderen de sürpriz olur diyebiliriz. Ama Fransa Turu at yarışı gibi olmuyor ve genelde iş sürprize pek kalmıyor. Ancak İngiltere etaplarındaki hava ve yol durumu ve Ardennes Ormanı olası sürprizler taşıyorlar. 2010'da Frank Schleck'in düşüp omzunu kırdığını hatırlayalım. Bu olasılığı da dikkate almak gerek.

Paris'te Sarı Mayo'yu giymese de yarış boyunca dikkat çekecek ve klasmanda önlerde yer almasını beklediğimiz sporcular olacak. Çok isim çok olduğundan hızlıca ve birer cümleyle geçeyim:

Tejay  VanGarderen formunu hala bulamadı, bu seneki Tour performansı onun için çok kritik olacak. Eğer geçen sene gibi bu yıl da şişerse geçmiş ola. İyi bir takımla geliyor, herkes ona çalışacak;  "make or break" senesi.

Ag2R son 3 Büyük Tur boyunca en agresif ve başarılı ekiplerden biri oldu. Burada da Romain Bardet ve J-C. Péraud ile GK, Riblon ile de etap/Puanlı Mayo kovalayacaklar. Bardet burada, Warren Barguil de Vuelta'da dikkatle seyrececeğimiz arkadaşlar.

 FdJ ve mahzun prens Thibaut Pinot için yeni bir deneme daha. Arnaud Demare’ın sprint treni için kaç kişi ayrılacak bilmiyorum ama sprint finişlerin takım için önemi Pinot için hayırlı haber değil. Jeannesson ve Delage dışında pek domestiği kalmıyor. Kendi yağıyla ne kadar kavrulursa artık.



Son Fransız umut: Thibaut Pinot


Trek'te Schleck Kardeşler var. Onlar için öyle çok yazıp konuştum ki bu kez "susma hakkı"mı kullanıyorum. Cancellara ve OPQS'den Tony Martin'in ITT savaşı harika olacak. Haimar Zubeldia "Benim Schlecler'den neyim eksik?!!" diye söylenecek. Bir de Andy Schleck bu sene ilk 20'de bile yer alamayacak bence ;-).

Lampre iki başlı geldi. Dünya Şampiyonu Rui Costa ve Chris Horner. Horner araba çarptıktan sonra formunu kazanmaya çalışıyor. Olmazsa Vuelta'ya kayabilir. Rui Costa ise gökkuşağı mayoyla son derece sessiz bir yıl geçirdi. Kendini göstermesi gerek.

Belkin'de Bauke Mollema'yı söylemeliyiz. Baş sponsorun sezon sonunda ayrılacağını açıklamasıyla Mollema başka takımlarla görüşmeye başladı bile. Özel bir performans yakalarsa en bi “Dark Horse” kendisi olabilir.

Lotto-Belisol'den Jürgen van den Broeck da Dauphiné'de çok iyi gözüktü. Ama üç hafta bu formunu sürdüremiyor oluşu en büyük handikapı. Diğer Belçika takımı OPQS'in genel klasman lideri Michal Kwiatkowski. Ama Kwiatkowski hem tam anlamıyla bir GK koşucusu değil, hem de Klasik sezonundan bu yana formunu geri kazanamadı. Dauphiné'deki kötü sonuçtan sonra virüs taramasından da geçti ama daha sonucunu alamadık. Kwiatkowski'nin muhteşem bir Klasikçi olacağını umuyor, Büyük Turlar'da kendini heba etmemesini naçizane tavsiye ediyorum.



Michal Kwiatkowski


Genel Klasman'la ilgilenmeyen takımlar ise Orica, Giant Shimano, Europcar, Cannondale (Damiano Caruso var ama...). Oturup Sagan, Cavendish ve Kittel’den de bahsetmek lazım ama geç oldu.  Hesabı öde de Belçika-Amerika maçını kaçırmayalım.

8 Temmuz 2013 Pazartesi

İlk Hafta Notları - Fransa Turu 100




Fransa Turu'nun ilk dinlenme gününe geldik. Hem bizim Korsika yolculuğu , hem de, ailemizde yaşanan ani ve çok üzücü bir vefat nedeniyle ilk dokuz etabı hep göz ucuyla seyredebildim. İlk haftaki kayda değer noktalardan kısa kısa bahsedeyim: 

  • Korsika Grand Départ projesi başarıya ulaştı. Fransızlar'a biraz şüpheyle yaklaşan yerel halk yarışı çok benimsedi. Porto-Vecchio yolunda, 4 saat önceden iskemlesini yolun kenarına yerleştirmiş orta yaşlı bir çift bu bunun en güzel işaretiydi. Etap başlangıç ve bitişleri tıklım tıklımdı. Sprint etaplarının sıkıcılığından şikayet eden seyirciler ve TV izleyicileri, adanın topoğrafyası ve organizasyonun ilk etaptaki beceriksizliği yüzünden, her üç gün de heyecanlı yarışlar izlediler. Bastia'da OricaGE otobüsünün finiş takının altına sıkışması ve sprint öncesi meydana gelen kaza ilk etabı hareketlendirirken, Ajacciao finişinde Jan Bakelants'ın zeki ve riskli atağı ikinci etabı seyretmeye değer kıldı. Calvi'de biten etapta da, yokuşlar nedeniyle asıl sprinterlerin geride kalması klasik etap sonunu önledi ve Simon Gerrans'ın yarışı kazanmasını sağladı. 
  • Yarışın en güçlü dört sprinteri de ilk haftada etap kazanmayı başardılar. Cavendish, Greipel, Kittel ve Sagan kendilerine en uygun etaplarda başarıya ulaşıp üstlerindeki baskıyı attılar. Cav ve Sagan ikişer etap kazanabilirlerdi ama parkur ve son kilometrelerdeki şanssızlıklar buna izin vermedi; onların kaybı yarışın ve diğer sporcuların kazancı oldu. Yeşil Mayo savaşı, yine ilk haftaki parkuru nedeniyle peter Sagan'ın üstünlüğüyle geçiyor ama ikinci hafta saf sprinterlere daha uygun etaplar var. Greipel ve Cavendish'in bu farkı kapatmaya başlamasını bekliyorum.


Yeşil Mayo Klasmanı (9. Etap)

1. Peter Sagan: 234 puan
2. Andre Greipel:141 puan
3. Mark Cavendish:128 puan



  • Fransa Turu'nda uzun zamandır ilk defa hiç kaçış olmayan bir etap izledik. Montpellier'de biten 6. Etap'ta, Luis Angel Mate'nin (COF) kısa süren denemesi dışında, mistral rüzgarı kaçış heveslilerini durdururken, sprint takımları da tempoyu yüksek tutarak yarışı hep kontrol altında tuttular. 
  • İlk 9 günde birçok GK iddialısı ismin geride kaldığını gördük. Yarışın sert başlaması ve devam etmesi, Team Sky'ın Froome'un yeteneklerine geçen seneki liderden daha güvenli olduğu gözüküyor. Diğer takımlar da Sky'ın üstünlüğüne çare bulmak hevesi içinde olunca, özellikle 8. ve 9. Etap'ta ortalık dağıldı. Jurgen vd Broeck (LBS) ve Janez Brajkovic'in (AST) kazalar sonucu yarış dışı kalmasıyla başlayan yaprak dökümü, bugün itibarıyla birçok sporcunun GK amaçlarını yok etti. Hayal kırıklığı listesini, sıralamadaki yerleri ve Froome'dan yedikleri farklarla beraber şöyle koyalım: 
106. J.Coppel (SOJ).............. +1h12'40"
72. C. Le Mevel..................... +50'40"
56. T.Danielson (GAR)........... +40'24"
51. T. VanGarderen (BMC)..... +35'01"
47. T.Pinot (FDJ)................... +31'31"
41. R.Hesjedal (GAR)............. +26'08" 
40. H.Zubeldia (RSLT)............ +25'53"
33. R.Porte (Sky)................... +18'30"
32. R.Gesink (BEL)................. +16'55"
26. P.Rolland (EUR)............... +12'34"
22. A.Talansky (GAR)............ +9'35"
16. C.Evans (BMC)................ +4'36"
15. A.Schleck (RSLT)............ +4'00" 



Genel Klasman - 9. Etap

  

  • En büyük şoku Tejay VanGarderen yaşarken, neden bu derece kötü bir yarış çıkartttığını kendisinin de bilmiyor oluşu kayda değer. Daha 23 yaşında olmasına karşın, tüm ulusun beklentilerini üstlenen Thibaut Pinot da Col de Pailheres (8. Etap) inişinde tempoya ayak uyduramaması ve geride kalması nedeniyle moralman dağıldı. Pinot dün de fark yiyerek geçen seneki derecesine ulaşamayacağını gösterdi. Bu sezon kazalardan başını alamayan Ryder Hesjedal, Giro'dan sonra Tour'da da yerden kalkamayınca 26 dakika geri düştü. Garmin-Sharp'ın dört başlı GC takımından sadece Dan Martin ümitvar durumda. 
  • İlk 9 günün, benim açımdan, en olumlu sürprizi Andy Schleck oldu. Andy Boy, abisinin kontratının yenilenmeyeceği haberini almasına rağmen, moralini bozmamış gözüküyor. İki yokuş etabında da çok zaman kaybetmemeyi başardı. Kendisinden alışılan seviyede olmamasına karşın şimdilik durumu iyi. Elbette çarşamba günü Mont Saint-Michel'deki TT onun için kritik olacak. Yarışı ilk 15'te bitirirse yazımı oturup yiyeceğimi söylemem ne kadar büyük bir riskmiş şimdilik belli değil. Fakat Schleck, ilk dinlenme gününe 15. olarak girerek bana bir uyarı mektubu vermiş durumda. Genç Lüksemburglular rahatsız, gerginlik had safhada... 
  • Bauke Mollema ve Laurens Ten Dam Belkin adına harika işler yaptılar bu 9 günde. Yarışı 3. ve 4. sırada götürüyorlar, bundan iyisi Şam'da kayısı.. 
  • Team Sky, 2 günde iki farklı profil çizerek ağzımı açık bıraktı. Ax 3 Domaines etabını makina düzeninde, süper bir tempoyla koşan takım Kiriyenka, Kennaugh ve özellikle R.Porte'un süper çalışmasıyla Chris Froome'a Sarı Mayo'yu getirdiler. O gece Sky'a düzülen methiyeler yandaş medyanın bağzı politikacılara düzdüklerin aratmadı gerçekten. Fakat dün aynı takım yaprak gibi dökülürken daha ikinci yokuşta Froome izole edildi. Vasili Kiriyenka zaman limitinin dışında kalıp elenerek takıma büyük darbe vurdu. R.Porte da kendinden beklenmeyecek ölçüde kötü bir etap geçirdi. Sky'ın 2012'deki gibi, 1-2 bitiremeyeceği anlaşıldıktan sonra Porte domestik görevine daha iyi sarılacaktır. Dinlenme günü İngiliz takımına tam zamanında yetişti. 2. hafta da toparlanmaya çalışacaklar. 
Chris Froome Ax 3 Domaines'de Sarı Mayo'ya kavuştu

  •  Movistar elinden geleni yapmasına karşın Chris Froome'un gücü karşısında dün boyun eğdiler. Unzue'nin çocukları kitaptaki her numarayı çektiler. Aslında plan başarıya ulaştı. Froome 100 km boyunca izoleydi ama yarışın en kuvvetli sporcusu olması nedeniyle zaman farkı yememeyi başardı. Burada Saxo-Tinkoff ve Contador'un da Movistar'a yardım edemediğine dikkat çekmek gerek. Roman Kreuziger'in, üstündeki takım lideri baskısını attıktan sonra mükemmel bir baş-domestiğe dönüşmesini gördük ama Saxobank genel olarak çok iyi bir takım olmasına karşın Alberto aynı seviyede gözükmüyor. Dün o da güçlü olsaydı, Movistar ve Saxo beraber ataklarla Froome'u çökertebilirlerdi. Sonuçta bu iki takım açısından dünün kazanımı Porte'un GK listesinden düşmesi (ne avantaj sağladığı tartışılır) ve Valverde'nin ikinciliğe yerleşmesi (contador için bu da bir avantaj değil).
  •  "A Star Is Born" filminde Nairo Quintana'yı izlemeye başladık. Kolombiyalı çarşamba günü iyi TT çıkarırsa Froome'a zor anlar yaşatacak. beyaz mayo'yu paris'e kadar taşıma olasılığı yüksek. Dün Horquette d'Ancizan'da Froomie sadece Quintana'nın ataklarına cevap verdi, bu ayrıntıyı not etmek lazım. 

Le Tour de France, yarın klasik bir sprint etabıyla devam edecek. Çarşamba 33 km'lik bireysel saate karşı etap var. Bunun sonuçları yarış için hayati önemde. Valverde ve Contador, Froome'dan oldukça kötü bir derece yaparlarsa, İngiliz yarış sonuna kadar idare edeceği bir zaman farkı elde edebilir. Bu kritik etap için sayın patronumun Türkiye'ye gelmesi de ayrı bir hoşluk(!). Gitti canım yarış...


6 Temmuz 2013 Cumartesi

Bayandan 2013 TDF ve Korsika Anıları

Beyaz yakalıların yıllık izni ne kadar kıymetlidir bilirsiniz. Hele yaşınız ilerlemiş ve gezmek istediğiniz yerler bitmemiş ise.. Korsika’nın yelkenciler için bir cennet oluşu ve 2013 Fransa Turu’nun buradan başlaması yıllık iznimizde ne yapacağımızı belirlemişti.

Korsika’ya İstanbul’dan direk uçuş yok. Air France, Marsilya veya Paris aktarmalı uçuşlar ile adanın Calvi ,Ajaccio ve Bastia şehirlerine gidiyor.Aynı zamanda ‘Corsica Ferries’ ile Nice veToulon’dan yine Korsika’nın bu üç kentine ulaşım var. Biz hem maliyet hem de uçak ve feribot saatlerini ayarlamanın zorluğu nedeniyle Ajaccio’ya  uçmayı tercih ettik. Biletlerimizi de ta geçen  Kasım ayında satın aldık!! 

Korsika’nın batısında, adanın ortasına yakın  Ajaccio şehrinde kalmaya karar verdik. Bunun nedeni, TDF etaplarına en kolay buradan ulaşacağımızı hesaplamış olmamızdı. Korsika, idari açıdan, merkezi Bastia olan Yukarı Korsika ve merkezi Ajaccio olan Güney Korsika diye iki bölgeden oluşmakta. Ada 1.000km’lik kıyısı ve 2.000mt’nin üzerindeki tepeleriyle muhteşem bir doğaya sahip. Adanın orta bölümü tamamen yüksek tepelerden oluşuyor.Yollar tünel açılmadan, doğayı koruyarak yapıldığından, şehirler arası yolların uzunluğu kuş uçuşu mesafeden çok fazla.Örneğin, Ajaccio-Porto Vecchio’nun kuş uçuşu mesafesi 60km iken, araba ile gidilebilecek en kısa yol 140km!!Bu 140km de,virajlı bir yol olduğu için yaklaşık 2,5 saat sürüyor. 

TDF Porto-Vecchio  Bastia etabının startına gitmek için bir heyecan sabah 6:30’da kalktık.Startı kaçırmayalım diye kahvaltı yapmadan arabaya atladık ama GPS’i ayarlamadan çıktığımız için Ajaccio içinde  dört döndük ve otelde unuttuğumuz harita ve arabanın evraklarını almak için otele geri döndük..7:30 gibi Ajaccio’dan Porto-Vecchio’ya gidiş yollarını keşfetmiştik.. 

Porto-Vecchio’ya saat 10:00 gibi varıp hemen limana yöneldik. Ama,  akreditasyon ile ilgili belgeleri veren feribotun bir önceki gece  Bastia’ya hareket ettiğini öğrendik.Tour Village denilen, basın ve davetlilere ayrılmış bölüme tel örgülerin arkasından bakıp, bariyerlerin ardından bisikletçilerin takım otobüsleri ile start’a gelişlerini izledik.  Akreditasyon ile ilgili print ettiğimiz mail ile TDF Village’a bir kez daha girmeyi denedik maalesef yine kibarca kovulduk. Bu moral bozukluğu nedeniyle Sarper ile birbirimize sataşabiliriz endişesiyle bir süreliğine ayrıldık. Ben Porto-Vecchio marinasında kurulan TDF Village’ı ve ekip otobüslerini kamerama en iyi alabileceğim açıyı aramaya koyuldum.Marinadan biraz uzakta küçük bir tepede kendimce iyi bir açı yakaladım. Burada kentin yerlisi yaşlı bir karı koca ile tanıştım. Meğer bizim Anadolu köylülerine benzeyen bu çiftin bahçesindeymişim. Bana iskemle getirdiler, Fransızca bir şeyler söylediler ama ben anlamadığım için ‘Orövuar’ deyip  yanlarından ayrıldım. 
Küçük tepeden Porto-Vecchio ve takım otobüsleri
Porto-Vecchio marinasında, TDF’ı sunan Daniel Mangeas’ın sesi yükselmeye, yavaş yavaş bisikletçiler takım otobüslerinden inmeye başlayınca panik halinde Sarper’i aramaya başladım. Sarper’in imza töreninde olduğunu öğrenip ben de onun yanına gittim.TDF imza töreni halk ile bisikletçilerin en yakın olduğu nokta, hele en ön sırayı kapabilirseniz.. Daniel Mangeas, nefes almadan, kendine özgü tonlaması ile imza atmaya gelen bisikletçileri tanıtırken halkın tezahüratları arasında bol fotoğraf çektim.Önümde boyu 2mt, kolları 1,5mt  bir adam olmasaydı daha iyi fotoğraflarım olacaktı..  
Soldaki kol olmasa güzel bir Contador fotosu
Mark Cavendish Porto-Vecchio'da imza attıktan sonra

Bisikletçileri sadece üzerinde sarı,yeşil,puanlı ve beyaz mayo varken tanıyabilen ben, TDF’ın ilk yarış günü kimsede daha bu mayolardan olmadığı için çok zorluk çektim. Contador, Valverde,  Evans, Froome,  Cavendish, P. Gilbert, R. Porte, M. Kittel ve Greipel istisna!! Contador’u esmer yüzü ve tipik vücüt yapısıyla, Valverde’yi kirli sakalı,Cadel Evans’ı yüzünün geniş hatlarıyla ayırt edebiliyorum. Chris Froome’u uzun buyu ve sıska kollarıyla, Cavendish’i İngiltere yol şampiyonu formasıyla,Philippe Gilbert’i bozuk cildiyle,Porte’yi kısa boyuyla,Marcel ve Greipel’i ise adaleli iri Alman yapılarıyla hemen tanıyabiliyorum..Bir de J.J Cobo..Elinde eldiven olmayan  yarışçılardan biri.. 2008 senesinde Türkiye turunu izlemeye gittiğimizde yarış sonrası Juan Jose Cobo’dan eldivenlerini istemiştim. Cobo bana İspanyolca bir şeyler söylemişti ve tonlamadan olumsuz bir cevap olduğu belliydi. Ben ‘Ne kadar kaba adam, eldivenini vermek istemiyor, takımda yüzlerce Saunier Duval eldiveni vardır..’diye düşünürken yanındaki Klöden onun eldiven takmadığını  söylemişti.. 

Yarışlarda fotoğraf çekme merakım ilk MTBTR.com(twitter@MTBTR) “acar muhabir” sıfatıyla 2007 Kapadokya MTB Avrupa Şampiyonluğu ile başlamıştı. Burada Junior klasmanında yarışan ve finişe toz toprak ve kan revan içinde geldikten sonra matarasındaki suyu yüzüne dökerek gözlerini açmaya çalışan bir bisikletçinin durumu beni çok etkilemişti. Onun fotoğrafını çekmiştim. Yıllar sonra o genç  bisikletçi dünyanın en iyi sprinterlerinden biri oldu: Peter Sagan!! Porto-Vecchio’daki imza törenindeki Peter Sagan artık çok ünlü bir yol bisikletçisi idi ve tanıması çok kolaydı!! 
2013 TDF Porto-Vecchio Peter Sagan
2007 MTB Kapadokya Avrupa Şampiyonluğu - Peter Sagan 
Açılış seromonisinde,  hava akrobasi gösterisini izledikten sonra, kalabalığı yararak Start’a doğru ilerleyip kameranın zoom’u sayesinde  bisikletçilerin bekleyişini resmettik.
Porto-Vecchio start alanı

Bisikletçiler gittikten sonra, sabahtan beri aç ve susuz dolaştığımızı,  saatin de 12:30 olduğunu fark edip, marinadaki ‘Le Bistrot’ restoranında güzel bir öğlen yemeği yedik. Ben hafif  şeyler yemek istediğimden deniz ürünleri salatası söyledim,muhteşemdi..Sarper deniz ürünleri Carpaccio’su yedi,o da harikaydı.. Restoran herkese tavsiye edilir. 

Porto-Vecchio’nun sevimli eski şehrini birer dondurma alıp gezdikten sonra 30km uzaklıkta olan Bonifacio’ya gittik. Öğleden sonra herkes siestada olduğu için  çok tenhaydı. Bonifacio beni Porto-Vecchio’dan daha çok etkiledi. Şehir denize uzayan ince uzun bir yarımada ile karayı yaran yine ince uzun bir çok koydan oluşuyor. Bonifacio’da yaklaşık dört saat kaldık.Yarımadayı, eski şehrin içine girerek, harika manzaralarını seyrederek çok rüzgarlı bir günde gezdik. Şehir, Korsika’nın Sardunya adasına en yakın noktası durumunda.Sardunya adası rahatlıkla gözüküyor. Daha önceden gözüme kestirdiğim ’Kissing Pigs’ restoranında, saat erken olduğu için yemek servisi başlamamıştı. Çok istediğim halde yemek yiyemedik. “Chez Denis” adlı eşek eti satan bir kasaba rastladık... Bonifacio’da motor turu yaparak yarımadanın etrafındaki eski şehri ve doğasını seyretmek gerekir. Zamanımız olmadığı için falezleri ve doğayı ancak şehrin içinde bulduğumuz açılardan seyredebildik ..Yine de muhteşemdi.. 
  
Bonifacio yarımada üzerindeki eski şehir ve koyu

Bonifacio yelkenli cenneti

Bonifacio ve falezleri

TDF Bastia-Ajaccio etabı bize ilaç gibi geldi. Ajaccio’daki ‘Mega Smeralda’ feribotunda akreditasyon işini halledip, kartlarımızı boynumuza astıktan sonra sticker’ımızı da arabamıza yapıştırıp, saat 14:00’den itibaren halka kapatılan Ajaccio yollarında yarışın son km.lerini ve finişi keşfe çıktık. Finişe sadece tekne ile gidilebildiğini öğrenince arabamızı basına özel ayrılan  park yerine bırakıp tekne için sıraya girdik. Ancak akreditasyon işi ve tekne sırası buradaki iki cümle kadar kolay olmadı. 

Akreditasyon ve DG

Sonunda akreditasyon sahiplerinin binebildiği tekne bizi finiş alanında kurulan TDF Village’ına getirdi.TDF Village’ı Napolyon Bonapart’ın gömülmek istediği  ‘Sanguinaires’ Adaları’na yakın bir yerde kurulmuş, çeşitli bölümlerden oluşuyordu. Bölümler,akreditasyon sahiplerini sınıflandırıyor.Bu sınıflara göre yarışı izleyeceğiniz yer belirleniyor.Bizim yerimiz finiş çizgisinden  uzakta muhabirlere ve  fotoğrafçı olmayan basın mensuplarına ayrılan yerdeydi.Buranın yanında, finiş çizgisine daha yakın ve parkurun üzerinde durabilen fotoğrafçıların yeri bulunmakta.Fotoğrafçıların yanından finiş çizgisine kadar ise VIP ve yeme içme yerleri var. TDF Village VIP bölümünde, kontrol açığının olduğu bir noktadan dalıp Ajaccio’daki finişi çok güzel bir açıdan seyretme imkanı bulduk!! 2.etabın birincisi, Sarı Mayo sahibi Jan Bakelants’a tebrikler! 

Jan Bakelants ve Sarı Mayo
Ajaccio finişe geliş,dönüşte sıkıntı var.

Tour Village Ajaccio finiş

Etap sonrası şehrin merkezine gitmek için gelen tekneye binmeden önce verdiğimiz savaşı anlatmam gerek. Gün boyunca belli saatlerde, şehir merkezinden  Village’a akreditasyon sahiplerini taşıyan tekneye, yarış bitince  şehir merkezine gitmek isteyen yüzlerce insan binmeye kalkınca, olay batmak üzere olan bir gemiden filikalara önce kim binecek haline geldi. Bu durumu fark eden TDF organizasyonu basında olumsuz bir haber çıkmasını önlemek için civar botları da bu olay içine sokup  akreditasyon sahibi basın mensuplarını 5’er 10’ar  öne almaya başladılar. Ancak 100’lerce kişinin bulunduğu sıradan öne geçmek  üzere önümdeki insan duvarını yarabilmek için fiziksel güç yetmiyor. Aynı zamanda  demir bariyerlerin üzerinden  mini etekle frikik vermeden atlamak için de medeni cesaret gerekiyordu. Ancak Sarper’in bulunduğu yerdeki  bariyer açılıp, basın mensuplarını tekneye çağıran TDF ekibine doğru yürüyen kocamı görünce hem fiziksel güce hem de medeni cesarete sahip olduğumu gördüm ve kendimi iskele üzerinde tekneye doğru koşarken buldum. Sonunda  tekneye binmeyi başarmıştık.. 

TDF 3.Etabının bizim için özel bir yeri var. Ajaccio-Calvi etabında hem start’ı hem de finişi seyredeceğiz. Ajaccio start’ına gitmeden önce, bizim otelde kalan Cannondale ekibinin kahvaltı için restorana inip inmediğini kontrol ettik. Restoranda kimseyi göremeyince direk  Ajaccio merkezindeki Place Miot’a yola çıktık. TDF Village’da şarap ve jambonlu sandviç yiyerek yaptığımız kahvaltı sonrası kendimizi alışverişe verdik. Bu tip organizasyonlarda maalesef  sadece erkeklere ve çocuklara hitap eden ürünler satılıyor.Bayanlar için,  hele benim gibi XS giyen biri için hiçbir ürün bulunmuyor. Ama kadınların ne kadar ısrarcı olduğu unutulmasın, kendime 16 yaş için satılan bir sarı mayo satın almayı başardım!! 

Start öncesi alışverişi tamamladıktan sonra takım otobüslerinden inip, imza atmaya giden bisikletçilerin yanına gittik. Ajaccio start’ı öncesi Chris Froome ile çektirdiğim fotoğraf ve start çizgisinde AC/DC dinleyerek yarışın başlaması bekleyen bisikletçiler arasında duruşumu  bu seyahatin en güzel anları!! Akreditasyon sayesinde start alanındaki bisikletçilerin arasına girme hakkımızı görevlilerin tüm ‘’Madame!!’ uyarılarını kulak arkası yaparak sonuna kadar kullandım.Start alanında Philippe Gilbert’i röportaj yapılırken, Chris Froome ve Rein Taaramae’yi start için geri sayımda beklerken izledim.

Chris Froome ve DG

Ajaccio Start öncesi Cadel Evans imza atmaya giderken
Philippe Gilbert ve Jan Bakelants Ajaccio start öncesi(Foto:SG)

Chris Froome ve Rein Taaramae Ajaccio start alanı.Froome'un kaskına dikkat!

Start sonrası bisikletçilerin arkasından Calvi’ye doğru yola çıktık.Ajaccio- Calvi arası kuş uçuşu 70km’lik mesafe olmasına rağmen,Korsika’nın doğası nedeniyle 165km yani yaklaşık 3 saat sürecek bir yol var. Ajaccio’dan giderken, adanın tam ortasında ve Korsika’nın en eski yerleşim yerlerinden biri olan Corte’den geçiliyor. Corte’ye gelene kadar çok virajlı ve uçurumlu yollardan geçiliyor.Bu yolları yarış sonrası hava karardıktan sonra geçeceğimizi düşünerek biraz ürperiyorum ama yapacak bir şey yok.. 

Calvi’de finiş alanına geldiğimizde bisikletçilerin son 30km’ye vardıklarını öğrendik. Ben kendime sakin,  kamera açısı çok güzel bir yer belirledim. Ancak tam önüme ‘TV France’in  kocaman kameraları ve benim üç mislim elemanı gelince bütün moralim bozuldu. ‘’Biraz ayıp olmuyor mu?’ deyince de ‘TV France bu! TDF’ı yayınlamakla görevli..Haydi anca gidersin..’gibi bir cevap aldım.Biraz afra tafra yapıp,kös kös biraz daha ön tarafa ilerledim. Bisikletçiler finişe geldiğinde çekeceğim resimlerde  seyircilere ait bolca el kol çıkma olasılığı  çok yüksekti..
TV France tarafından kovulmadan önce Calvi finişte DG
Calvi’de finişi fotoğraf makinasından seyrettiğim için, uzun süre kameramda yakaladığım Peter Sagan’ın etabı  birinci bitirdiğini düşündüm.Hatta ödül törenini seyrettikten sonra Sarper’e dönüp ‘Simon Gerrans’ın neden podyuma çıktığını bile sordum.Ödül töreninde en büyük tezahüratı bayrakları ile gelen Peter Sagan hayranları yaptı. Sagan yeşil mayoyu giyerken çığlık çığlığa ortalığı ayağa kaldırdılar. Etap sonunda sıcaktan ve yaptığımız kilometrelerce yolculuktan iyice yorulmuştuk.TDF Korsika Grand Départ’ı Calvi’deki finiş ile bitmişti..Biz de bitmiştik.. 
'Simon Gerrans Calvi'de neden podyuma çıktı?'

Yarış sonrası Calvi’nin eski şehrine  gidip, sokaklarında yürüdükten sonra marinaya indik. Calvi çok şirin bir şehir. Marina çevresindeki restoran ve barlar çok keyifli. Şehrin ara sokaklarında dolaşacak enerjimiz ve vaktimiz olmadığı için marinadaki bir barda cin tonik içerek  Fransa Turu’na veda ettik. 
Calvi Marina



Calvi Marina'da cin tonik ile TDF Korsika'ya veda(SG,DG)

Korsika’da parmak ısırtanlar: Ajaccio start alanı ve AC/DC eşliğinde başlayan etap! Bonifacio’nun doğası! Calvi’nin turkuaz renkli plajları! Ajaccio-Corte arasındaki uçurumlu virajlar! TDF Ajaccio finiş sonrası şehir merkezine gitmek için yaşananlar! Jan Bakelants’ın sarı mayosu! Chris Froome’la fotoğraf! TV ve fotoğrafçılara verilen ayrıcalık! Ajaccio’daki Neptune üçlemesi(restoran,plaj ve kedi)! Sarper’in çektiği Gilbert,Bakelants fotosu! 

Korsika’yı sadece tatil amaçlı görmek isteyenlere tavsiyeler: Adanın mutlaka görülmesi gereken şehirleri Bonifacio ve Calvi. Biz Bastia ve Porto’yu görmedik. İkisinin de görmeye değer yerler olduğu söyleniyor. Ancak Ajaccio ve Porto-Vecchio bir haftalık bir tatilde pas geçilebilir. Ajaccio’daki Napolyon Bonapart’ın evi benim gibi ev müzesi gezmeyi sevmeyenler için bir hayal kırıklığı olabilir.  İnglizce hiçbir bilgi yok, hep Fransızca. Müzeden çıktıktan sonra Korsikalılar’ın Fransızlar’la yüzyıllar öncesinden gelen sürtüşmeleri nedeniyle Napolyon’u sevip sevmediklerini bile anlayamadık.

Artık evimizdeyiz..TDF Etaplarını TV’den seyretmek de çok eğlenceli..(twitter:  @denizgunsal)