nibali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nibali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Temmuz 2014 Çarşamba

Yürüyedur Nibali!

Tour başlamadan önceki muhabbetten:

SA: Peki Nibali, Valverde veya bir başkasının kazanma şansı hakkında ne düşünüyorsun?

SG: Fransa Turu'nu Chris Froome veya Alberto Contador dışında biri kazanırsa çok şaşırırım. Bunun gerçekleşmesi için bu ikisinin yarış dışı kalmaları veya ciddi sorunlar yaşamaları gerekiyor. Görünen o ki, şimdilik, diğer tüm iddialılar bu ikilinin bir boy gerisindeler. Vincenzo Nibali –geçen hafta İtalya şampiyonu olmasına karşın- geçen seneki formunda değil. Bir türlü ciddi forma giremedi. Kendi de söylüyor. Bu sene TdF'da hüsran olup takımdan ayrılır gibi haince bir tahminde bulunayım.

Süper şom ağzımın sonuçlarını görüyorsunuz. Froome ve Contador'u bitirdim, Nibali de son günlerini yaşıyor gibi...Valverde'yi de halledersem rahatlayacağım...

Do not eat while riding!!!


Gerçekten çok acaip bir 10 gün geçti değil mi? Kırılan bacaklar, baş favorilerin yarış dışı kalması ve pek de şans verilmeyen Nibali'nin, cebinde iki etap zaferi ve Sarı Mayo'yla Richie Porte'un 2'23" önünde olması... "The race is Nibali's to lose". Hadi Türkçe'ye çevir. "Yarış kendisi kaybedene kadar Nibali'nin" desem? Oldu gibi. Nibali ondan ummadığım kadar formda. İki etap kazanarak müthiş bir özgüven de depoladı. Planche des Belles Filles'de Alberto'dan pek fark yemezdi diye düşünüyorum. Bu saatten sonra Porte ve Valverde'nin Nibali'ye atak yapmaları gerek yarışın sonuna kadar. Bu fark başka türlü erimez. Çok riskli bir plan ama yarışı kazanmak için başka çareleri yok. 

Nibali kazanırsa kimse "Chris ve Alberto yoktu da kazandı" demesin lütfen. Nibali silah çekip vurmadı adamları. Düşerek yarış dışı kalmak, son tahlilde bir hatalar silsilesinin sonucudur, beceriksizlik ve başarısızlıktır. Team Sky ve Tinkoff'un takımca sınıfta kaldıklarını gösterir. Astana, Orta Asya steplerinden gelen sertlik ve İtalyan oportünizmini birleştirmiş olarak canavar gibi gidiyor. Şimdilik :))

Ah-hah-haaaa! Zirvede tek başımayım!!

Sagan'ın Yeşil, Purito'nun da Benekli Mayo'yu bu andan sonra kaybetmeleri zor gözüküyor. Bardet ve Pinot'ya ne dersiniz peki? Dört Fransız ilk 10'da yer alıyorlar. Bayraklar çekmecelerden çıkmaya başladı ama bence Paris'te Romain Bardet ve J-C. Péraud dışında ilk ona girecek kimse yok gibi. Küçük Prens Thibaut Pinot hiç sevmediği yokuşu Pl. des B.F.'yi 2012'den çok daha iyi çıktı. Ama her an bir etapta geri düşüp 3-4 dk. kaybedecekmiş gibi duruyor. Keza Tejay (3'56") ve Van den Broeck da (4'18") "vulnérable" durumdalar (artık açıp bakın, yok bunun Türkçesi). Ayrıca etap için ataklar da başlayacak ve daha çok kaçış göreceğiz. 

Nibali'nin arkasındaki 13 yarışçı üç dakikanın içinde sıralanıyorlar. Bu da, muhteşem bir podyum mücadelesinin bizi beklediğini gösteriyor. Güzelliği en parlak yıldızda veya en yüksek ağaçta aramayın lütfen. Aşağılarda da nefesimizi kesecek şeyler var. Üstelik, mazallah Nibali de yarış dışı kalırsa süper bir yarışa geri döneriz. Ve o zaman Bardet'ye kazandırabilirler işte...

İyi seyirler!!


10 Temmuz 2014 Perşembe

Arenberg Sonrası Tour






Fransa Turu'nun dün koşulan beşinci etabı (Ypres - Arenberg - Porte de Hainaut) ciddi sonuçlara yol açtı. En büyük favori Chris Froome yarışı bırakırken diğer büyük favori Alberto Contador da toplam yedi pavé bölümde zaman kaybederek Sarı Mayo Vincenzo Nibali'nin 2'37" gerisine düştü.



Chris Froome 4. Etap'ta düşerek bileğini sakatlamıştı. Yağmur altında başlayan Ypres-Porte de Hainaut etabında, daha parke bölümlere gelmeden 2 kez düştü. Bunu bir gün önce sakatladığı bileğine bağlamak elbette mümkün. Hatta doğrusu bu olur. Ancak, Froome'un, TDF'a, mental olarak oldukça kırılgan şekilde başladığını da öne sürmek mümkün. Son iki ayda TUE (Therapeutic Use Exemption/tedavi kullanım istisnası) ile kullandığı kortikosteroid ve Dauphiné'de ekranlara takılan salbutamol fısfısının bayağı çalkantı yaratmıştı. Üstüne Wiggins'in takıma alınıp alınmaması konusu ve Dauphiné'de düşmesi dengesini bozmuştu. 

Birkaç kişiye Froome'un bu konudaki handikapları  olduğunu söyleyen bir mail atmıştım yarış öncesi (bu sayede şimdi atıp tutabiliyorum). Testi kırıldıktan sonra yol gösteren çok olur elbette ama Brailsford bu sabah "Ben neettim de Wiggo'yu almadım takıma!!?" diye olmayan saçlarını yoluyordur. Bradley Wiggins uyuz, pasif-agresif bir tip olarak insanı deli edebilir elbette ama onun beygir gücünden yararlanmamak kabul edilemez. Şimdi bekle ki Richie Porte genel klasmanda bir şeyler yapsın. Hem Brailsford hem de bu kararın alınması için çok baskı yapan Chris Froome şimdi ne düşünüyorlar acaba?




Contador'a bakarsanız da, dün çamurdan dolayı vites ayarları bozulmuş ve zincirini küçük dişlilere geçirememiş. Dalga mı geçiyorsun Alberto??? Yedek bisiklet, takım arabası, arkadaşının bisikleti? Asıl doğruyu söylediği yer sanırım "Düşeceğime 1 dakika fark yemeyi tercih ederim" kısmı olacak. Bence de öyle ama etap sonunda liderin 2'37" gerisine düşmesi affedilmez. Contador'un (Flecha hariç tüm İspanyollar gibi) pavé üstünde beceriksiz olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Halbuki 2010'da fena değildi. 

Alberto'nun sorunu sadece Nibali'yle olan zaman farkı değil. Contador'un önünde, geçmesi gereken daha birçok isim var:  Fuglsang, Kwiatkowski, vd Broeck, R.Porte, Talansky, Valverde, R. Bardet, van Garderen, Rui Costa, Th. Pinot ve Mollema. E bayağı yani... Dağlarda Contador'un tüm bu isimleri geçeceğine inanıyor musunuz? Nibali'nin istediği zaman süper başarılı bir savunmacı olduğunu 2013 Giro'dan hatırlıyoruz. Contador'un işi çok zor, belki de imkansız. Ama Alberto her şeyini ortaya koyacak ve bu da bize nefis etaplar izlettirecek. Daha bu hafta sonundan başlayarak hem de...




Bir paragraf da elbette Nibali'ye ayırmak gerek. Tour'dan 10 gün önceye kadar bu kadar kötü bir sezon geçiren Astana formalı birinin böyle şahlanması kaşların kalkmasına neden olabilir. Seçim sizin. Kaşı kalkmayanlar için Nibali'nin Dauphiné'den sonra çok iyi çalıştığını, İtalya şampiyonu olunca da morali ve kendine güveninin yükseldiğini söyleyelim. Her zamanki, risk almayı seven, "panache" dolu ataklarından biriyle 2. Etapbı kazanıp Sarı Mayo'yu giymesi, onu ve ekibini şahlandırmış olmalı. Dün ilk defa deneiği pavélerde son derece rahattı. Her sektörde arkadakilerle farkı açtı, Lars Boom'u kovalaması artık gerekmeyene kadar da peşinden ayrılmadı. Gerçekten Fuglsang ve Westra'yla beraber Nibali'ye çok büyük bir "chapeau!" Fransa Turu'nu kazandı diyemeyiz belki ama başkasının kazanmasını çok zorlaştırdı.





23 Ağustos 2013 Cuma

La Vuelta...Alçakgönüllü Münzevi



Vuelta yazısına oturduğuma göre yaz sonu yaklaştı demektir. Gölgeler uzamaya, günler kısalmaya başladı. Bu yaz mevsiminden hiçbir şey anlamadım. Haziran'ı zaten yazdan saymıyorum; bütçeyi tutturduk mı, bebeler sınıfı geçecek mi diye heba olan bir ay. Temmuz'u da Fransa Turu'na kurban verdik. Ağustos'ta da iptal edilen tatil planı yüzünden İstanbul'a takılı (tıkılı) kaldık. Ama Eylül'den umut kesilmez, bir şeyler olur illa ki. Olumlu düşünecek, pozitif olacaksın. Sonbaharın hüznüne kapılmamaya Vuelta yardım edecek. 

1995'e kadar takvim yılının ilk Büyük Tur'u olan Vuelta, o sene Eylül ayına atıldığından beri "multi purpose" bir tur haline geldi. Genç ve istidatlı etap yarışçılarının büyük sahneye ilk çıkışları, Dünya Şampiyonası'na hazırlanan pedalların form tutma yeri, doping cezası veya sakatlıktan dönen şöhretlerin, çok dikkat çekmeden kendilerini tartacakları bir platform özelliği sunuyor. Bu sene, Fransa Turu'nda hüsran olanlardan bazıları da karizmayı toparlamak için katılıyorlar. Eylül ayının hüznü ve Endülüs bozkırlarını da ekleyince, Vuelta 'ya kahvede pişpirikle gününü geçiren bir tekaüt muamelesi yapılıyor ama asla! Son 2-3 yıldır mükemmel mücadelelerin olduğu, şanlı şerefli bir yarış. 






Parkura Şöyle Bir Bakalım



Büyük Turlar'ın bu alçakgönüllü münzevisi bu sene 68. kez koşulacak. La Vuelta ülkenin kuzeybatısındaki Galiçya bölgesinde beş etapla başlayacak. Tour de France'ın sahibi A.S.O., Unipublic'e %50 ortak olduğundan beri, Vuelta'da bazı değişiklikler başladı. Biraz daha pazarlamaya, halkla ilişkilere dikkat ediliyor gibi. Hatta A.S.O., TdF'da yapmayı düşündüğü bazı değişiklikleri önce İspanya'da deniyor sanki. Geçen sene, Vuelta gece yapılan TTT ile başlamıştı hatırlarsanız. Bu sene de Fransa Turu gece (hadi peki "akşam" diyelim) koşulan Paris etabıyla bitti. TdF'ın "Grand Départ" diye adlandırdığı, yarışın seçilen bir bölgedeki 3 etapla başlaması alışkanlığı da bu sene Vuelta'ya ihraç edilmiş. Galiçya, Atlantik kıyıları daha zengin, iç kısımları ise tarıma dayalı bir ekonomi sonucu az gelişmiş, 2.8 milyonluk nüfusa sahip bir bölge. İspanya'nın yaşamakta olduğu derin ekonomik krizden etkilendiği için son zamanlarda pek keyfi yoktu, başkent Santiago de Compostela'daki hızlı tren kazasından sonra tam karalar bağladılar. Beş etaplık bisiklet bayramının bölgenin havasını biraz değiştirmesini umalım. 


Galiçya etapları

İspanya Bisiklet Turu'nda etaplar genelde daha kısa tutuluyor. Buna istisna ilk etaptaki takım saate karşı olacak. Son yıllarda, TTT'lerin daha kısa olmasına alışığız ama toplamda yalnızca iki TT olduğu için ses etmeyin (diğeri 11. Etap'taki 38 km'lik ITT). Takımlar Arousa Halici'nde bir tekneden start alacaklar (TDF/Porto Vecchio takım tanıtımı/podyuma tekneyle gelen sporcular. Çok yaratıcıyız valla!!!). İkinci etapta yarışın ilk zirve finişine tanık olacağız. 10 km ve %6.2 ortalamalı Alto de Monte da Groba in Baiona. Yokuşu çıkana kadar ancak okuruz! İlk 2 günde iki ayrı Kırmızı Mayo göreceğimiz kesin. Galiçya'daki 3. etap da yokuşla bitecek. tam bir sprint etabı gibi gözükmesine karşın sonuna bir Kat. 3 takmışlar. Zaten Vuelta '13, zirve finişi açısından bir rekor kıracak gibi gözüküyor. Toplamda onbir etap yokuşun tepesinde sonlanacak. Sprinterleri kaçıran da bu. 

Dördüncü etap dünyanın sonuna gidiyor! Harbiden... 186 km'lik inişli çıkışlı etap, kısa bir yokuş sonunda Finisterra "Etap Fin del Mundo"da huzura erecek. Bu gerzek Avrupalılar, anakaranın batıdaki her uç noktasına "finis terrae" (yeryüzünün sonu) adını veriyorlar. Fransa'da Finistere var, İngiltere'de Land's End var (hoş İngilizler "Avrupalı" denmesine bozulurlar ama biz işimize bakalım). Halbuki Avrupa'nın en batı noktası Portekiz'de (Cabo da Roca). Kolomb'un Hindistan'ı bulma saçmalığı kadar olmasa da idare eder bence... Bu AB'ye mi gireceğiz yani?? 


Dünyanın sonuna varıp hala bir sprint finiş görmemişsek, 5. Etap'ta muradımıza erebiliriz. Galiçya'dan ayrılıp Zamora bölgesine geçiyoruz. 168 km'lik etapta iki tane Kat 3. yokuş da var. Bir sonraki etap da Extremadura bölgesinin incisi Caceres'de sprintle bitecek. Ertesi gün ise Endülüs'te raks var. 194 km'lik parkur Sevilla'dan geçip Mairena de Aljarefe'de sprintle nihayet bulacak. Arka arkaya 3 etapla sprinterleri sakinleştiren Unipublic, sekizinci etabın sonuna koyduğu duvarla ortalığı bayram yerine çevirecek. 14.5 km'lik Penas Blancas* yokuşu (google "Beyaz Cezalar" diyor Türkçesi'ne?!) 970 mt irtifa kazanıyor. Genel klasmancıların gerçekten itişmeye başlayacakları yer burası. 9. Etap Valdepenas de Jaen'in %30'luk kısa rampasında son buluyor. Ciddi zaman kayıpları olabilir. Dinlenme gününden önceki son etap ise oldukça sert. Önce Kat.1 "Monachil" (8.5km-%7.7), sonra da "Especial" (HC gibi) sınıfında bulunan Alto de Hazallanas (15.5km-%5.5). % 5.5 dediğine kanmayın, son yedi kilometrenin ortalama eğimi %9.2... Muy especial!! 

10. Etap'tan sonra ilk dinlenme günü geliyor. Kafile uçakla Endülüs'den Aragon bölgesine geçecek. Lojistik kolaylığı da göz önüne alarak Tarazona'da yarışın tek ITTsi koşulacak. Kat 3. bir yokuş var, ilk bölüm çıkış, son kısım inişli (38.8 km). Nibali, Purito, Uran, Valverde kozlarını paylaşacaklar. Profil (parkuru tam bilemediğim için) GK'cılara uygun gibi gözüküyor. Ama iniş bölümünde güçlerini ortaya koyabilecekleri uzun düzlükler varsa TT uzmanları da iddialı olabilirler. Ertesi gün, TT'de dinlenmiş sprinterler için düz bir etap konmuş. Keza 13. Etap da yüksek tempolu bir sprint finişe sahne olacak bir profile sahip. 

14. Etap'ta Vuelta Pireneler'e doğru pedal basacak. Parkurun ortalarında Andorra'ya geçilecek. Bir adet ESP yokuş (26 km-%5.2), iki tane Kat.2 ve son olarak da bir kalem Kat.1 olmak üzere ceman dört tırmanışla yarış Collada dela Gallina'da bitecek. 2012'de burada biten etabı A. Valverde kazanmıştı. 15. Etap, İspanya Turu'nun en uzun parkuruna sahip. 232.5 km boyunca dört tane Kat.1 tırmanış var. Bunlardan biri Porte de Bales (evet Fransa'dayız). Andy Schleck'in meş'um "Chaingate" hadisesinin geçtiği yokuş. Etabın finişi Col de Peyragudes'de olacak ve burayı da çok iyi hatırlıyoruz: "Kaçan Valverde'yi kovalayan Chris Froome, ona yetişemeyen Bradley Wiggins'e ters ters bakıyordu" desem? 


Chaingate, TDF 2010
  
Froome ve Wiggins, Peyragudes 2012



Bir etap boyunca Fransa Turu'nun yakın geçmişindeki iki unutulmaz olaya referans veren Vuelta bence ketenpereye geliyor. Kendi yarışına, tarihine referans vermek varken insanlara yılın en büyük yarışını hatırlatmanın nasıl bir pazarlama stratejisinin parçası olduğunu biri açıklarsa çok sevinirim. Ama cep delik, cepken delik olunca, namerdin %50 ortaklıkla koyduğu paranın kölesi oluyorsun. Allah parasızlığın canını almadı ki!! 


Vuelta'da bu sene dağlar bitmiyor. Toplam 11 zirve finişi var. Arka arkaya dördüncü dağ etabı 9 Eylül'de koşulacak. Parkur kısa (147km) ama kısa yokuş etapları hareketli geçer. 3 gündür dağlarda helak olan bisikletçiler dinlenme günü öncesi olası ataklara direnmek zorundalar netekim. İkinci dinlenme gününden sonra sprinterlerin alabileceği sakin bir etapla Vuleta'nın kreşendosu başlayacak (Calahorra-Burgos, 189km). 17. Etap'ta yeni bir yokuş var: Pena Cabarga. 6 km ve %9.4 eğimle Angliru'nun küçük kardeşi gibi gözüküyor. Ama oraya gelmeden önce 4 yokuş kapısı daha geçilecek. Bu sene La Vuelta'da doping çıkmazsa çok şaşıracağım. Parkur müthiş sert hazırlanmış. Eylül ayının 13. Cuma'sı çok sert bir etap gibi gözükmese de son kısmında yine Kat.1 zirve finişiyle sonlanacak (Alto del Naranco: 6.1 km/%5.3). 

Ve geliyoruz Angliru'ya. Kendimi aslanların yiyeceği gladyatörleri seyreden Romalılar'a en yakın hissettiğim yerlerden biri bu yokuş. 12.2 km, %10.2. En sert bölümü %24 eğimli. Cehennemin ta kendisi. İlk kez 1999'da kullanıldı. Yağış altında çıkılan 2002 Vuelta'da, takım arabaları kaygan zeminde patinaj yapıp hareket edememişler ve yarışçılar patlak lastiklerle etabı bitirmişlerdi. Bana bu derece sert yokuşlar biraz abartılı geliyor ama seyir zevki açısından güzel olduğu su götürmez. Alto de L'Angliru bitene kadar yarış bitmiş sayılmaz. O 12 km'de insan 3-4 dakika bile fark yiyebilir. Ama yokuşun dikliğinden dolayı atak yapmanın (ve sürdürmenin) çok zor olduğu da bir gerçek. Favorilerden o gün havasında olmayan varsa podyumu bile kaybedebilir. 

Yarış, her zamanki gibi başkentte koşulacak şan ve şeref etabıyla son buluyor. Madrit sokaklarındaki yedi turun bitimiyle beraber Vuelta a Espana'nın yeni şampiyonu tarihe geçmiş olacak.

Kırmızı Mayo'ya Tedirgin Bir Bakış 


Neden tedirgin? E çünkü "aççık seççik" işaret edeceğimiz bir favori/favoriler yok. Üstelik bu kadar dağlık bir yarışta her şey olabilir. Liderlerden birisi kötü bir gün geçirse 2 dakika fark yemesi işten değil. Hesap kitaba gelmez bir durum. Ama ilk ağızda sayabileceklerimiz Vincenzo Nibali, A.Valverde, J.Rodriguez ve Sergio Henao olmalı. Gönül Henao'dan önce Rigoberto Uran'ı yazmak isterdi ama Uran OPQS'e transfer olduğu için Vuelta'da biraz "Judas" muamelesi görecek. Team Sky Sergio Henao'yu lider olarak getiriyor. Uran'ın uysal bir Kolombiyalı portresi çizip çizmeyeceği soru işareti... Ben Henao için çalışsa da -Quintana usulü- zirveyi zorlayacağını hatta etap kazanmak isteyeceğini düşünüyorum. Sky'ın Wiggo-Froome'dan sonra bir de Henao-Uran belirsizliği ile uğraşacak olması gereksiz bir baş ağrısı. 




Vincenzo Nibali çok iyi bir takımla geliyor Vuelta'ya. Ama sanırım Giro'daki form seviyesinin altında başlayacak. Brescia'da Pembe Mayo'yu giydikten sonra iki ay yarışmadı, ardından katıldığı Polonya Turu'nda ise resmen süründü. 2 hafta önce Burgos Turu'nda üçüncü olması bacakların tekrar çalşmaya başladığını gösteriyor fakat İtalya Turu'ndaki kadar motive mi emin değilim. Kesin favori diyemeyiz ama kazanamazsa eleştiri oklarına karşı durması gerek. Nibali'nin yakıcı bir hırsı yok. "Valla denedim olmadı, Fransa Turu'na bakacağım" diye kestirip atabilir de. Üstelik Eylül sonunda Floransa'da Dünya Şampiyonası var, B-planı hesabı onu kazanmaya çalışmak da Vuelta'daki olası bir başarısızlığı önemsiz kılar. Astana ise dağlarda Vincenzo'ya her tür desteği verebilecek kapasitede: Fuglsang, -düşmezse- Brajkoviç, Tiralongo, Vanotti, Kangert.... Daha ne olsun?  


Ben de kazandım
Nibali'nin ardından Fransa Turu gazileri Valverde ve Rodriguez iddialılar. Geçen seneyi 2. ve 3. bitirmişlerdi. Bu yüzden ikisini beraber düşünmek hoşuma gidiyor. Fuentes neslinin son İspanyolları'ndan. Bir nevi kader yoldaşı gibiler. İkisinin sohbetine dikiz atttığım güzel bir anım da var Ajaccio'da. Performanslarının, geçen sene gibi, birbirine yakın olmasını bekliyorum. Valverde ITT'de Rodrigez'den biraz daha iyi ama Purito da sert yokuş sprintlerinde Alejandro'dan üstün. Etap sonlarında zaman bonusu olması da Rodriguez'in lehine bir nokta. Geçen yıl son 150-200 mt'deki eforlarıyla 10'ar saniye kazanarak Contador'u uyuz etmişti. 

Purito katıldığı son 3 Büyük Tur'da podyumda yer almıştı artık en üst basamağı istiyor. Nibali'den sıyrılırsa bu mümkün fakat acaba Fransa'nın yorgunluğunu atıp forma girdi mi?? Valverde ise Grand Tour zaferleri ve podyumları olan bir isim olmasına karşın aynı soru onun için de geçerli. Üstelik bu kez yanında Quintana da yok. Yokuşlarda Eros Capecchi ve performansı üst düzeyde olması gereken Sylvester Szymyd'in çok iyi çalışmaları gerekecek. 


"E bende de var işte!!"
"Hadi len Purito..."


Geliyoruz Kolombiyalılar'a... Dave Brailsford Uran'ı geriye çekip Sergio Henao'yu ortaya sürdü. Anlaşılacak bir karar ama World Tour puanlarının gelecek seneye yansımasını düşünerek Giro ikincisine ket vurulması hoşuma gitmiyor. Uran lider olsaydı yarışı kazanma olasılığı çok yüksekti. Henao da çok iyi bir etap yarışçısı aslında ama sanki Rigo'dan hala bir tık aşağıda. Giro'da Wiggins için kaybettiği zamanlara karşın 16. oldu. Bask Turu'na üçüncü, Polonya'da beşinciliği var. Amstel ve Fleche Wallonne'da da dikkati çeken dereceler yaptı. Uran'ın milli hislerle ona yardım etmesine çok ihtiyacı var. Rigo "adam gibi adam" sıfatını hakeder mi yoksa kendi yarışını mı koşar acaba? Zis iz dı kuesçın! Henao'ya Kiryenka ve Cataldo da yardım edecekler. Bence genel klasmanı kazanamaz. Ama Giro 2014'de Sky'ın lideri olabilecek bir performans ortaya koyacak lakin o noktada da Richie Porte'ye tosluyor. Gelecek Vuelta'ya kadar homurdanacak gibi... 

Performansı merak edilen, hatta memleketimizde küçük ama tutukulu bir hayran kitlesine sahip bir başka "escarabajo" da 24 yaşındaki Carlos Betancur (Ag2R). Giro'daki beşinciliği onu da anmamızı gerektiriyor elbette. Takım desteği konusunda sıkıntısı var. Nocentini ve Pozzovivo'nun kendilerini düşüneceklerini varsayarsak, Carlos rakip trenlere yamanıp "değerli bir yalnızlık"tan iş çıkarmaya çalışacak. Aslan yeleli Betancur öncelikle etap kazanarak üstüne asılmaya çalışılan "Poulidor" etiketinden kurtulmak isteyecektir. 


Vuelta öncesi en üzücü haber Euskaltel Euskadi'nin bu sene sonu kapanacağını öğrenmek oldu. Turuncu mayoları ve ORBEA Orca'larıyla hafızamıza kazınan Bask takımı, sponsor fonlarının suyunu çekmesi sonucu 20 yıl sonra yollardan çekilecek. İki yıl önce, Bilbao'da, Igor Anton'un kazandığı etabı izlerken Basklıklar'ın takımlarını ne kadar sevdiklerine tanık olmuştum. Vuelta '13 onların son büyük turu olacak. Bu nedenle Euskaltel'in çok agresif olmasını beklemeliyiz. Yarışçıların gelecek sene kendilerine takım bulmak için de kişisel olarak çok motive olacakları kesin. Igor Anton kendi topraklarında bir etap daha isterken Mikel Nieve -bir başka Tour gazisi olmasına karşın- yine ilk 10'da olmaya çalışacak. Bisiklete binerken geçmişte kalmış mayoları giymeyi daha çok seviyorum. Gelecek sene için turuncu mayo siparişi kaçınılmaz. Adios Euskaltel!! 



Turuncuya veda ediyoruz... :-(


Belkin de B.Mollema ve L.Ten Dam ikilisiyle iddiasını ortaya koymaya çalışacak. Ancak ikisi için de bazı yokuşların çok sert geleceğini düşünüyorum. Yarışın hep içinde olacaklar ama eğim %10'lara çıktığında yavaş yavaş geriye kayacaklardır. Takımın bir önceliği de Theo Bos'a sprint kazandırmak olacak. Cavendish, Greipel ve Kittel'in gelmedikleri bir yarışta başaltı sprinterlerini ilgiyle izleyeceğiz. 


Mollema & Ten Dam tandemi!



Radio Shack de bu ismiyle son Büyük Tur'unu koşacak. Takım gayet iyi aslında ama lider yok. Cancellara Floransa için antrenman yapacak, Zubeldia, Busche ve Chris Horner da "Yahu bir şey yaparlar mı acaba?" diye yıllardır kesemediğimiz umudumuzu tekrar kaşıyıp geri düşecekler. Tersi olur da genel klasmanda iddialı bir RSLT ile karşılaşırsak gerçekten şaşıracağım.


Chris Horner & Matthew Busche



Eski kurtlardan Ivan Basso ve Michele Scarponi de yarıştalar. Onlardan hala bir Büyük Tur zaferi bekliyor musun derseniz, hayır  beklemiyorum. Ama Ivan Basso'nun mesleğine saygı olarak biraz kendini göstermesi gerek. Yıllardır sıfır "panache" ile devam ediyor. Sıkılmaya başladım. Scarponi ise her zaman atak yapmayı seven kişiliğiyle yarışa renk katar inşallah. Ama artık yaşlandı. 

Bjaerne Riis Contador'u Vuelta'da yarıştırmayı çok istedi ama Alberto oralı bile olmadı. Roman Kreuziger, Nicholas Roche ve Rafal Majka'lı bir ekiple GK yarışına bir yerinden  tutunmaları normaldir. Roche'a çok şans vermesem de Majka ve lider olarak Kreuziger'in ne yapacaklarını merak ediyorum.

Diğer ilginç isimler arasında Daniel Moreno (KAT), Dan Martin (GAR), Jelle Vanendert (LOT) ile Vacansoleil üçlüsü De Gendt, Poels ve Westra bulunuyorlar. De Gendt'i Stelvio 2012'den beri bekliyoruz, hadi artık Thomas! Dan Martin'in etap kovalayacağını, Tour'a katılamayan Vanendert'in de kendini genel klasmanda göstermeye çalışacağını düşünüyorum. Moreno her zaman dikkat edilmesi gereken harika bir bisikletçi. Domestik görevinden kaytarıp zirve finişlerinden birini almaya çalışırsa şaşırmam. Rodriguez erken patlarsa Katusha'nın ikinci kozu olarak öne çıkacaktır (geçen sene beşinci oldu, boru değil!!). 

Son olarak Thibaut Pinot için bir parantez açalım. TdF'de moralman çöken Fransız yokuşçunun toparlanması için bu yarış çok önemli. Kafasından iniş korkusunu atmış bir Pinot yarışa zevk katar. Ama bu yarışta da beynindeki şeytanlara yenilirse korkarım içinden çıkması zor bir kısır döngüye girip kariyerini tehlikeye atabilir... Aman diyeyim. 

Siz bakmayın Vuelta'nın ciddiye alınmadığına. Sporcuların en sevdiği Büyük Tur'dur. Stresi az, sade, etap başlangıç saatleri uygun, halk ilgisinin insanı ezmediği, dediğim gibi, alçakgönüllü bir yarıştır. Hatırlayacaksınız, 2012'nin en güzel mücadelesini İspanya'da gördük. Bu sene de farklı olmayacak. Çok favorili açık bir yarış, biz izleyicilerin arayıp da bulamadığı şey. Cumartesi akşam başlıyor. İlgi ve bilginize sunarım!! 









*:Peñas Blancas: İspanya uzmanımız @ata_atay  "penas"'ın aslında "penyas" okunan o üstünde dalga işaretli N harfiyle (Ñ) yazıldığını ve anlamının da "Beyaz Kayalıklar" olduğunu bildirdi. Google'dan iyi mi bilecek??








17 Mayıs 2013 Cuma

Giro 2013 - 12. Etap...Wiggo Çıkar, Rigo Girer, Vincenzo Gider!




Giro'nun 12 etabını bitirdik. Yarın dağlara çıkacağımızdan, öncesinde turun fotoğrafını çekip durum değerlendirmesi yapmak istedim. 

Bu sabah, Genel Klasman'daki ilk on sporcu 4'21" içinde yer alıyor. Pembe Mayo Vincenzo Nibali'de (Astana). Sicilyalı'nın 41" gerisinde eski tüfek Cadel Evans (BMC), 2'04" arkada ise Rigoberto Uran(Sky Team) var. Yarışın büyük sürprizi, Bradley Wiggins (Sky Team). Bu seneki ilk ve en önemli hedef olarak Giro'yu belirleyen Wiggins'in performansı takım seviyesinin altında kalınca 12 yarış gününde beş dakikadan fazla zaman kaybetti ve dün Treviso'da teslim bayrağını çekti. Birkaç gündür hasta olduğu açıklanan Wiggo'nun bugün 13. Etap'a başlaması sürpriz olacak (TSİ 10:00 itibarıyla yarıştan ayrıldı). 

Sir Bradley'in Giro kazanma formülü şöyleydi:  Ischia'daki TTT'yi kazanalım, 8. Etap'a kadar önlerde kalıp zaman kaybetmeyeyim, Saltara'da TT yeteneğimle 3'00" fark atıp liderliği alayım, dağlarda bu farkı koruyarak -veya yavaş yavaş kaybederek- "pembiş pembiş" Brescia'ya ulaşayım. Bu strateji geçen seneki Fransa Turu'nu da kazanmıştı ve bu derece güçlü bir takım/sporcu için mantıklı bir yaklaşımdı. Velakin, tüm savaş planları ilk kurşun atılınca çöpe gider misali, daha 2. Etap'ta hesap şaşmaya başladı. Team Sky TTT'yi kazanmasına karşın Astana'ya sadece 0'15" fark atabildi. Ama asıl sorun Sella San Bruno'da biten  4. Etap'ta Wiggo'nun diğer favorilere 0'17" kaybetmesi oldu. Son 3 km içindeki bir kaza nedeniyle geride kalan Wiggins'in itirazı haklı görülmedi. Ama asıl sorulması gereken finişe bu kadar yakınken arkalarda ne yaptığı olmalıydı. Sıkıntının yağmurdan kaynaklandığı 7. Etap'ta anlaşıldı. Son yokuş öncesi yine geride kalan Wiggins, Pescara inişinde bisikletin kontrolünü kaybetti ve düştü. Ama sorun düşmesi değil, düştükten sonra inişin geri kalanında Pinarello'sunu -kendi tabiriyle- "kız gibi" kullanışı oldu. Bu cinsiyet ayırımcı söylemin yanında Sir'ün karizmasını çizen 1'24"lük zaman kaybı oldu. 

"It's raining cats and dogs my dear!!"... Mealen "Başlatma lan kedinden köpeenden!!"


Murphy kanunlarına uygun olarak işler daha sonra da kötü gitmeye devam etti. Gabicce Mare - Saltara arasındaki 54km'lik ITT etabının Wiggo'yu rahatlatacağı düşünülüyordu.  Bu etap son yılların en uzun ITT'siydi ve Wiggins'in Giro'ya gelmesi için yem olarak kullanılmıştı. Ama parkurun özellikle ilk yarısı Bradley'e hiç uygun değildi, Wiggo etap sonunda Nibali'ye sadece 0'11" fark yapabildi. Pembe Mayo gelmemiş üstelik nezle ve göğüs enfeksiyonu başlamış, yem boğaza kaçmıştı. İlk zirve finişi Altopiano del Montasio'da da favorilere zaman yitiren Wiggo  yağmur, bolca yağmur, hep yağmurla uğraşırken dün de Treviso'ya üç dakika rötarlı geldi ve tüm şansını kaybetti. Bundan sonrası bizim değil Chris Froome'un sorunu. 

Geçen senenin şampiyonu Ryder Hesjedal da, Giro'ya harika başlamasına karşın, ITT'de 2'23", 9. Etap'ta 1'06", ilk zirve finişinde de 20 dakika kaybederek bütün umutlarını bitirdi. Hesjedal'ın ilk hafta hemen hemen her etap sonu atak yapması, rakiplerine zaman kaybettirmeye ve bonus saniyeleri kovalamasına karşın ITT ve ilk dağ etabında bu kadar kötü bir performans göstermesi çok şaşırtıcı oldu (lan durun bi bekleyin yazı bitsin Allahsızlar! Ryder da TSİ 10:06 itibarıyla çekilmiş). 

Geliyoruz yaşlı kurt Cadel Evans'a. Usta hakikaten çok zekice ve güçlü yarışıyor. ITT dışında hiç zaman kaybetmedi, her etabın sonunda zaman primlerini kovaladı ve şimdilik son derece formda olduğunu gösterdi. Daha önümüzde çok zor etaplar bulunuyor, o nedenle temkinli konuşmakta fayda var. Üstelik parkur yokuşa döndüğü anda etrafında hiçbir takım arkadaşı kalmıyor Cuddle'ın. Bu iyi haber değil ama Evans tek başına da savaşabilen bir yarışçı. Giro'ya katılacağı bile belli değilken ferdi klasmanda ikinci devam etmesi takdire değer. Dün Jens Voigt'un AToC zaferini de okuduktan sonra yeni hashtag'imiz #oldmencanjump!!


                  -Sen daha doğmamıştın Vincenzo... Anafartalar'da Türkler'e karşı savaştım ben!
-"Mamma mia!! (Yok ebesi!!) 
                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                        
Vincenzo Nibali yarışın Wiggo'dan sonraki en önemli favorisiydi. Saltara ITT'de son derece iyi bir zaman çıkardı. Geçen sezon sonundan beri zamana karşı disiplinini geliştirmeye uğraşıyordu, neticesini görmüş olduk. Montasio zirve finişinde de yarışı kontrol etti, ataklara cevap verdi ve kendi de bonus saniyeler için saldırdı. Oldukça güçlü gözüküyor. Derdi, yokuşlarda Astana'nın çabuk kesilmesi ve az sayıda domestikle tırmanması. En büyük rakibi, takımının gücünü de arkasına alan Rigoberto Uran olacak gibi.


 O kadar da yaşlı göstermiyo Cadel yaw...

Bu da bizi Uran Uran'a getiriyor. Sky'ın "Wiggo olmadı Rigo verelim" kararı elbette zorunluluk nedeniyle alındı ama işe yarayacak mı göreceğiz. Yol bisikleti sporunda kervan yolda pek düzülmez. Buna uğraşanlar genelde fiilin diğer anlamıyla başbaşa kalabiliyor. Uran, Nibali ve Cadel'den daha saf bir yokuşçu. Ancak Büyük Tur tecrübesi daha az. 2 dakikalık fark, hele de zaman bonuslarıyla rahatça kapatılabilir gözükmekle beraber, Sky'ın artık "saldırı" moduna geçmesi lazım. Buna da pek alışkın değiller. Üstelik, Astana ve Nibali artık önde tempo koşmak zorunda olmadıkları için son yokuşlara daha zinde gelecekler. Bu da Astana'nın defolarının daha az sırıtması demek. Uran ciddi bir rakiptir ve Pescara'da Wiggo'yu beklerken kaybettiği zamanlar için Brailsford ve Prens Charles'ın annelerinin hatırını soruyordur. Gesink'in elbet bir gün tökezleyeceğini düşünürsek, podyumda yer almak için tek rakibi Michele Scarponi. Eski şampiyon'da Saltara TT'de müthiş gözüktü, Montasio'da da zayıflık göstermedi. #oldmencanjump evet ama #MaybeTheyCantClimbThatWell diyelim ve Uran'a Brescia'da podyumu yakıştıralım. "Trofeo Senza Fine" zor.


Rigoberto Uran Uran... (nüfus memuru kekemeymiş) 


Dün Treviso'da sprint finişi kazanan Mark Cavendish yarış hayatının 100. zaferini elde etti. Yeni takımıyla tanışma ve alışma dönemi çok iyi geçmemiş ve Cav eleştirilerini yükseltmişti. Hatta Patrick lefevre sprint trenine Petacchi'yi bile transfer etmeye çalıştı panik içinde. ama Başta Gert Steegmans, OPQS'in vagonları Giro'da çok iyi çalıştılar. Cav şimdiye kadar koşulan 3 sprint etabını da rahat aldı. Cavendish dört gün sonra 28 yaşını bitirecek ve görünen o ki daha 5-6 yıl dünyanın en iyi sprinteri olarak kalacak.
Yarışta şimdiye kadarki en büyük faktör "meteoroloji" oldu. Mayıs'ta İtalya, Temmuz'da Fransa'ya benzemiyormuş meğerse. Bu ne yağmur kardeşim! İnculuz aslanını bile  pes ettirdi. Daha dağlara çıkacağız ve tahminler bolca yağış gösteriyor. Kar bile görebiliriz zirvelerde. Kötü havaya alışkın, iyi dinlenen, tedbirli, dayanıklı, zeki, çevik ve bisikletine hakim olanlarer öne çıkacak. Bu "risotto" daha çok su kaldırır. 

İlk 12 gün itibarıyla Polonyalılar da çok iyi gözüküyorlar. Hem Scarponi'nin baş domestiği P.Niemiec (Lampre), hem de Rafal Majka (Saxo-Tinkoff) dağlara ilk 10'da giriyorlar. Montasio'yu çok başarılı çıktılar, ITT'de de özellikle Niemiec iyiydi. Elbette asıl işi Scarponi'yi dağlarda kollamak ama TT'de hırs yapması, 33 yaşının baharında arzularına gem vurmayabileceğini düşündürüyor. Majka ise daha 24 yaşında ve ilk 20'de bile bitirse başarılı sayılacak. 

Yarışın bir başka hikayesi de Katusha oldu. İptal edilen ProTour lisansını CAS zoruyla geri alan takım hem iki etap zaferi, hem de Luca Paolini'nin sırtına geçirdiği Pembe Mayo'yla Ruslar'ın karizmasını kurtarmış oldu. 

Risalemizi kısa bir tahminle bitirelim. Bu pazar Galibier'de Pembe Mayo kimdeyse yarışı o kazanacak. Böyle de kesin konuşurum!  

Buon divertimento!!

6 Mayıs 2011 Cuma

Giro...Zor, Çok Zor...

Paris-Nice koşuldu, Tirreno-Adriatico bitti, Klasikler’de Belçikalılar’ın egemenliğini ve Philippe Gilbert’in muhteşem zaferlerini izledik. Hayırlara vesile olası bir Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu’nu da eda eyledikten sonra, sıra geldi Il Giro’ya...

İtalya Turu yarış direktörü Angelo Zomegnan, Giro 2011'i tanıtırken "Dünyanın en güzel yerinde, en zor yarış" demişti. Giro her zaman yokuşlarıyla tanınır, yarın başlayacak mücadele ise bu defa gerçekten de görülmedik ölçüde sert bir profil içeriyor. İtalya'nın ilk başkenti Torino'dan başlayacak yarış (ülkenin birleşmesinin 150. yılı şerefine) toplam 3,524.5 km uzunluğunda. Sporcular yirmi bir etap boyunca 3 kez Everest'e çıkacak kadar dikey irtifa tırmanacaklar. Sadece bir etaptaki dikey irtifa yaklaşık 6,500 mt (15. Etap). Alberto Contador’a göre bu etap sonrası hala hayatta kalan olursa, sonraki etaplar bir pazar gezmesi kadar kolay olacak.


Giro 2011'in etapları tüm İtalya'yı kapsıyor

Giro '11'in etaplarını kategorize etmek gerekirse, ilk gün koşulacak takım saate karşı (TTT) etabı yanında 7 sprint , 4 orta dağ ve 6 yüksek dağ etabı var. Ayrıca 1 adet yokuş ferdi saate karşı (ITT) etabı ile son gün koşulacak normal ITT de takvimde yer alıyor. Geçen sene yağmur altında koşulan, sporcuların çamur içinde kaldığı, çok ilgi çeken toprak yollu etabın bir benzeri de yine "Strade Bianche" (mealen: Beyaz Yollar) adı altında bir sınıfa sokulmuş. Bu kadar ağır bir parkura 2 dinlenme gününün yetmeyeceği kesin ama Giro’yu 29 Mayıs’ta küskün Milano’nun gönlünü alarak bitireceğiz.

Giro 2011 etap profilleri, bir arada bakınca, "adagio" başlayıp "moderato“ devam eden ve birden “allegro vivace"'ye dönüşen bir senfoniyi andırıyor. İlk birkaç gün sprinterlere uygun düz etaplarla geçilirken (adagio-andante), 7. Etap’ta ilk yokuş finişi olan Montevergine di Mercogliano yer alıyor (moderato). İlk 12 etap boyunca yokuş temposunun ciddi yükseleceği tek yer Sicilya'daki Etna Dağı. Messina’dan yola çıkıp, masalsı Taormina’dan geçerek Etna yanardağına gidecek sporcular dağın önce kuzey sonra güney tarafını tırmanacaklar (allegro moderato). Hem oralarda dolanmış olduğum, hem de aktif bir volkana bisikletle çıkma fikri çok cüretkar geldiğinden olsa gerek, bu etabı dört gözle bekliyorum....

Bir günlük aradan sonra yarış tekrar ana karada devam edecek. Tiran Denizi’ni izleyerek Sicilya’ya kadar inmiştik, şimdi de Adriyatik kıyılarından Dolomit Dağları’na yollanıyoruz. Bu yolu iki sprint ve bir de kaçış etabıyla başardıktan sonra Zomegnan’ın tasarladığı en zorlu 3 yokuş etabı arka arkaya gelecek. Testere falan diye betimlemeye gerek yok: 13.,14. ve 15. etaplar, arka arkaya sıralanarak Giro’ya katılma talihsizliğine uğramış yarışçıları perişan edecek. Bu 3 günün sonunda birçok favori yarıştan kopmuş, bazı sprinterler abandone olmuş, geriye kalanlar da dinlenme günü için şükrediyor olacaklar.

15. Etap Profili


16. Etap, artık alıştığımız şekilde yokuş ITT ile GK’nın şekillenmesine bir nebze yardımcı olacak. 12.4 km’lik parkur 660mt’lik dikey irtifa sunuyor. Lakin yarışın genel klasman ve yokuş klasman mayoları burada da belli olmayacak. Giro d’Italia cehennemi bir son hafta sunuyor bu sene. Arka arkaya etaplarda, Passo del Tonale, Aprica, Colle delle Finestre ve Sestriere tırmanışları son güne kadar GK favorilerini ve ekiplerini test edecek. 20. Etap’ta bile yarışı bırakan sporcu görme olasılığımız yüksek.

13. Etap’tan 20. Etap’ın sonuna kadar Giro korku salan bir yarış olacak. Bu derece zor bir parkur hazırlayan Zomegnan’ın dopinge davet çıkardığını söyleyen yorumlara daha şimdiden rastlıyoruz. Keza bazı yokuşların ve/veya inişlerin sporcular tarafından çok zorlu/tehlikeli bulunmasından dolayı nötralize edileceği de fısıldanıyor. Spa (TdF2010) ve Milano’yu (Giro2009) hatırlamakta fayda var.

22 Mayıs Pazar günkü 15. etabı kaçırmamanızı öneririm. Yakın tarihin en ağır etabı olacak. Etap mesafes, 229 km ve düz etap için bile uzun sayılır. Biri Coppi Zirvesi olmak üzere (Passo Giau:2,236 mt) 5 zirve geçilecek. Toplam çıkılacak dikey irtifa 6,320 mt... Normal Alp etaplarında 4,000mt, en ağırında 5,000 mt çıkılırken bu değer modern zamanlarda görülmemiş bir yokuş toplamına delalet ediyor. İnsanoğlunun yer çekimiyle imtihanı olacak.

Yarışın Genel Klasman favorileri arasında ilk sırada Alberto Contador var elbette. İspanyol sporcu TdF 2010 sonrası ortaya çıkan clenbuterol davasının CAS’taki sonucunu bekliyor. Olasılıkla bir yıl ceza alacak ve TdF 2011’e katılamayacak. Bu durum karşısında El Pistolero, yeni takımıyla ilk Büyük Tur zaferi için Giro’yu gözüne kestirdi. Ciddi bir istatistiki avantajı var Contador’un; 2007’den beri girdiği her Büyük Tur’u kazandı. Sezon başı katıldığı hazırlık yarışlarında Murcia ve Catalunya’da şampiyon oldu. Müthiş yokuşçu özelliğiyle, bu derece zor bir parkurda ona rakip olacak sporcu yok gibi. Üç tane saate karşı etap oluşu da onun avantajına sayılabilirr. 2010 Fransa Turu’ndaki kurmayları Jesus Hernandez ve Daniel Navarro da kadroda. Daha diyecek bir şey yok. Nasıl kaybeder? Yokuş etaplarından birinde yemeyi içmeyi unutursa (Paris-Nice 2009), tüm rakipleri kendisine karşı ortak bir strateji geliştirirse, bahar alerjisi azarsa ve yıldırım çarparsa...


Contador bu sefer pembe mayo peşinde olacak

Contador’un 2 büyük rakibi İtalyan olacak. Liquigas’dan Vincenzo Nibali ve Lampre’den Michele Scarponi. Nibali, Vuelta’nın galibi ve geçen sene de Giro’da üçüncü oldu. Contador kadar saf bir yokuş ustası değil ama dayanıklılığı ve inatçılığı sayesinde İspanyol’un peşinden ayrılmamaya çalışacak. Hatta 14. Etap’taki Monte Crostis inişinde Contador’u geride bırakmak isteyecektir. Yorumlar bu inişin müthiş hızlı ve tehlikeli olduğu yönünde. Tam ona göre. Vincenzo Nibali’nin takımı da kendisi için bir avantaj. Liquigas Büyük Tur koşmayı çok iyi öğrendi artık. Yarış öncesi tek tatsızlık Ivan Basso’nun yarışa katılmaması oldu. Ivan bir yıldır “Vincenzo’ya Giro’yu kazandıracağım” diyordu ama bu derece ağır bir Giro’ya katılıp TdF şansını tehlikeye atmamak için yarıştan çekildi. Üstelik Fransa Turu’nu da kazanamayacak...

Monte Crostis inişinde Nibali'yi izlemek zevkli olacak

Diğer İtalyan favori de 32 yaşındaki Michele Scarponi (Lampre). Hem Büyük Tur hem de Klasik koşabilen nadir pedallardan. Geçen sene Giro’yu 4. bitiren Scarponi 2011’de 3 yarışa katıldı, hep iyi dereceler aldı. Son hazırlık yarışı sayılan Giro del Trentino’yu kazandı. Gerçek bir tırmanışçı, hiç vazgeçmeyen bir yapısı var. Yeni takımı Lampre’nin üstünde doping soruşturması bulutları eserken konsantrasyonunu bozmaması gerekiyor. Eğer takımından iyi destek alır ve yeni sportif direktör Roberto Damiani’yle kan uyuşmazlığı olmazsa ilk üçün bir diğer favorisi olacak.

Bu yarışta Carlos Sastre ve Denis Menchov da var. Sastre’nin GK’da pek iddiasının olacağını düşünmüyorum. Giro 2009’dan beri fazla bir ışık vermiyor. 33 yaşındaki Denis Menchov ise soru işareti. Murcia’da 3., Romandie’de de 14. oldu. Çok ağır yokuşlardaki becerisi kısıtlı. Ama Geox-TMC’nin kendini göstermesi gerek ve Sastre-Menchov ikilisine bu paraları boşuna vermiyorlar. Sastre yokuş etabı kovalayacak, Menchov da genel klasman.

Performanslarını görmeyi heyecanla beklediğim birkaç sporcu daha var Giro’da. Bunlardan biri Roman Kreuziger (Astana). Nibali-Basso-Pellizzotti üçlüsü nedeniyle Liquigas’da parlayamayan Çek sporcunun ik 10’da yer alması, hatta kazanmaya oynaması sürpriz sayılmamalı. Onun sıkıntısı Kazak politbürosunun zırt pırt işlere müdahale etmesi. Yvon Sanquer’in ayrılmasından sonra takımın sportif yöneticileriyle Kazak patronlar pek anlaşamıyorlar. Diğer ilginç yetenek Radio Shack’in genç yokuş ve saate karşı uzmanı Tiago Machado. Portekizli için Giro büyük bir test olacak. Bir haftalık yarışlarda çok başarılı. Minyon olmasına karşın ITT’lerde gayet parlak sonuçlar alıyor. Ama ilk defa katılacağı üç haftalık cehennemle başa çıkmak hiç kolay olmayacak. İlk 10 içinde yer alırsa yeni bir yıldız parlamaya başladı demektir. Bu sene iyi sonuçlar alan Domenico Pozzovivo’yu (CSF-Colnago) da kuponlarınızda düşünebilirsiniz.

Yarışı kazanmayacak ama ortalığı şenlendirecek olanlar da var elbette. Stefano Garzelli (Acqua e Sapone) yaşı icabı artıkı Sastre gibi etap kovalayacak, Igor Anton (Euskaltel) ve Joaquim Rodriguez de (Katusha) hep önlerde göreceğimiz ama podyumda yer alması zor isimler. Movistar’dan David Arroyo geçen seneki ikinciliğinin kısmet olmadığını bu sene gösterebilir mi? Bayağı zor. Androni Giocattoli’den Jose Serpa ve eski dopé E. Sella yokuş etaplarını kazanarak takımın irili ufaklı 187 sponsorunu sevindirmeye çalışacaklar.

Her ne kadar “yokuş yokuş” dediysek de, Giro’nun ilk haftasında sprint etapları da var (2. ve 4. Etap). Etna’nın önüne arkasına serpilmiş olarak üç tane de ikinci haftada koşulacak (8., 10., 12.) Bir türlü XXL boyunu bulamadığım Kırmızı Mayo’yu Milano’da giymek için sprinterlerden daha çok Giovanni Visconti (Farnese Vini) tarzı yokuş çıkabilen, ara sprint puanlarının peşinde koşan, gerekirse son sprinte de katılan çok yönlü bisikletçilere bakmak gerek.

En hırslı hazırlanan sprinterlerden biri Alessandro Petacchi (Lampre). Dağları aşabilmek için Scarponi’yle Etna’da günlerce çalışan Ale-Jet bu uğurda maksimum hızını biraz kaybettiğini kendi açıkladı ama en az bir etap yazmamız gerek. Buraya neden geldiğini anlamadığım Mark Cavendish de sprinterler arasında. Onun için gereksizce ağır bir parkur. O da sıkı yokuş çalıştığını söylüyor ama son hafta zaman limitleri içinde etapları bitirmesi bile başarı olacak. Bence 13-15. Etap arası bir yerde kepenkleri indirir. Petacchi ve Cavendish’in yanı sıra her takımın birer sprinteri var. Hepsinden burada bahsetmek anlamlı değil ama hala sıçrama yapmasını beklediğim Sacha Modolo (CSF-Colnago) hususi alakama mazhar olacak.

Son söz olarak, Giro 2011 sonrası yarış hayatını bitirecek olan 42 yaşındaki Andrea Noé’den (Farnese Vini) bahsetmek istiyorum. 16. defa Giro koşacak olan Noé bir kez etap kazandı (1998). 2000 ve 2003’de GK’da dördüncü oldu, 2007’de iki gün boyunca Pembe Mayo’nun sahibiydi. Kariyeri boyunca domestik olarak görev yaptı. Yarış hayatının bu kadar uzun sürmesini de buna bağlıyor zaten. Gerçek bir bisiklet emekçisine yakışır bir şekilde veda edecek. Sevgili yarışını koşup bitirdikten sonra, sezonun ortasında...

Kıdemli domestik Noe

Ben Noé’yi ve diğerlerini TV başında, internette, twitter’da, bazan mikrofon önünde, bir sürü yorumun, farklı bakış açısının yardımıyla, tadını çıkararak, mücadeleden zevk alarak, acı çeken sporcuları takdir edip onlara müteşekkir olarak seyredeceğim. Tek bir şartla: Giro’ya dalıp bisiklete binmeyi unutmadan!!