13 Ekim 2014 Pazartesi

Chicago Bears 6. Hafta Raporu

Geçen hafta Chicago Bears'ın durumunu değerlendiren bir yazı yazmayı düşünüyordum. Bunun için sezon istatistiklerine çalıştım, notlar çıkardım. Ama yazmak içimden gelemedi. Hafta da geçti gitti.

Chicago Bears, Atlanta Falcons'u 28-13 yenerken daha önce derlediğim sayıların hepsinin tersine bir performans gösterdiğini farkettim. Bu rakamları karşılaştırma için yeniden kullanabilirdim. Galibiyet ve sayıların çöpe gitmemesinin verdiği ekstra motivasyonla klavye başına oturdum.

Brandon Marshall ilk maçta sakatlandığı için sonraki maçlarda tam verimli olamıyordu. 5 maçta sadece 19 kere pas yakalamıştı ve bu kategoride RB Forte (36), TE Bennett (32), Jeffery (26)'nın ardından dördüncü sıradaydı. Kazandırdığı mesafe ortalaması ise 9.9 yarda ile kariyer ortalaması olan 12.7'nin hayli altındaydı. 5 TD yapabilmişti ama bunların 3'ü sadece tek maçta idi. Geçen maçta ise sadece 3 pas yakalayabilmişti.
Brandon Marshall "yards-after-catch" kazanırken

Bu maçta 6 pas yakaladı ve 113 yarda (ort. 18.8) katetti. Hiç TD yapamasa da, Bears'ın maçın başında rakibine "ben bugün başkayım" mesajını vermesindeki baş etkendi.

Matt Forte müthiş bir sezon geçiriyor. Kendisine dolaylı yapılabilen tek eleştiri ise, onun çok iyi oynadığı maçlarda Bears'ın yenilmesiydi. Gerçekten de pas ve koşu toplamı olarak Buffalo maçında 169 yarda, Green Bay maçında 171 yarda, Carolina maçında 166 yarda katetmiş ama yenilmişlerdi. Kazanılan 49ers ve Jets maçlarında ise sırasıyla 36 ile 76 yarda katedebilmişti. Üstelik koşu ortalaması sadece 3.9 idi ve hiç TD'ı yoktu (Bears'ın tek koşu TD'ını da QB Jay Cutler yapmıştı)

Bu maçta 80'i koşu, 77'si pas olmak üzere 157 yarda katetti, 2 koşu TD'ı yaptı ve ona rağmen(!) galibiyet geldi.
Forte'in 2 TD'ından birisi

Jay Cutler bu maçta hiç INT atmadı. Daha önceki 5 maçta 6 tane atmıştı. Diğer yandan bu maçtan önce tam 12 tane TD pası atmışken, bu sefer sadece 1 tane atabildi.

Top çalmalar Bears'ın bu maça kadar galibiyet ve mağlubiyetlerindeki temel ayırtediciydi. Önce rakamları verelim (ilki Bears'ın aldığı toplar, ikincisi de verdiği):

Bills 1-3
49ers 4-0
Jets 3-1
Packers 0-2
Panthers 3-4

Bu maç sadece 1-0, ama o da skorun 27-13 olduğu ve maçın bitimine 3:48 kaldığı zamanda az kullanılan CB Demontre Hurst tarafından yapılan INT idi. Rahatlatıcı olsa da, galibiyette çok da etken değildi.

Linebacker kadro derinliğindeki ilk 4 isim bu maçta sakattı: Lance Briggs (34 yaşında, 3. tur 68. sıra), D.J. Williams (32 yaşında, 1.tur 17.sıra), Jonathan Bostic (23 yaşında, 2.tur 50.sıra) ve Shea McClellin (25 yaşında, 1.tur 19.sıra)

Yerlerine geçen Darryl Sharpton (26 yaşında, 4.tur 112.sıra, 5 tackle, 1 pas savunması, 1 QB darbesi),  Khaseem Greene (25 yaşında, 4.tur 117.sıra, 8 tackle) ve Christian Jones (23, undrafted, 4 tackle) bir an bile öncekilerin eksikliğini hissettirmedikleri gibi, rakiplerini de koşuda sadece 42 yarda ve 3.2 ortalamaya mahkum ettiler. Üstelik Atlanta Falcons bu maça kadar koşuda 4.7 ortalama ile 6 TD yapmış iken, Bears da koşu defansında 4.4 ortalama ile 4 TD'a izin vermişti.
MLB Sharpton QB Ryan'a baskı uygularken

Özel takımlar, eski gözdemiz Devin Hester'dan return TD yemediği gibi, pek göz açtırmadı. Her ne kadar bu maçta Robbie Gould'un TD sonrası tek sayılık vuruşunda blok yemesine izin verseler de, şu maça kadar o kadar berbatlardı ki, Hester'a karşı performansları şimdilik bize yeter.

10 Eylül 2014 Çarşamba

Ray Rice Olayı: Şiddet...Algı...Adalet...Basın










Yönetici Özeti: Boşverin İzlanda’yı, Litvanya’yı. Karınıza, sevgilinize, çocuğunuza vurmayın, doğru dürüst bir lig düzenleyin, namuslu gazetecilik yapın.

Ülkemizin içinden geçmekte olduğu şu zor günlerde (Litvanya ve İzlanda) Atlantik’in diğer yanındaki spor olayları ne kadar ilginizi çekiyor bilmem ama “Ray Rice Olayı”nın bana düşündürdüklerini yazmak istiyorum. Zaten ilk hafta Patriots yenildi, dikkatleri başka tarafa çekmeliyim. Olayı bir hatırlayalım:

Ray Rice NFL takımı Baltimore Kuzgunları’nın başarılı RB’i. Takım tarihinin en iyi ikinci koşucusu. Yıllık 7 milyon dolar kazanıyor ve 27 yaşında. Rice ve nişanlısı Janay Palmer geçen 15 Şubat’ta, Atlantic City’de bir otelde saldırı ve yaralama suçuyla tutuklandılar. Olaydan birkaç gün sonra, dedikodu sitesi TMZ otelden elde ettiği güvenlik kamerası kayıtlarını yayınladı. Kayıtta Rice’ın kendinden geçmiş haldeki Janay’i asansörden çuval gibi çıkarıp yere bıraktığı gözüküyordu.




 Olaydan birkaç hafta sonra Büyük Jüri’nin önüne çıkan Ray Rice 3. derece ağır saldırıdan suçlanarak mahkemeye verildi. Ancak savcılık, oyuncunun mahkeme kontrolünde aile içi şiddet terapisi görmesi kaydıyla dava açmadı, halt etti. “Objection Your Honor!!” (J.Grisham romanları sayesinde ABD hukuk sistemini çok fena bilirim ona göre…). Bu arada da Janay ve Ray Mart ayı sonunda evlendiler.  Yönetici özeti şu: Nişanlısını dövdüğünden çok fena şüphe edilen ünlü bir futbolcu, öfke kontrol terapisi şartıyla - biraz da dövülenle evlenmesi sayesinde – dava edilmiyor ve olay hukuken kapanıyor.

İşin bir de NFL yönü var. NFL’de disiplin cezaları konusunda tek yetkili kişi lig başkanı Roger Goodell. Savcı da, hakim de, Yargıtay da HSYK da kendisi (malum şahıs duymasın sıçarız). Goodell karı-kocayı karşısına alıp uzun uzun konuştuktan sonra Ray Rice’a 2 maç ceza verip konuyu kapattı. Rice ve Janay ayrıca bir basın toplantısı düzenlediler, Rice yana yakıla af diledi, “Ben bu insan değilim, hayatımdaki 30 saniye peşimi hiç bırakmayacak, tüm yaşamım bu hatamı tamir etmekle geçecek” falan söylevleri çekti. Janay’in de Goodell’in karşısında “olaydaki rolü için” özür dilediği biliniyor. Hatta basın toplantısında kocasının yanında yer alması, olayın dayak kadar sert olmadığı algısı yaratmaya başladı.


Roger Goodell... yılda 50 milyon dolares maaş alır


Aynı dönemde, aynı Goodell, Cleveland Browns’un yıldız WR’ı Josh Gordon’a esrar içtiği için 1 yıl ceza verdi. Amerika’nın bazı eyaletlerinde artık yasal olmuş bir madde tüttürürsen bir yıl, karını döversen iki maç ceza. Yok eben! Tabii infial çıktı. Roger da, geçen ay sonu takım sahiplerine bir mektup yazarak “Ray Rice konusunda hata yaptığını” itiraf etti. Ayrıca NFL yeni bir “aile içi şiddet ceza politikası“ yayınladı, ilk olayda 6 maç, tekrarında ömür boyu men. Tamam mı, hallettik mi?

Olay kapanmış gibiydi ama hep bir sıkıntı vardı. Mart ayında ortaya çıkan kamera kaydında asansöre giriş ve asansörde ne olduğu gözükmüyordu. Bir kumarhanenin her yere kamera koyduğu bilindiğinden, bu kaydın var olduğu, polisin ve Rice’ın avukatının seyrettiği, NFL’in de içeriğinden haberdar olduğu (ama seyretmediği) ve cezayı bu nedenle az tuttuğu düşünülüyordu. Bunun alt metni şu:  “Janay de az değil yani!! Çocuğa asansörde ne yaptıysa (zaten özür de diledi şıllık) sonra artık düşüyor mu, kayıyor mu, ne oluyorsa yüzünü çarpıp bayılıyor.”  

Filmde bir tabanca gözükürse sonunda mutlaka patlar ya, o asansör kaydının ortaya çıkacağı da belliydi. Çakal TMZ ligin ilk haftasının oynanmasını bekledikten sonra 8 Eylül’de kaydı patlattı. Asansörde Ray Rice’ın üstüne gelen Janay’e yumruk attığı ve kadının da bayılırken başını asansörün kenarına çarptığı net gözüküyor. Aha burada:



Kayıt ortaya çıktıktan 12 saat sonra Kuzgunlar, Ray Rice’ı takımdan kovdu, NFL “yeni çıkan deliller karşısında” oyuncuya süresiz uzaklaştırma verdi. Rice’ın NFL kariyerinin bitmiş olduğu tahminleri yapılıyor.

Özet bile bayağı sürdü. Olayın bana düşündürdükleri de şöyle:

a.       Neden NFL “aile içi şiddet”e, dopingden, cigaralıktan daha az önem ve ceza veriyor(du)? Bu çok şaşırtıcı değil aslında, her yerde durum bu. Komşunu döversen mahkemeye gidersin, karını döversen en kötü karakolda barışırsın, çocuğunu döversen belki sadece çığlıklar duyulur. Adını da aile içi şiddet koyarak yumuşatmayalım lütfen. Resmen karını, nişanlını, sevgilini, çocuğunu dövmektir bunun adı. Ahlakçılık falan yapmıyorum. Aile içi şiddetin hem mağduru hem faili olarak yazıyorum. Çok acayip psikolojik ve sosyal dinamiklerle ailelerde şiddet hala sürüyor. Karısını öldüren, boşanınca vuran, gece boyu dövenler dolu. Yemek yemeyen çocuğunu tokatlayan, bir şey kırınca süpürgeyle dalan anneler, babalar gırla. Komiser barıştırır, aileler “Aman yuvanı bozma kızım” der, kendi de dayak yemiş annen “Kocanı kızdırma” diye öğüt verir, vs. vs. Dediğim gibi, kadın cinayetleriyle 3. sayfa haberi oluyor bu konu ama bir de öldürülmeyenler var…




b.      Ray Rice olayını başından beri ABD basınından izliyorum. Çok üstünde durulmadı iki gün önceye kadar. Hatta, çiftin olaydan sonra evlenmiş olmaları dayak işinin büyük olmadığı hakkında bir karine olarak değerlendirildi. 2 maç cezanın biraz az olduğundan şikayet edildi sadece. Ama ikinci kayıt çıktığından beri hem NFL’e büyük suçlamalar var hem de basının bu konuyu ele alış biçimine karşı bir özeleştiri. NFL’e yapılan en büyük eleştiri, kendi özel güvenlik ve istihbarat sistemi olan bir Lig’in (Süper Lig böyle olur bu arada) olayla ilgili tüm görüntülere ulaşmadan gayet yumuşak bir ceza vermesi. Bir yorumcu “Asansörün içinde ne olduğunu sanıyorlardı ki?” diye dalga geçiyordu. Daha ağır bir teoriyse, NFL’in tüm kayıtları seyrettikten sonra 2 maç ceza vermiş olabileceği. Bu doğru çıkarsa Goodell’in istifası kaçınılmaz olur. Başka kelleler de gider.

c.       Diğer yandan, ilk suçunda 6 maç ceza vereceğim diye yeni politika açıkladığın bir konuda neden Ray Rice’a “süresiz” yasak getiriyorsun ki? Bunu adı paniktir, sana gelecek tepkileri azaltmak adına başkasını asmaktır. O yumruk kamerada gözükmese olay büyüyecek miydi? Hayır. Ama algı her şeydir ve o yumruğu görmek her şeyi değiştirdi. Konu toplumun ne kadar dikkatini çektiyse ceza da o kadar büyük oluyor ve ben bundan iğreniyorum. Sahtekar NFL, kendini kurtarmak için Rice’ı bitirmeyi tercih etti.
You fucked up big time man!!
Boku büyük döktün hacı!!



d.      Özeleştiri bizim pek alışkın olmadığımız bir şey. Amerikan basını kendini NFL’e fazla yakınlaşmış olmakla eleştirip, oradan gelen bilgi akışına kendisini fazla kaptırdığını düşünüyor. Ray Rice olayında kimsenin doğru bir gazetecilik yapmadığını, araştırmacı gazetecilik dürtülerinin köreldiğini konuşuyor. ESPN, NBC, CBS gibi kanalların NFL’le girdikleri çıkar ilişkisi nedeniyle tarafsızlıklarını kaybettikleri yorumları yapılıyor. Amerika’nın en çok dinlenen spor programcılarından Dan Patrick, dünkü yayınında, NFL sayesinde büyük paralar kazanan bu kanalların “ürün”e zarar gelmesini önlemek için bazı şeyleri görmezden geldiğini söylüyordu. Patrick NBC’ye bağlı çalışıyor ve bu hatırlatılınca “Bu kanal bana düşündüklerimi söylemem için para veriyor” diye cevap verdi. Amerikan basınını övecek değilim, yanlış anlamayın. Bir yalanın ipine seve seve takılıp Irak’ın işgaline toplumsal kabul oluşturduklarını unutmadım. Ama, asıl görevlerinin, muktedire değil kendilerine hizmet etmek olduğunu, gazetelerini, TV ve radyolarını iyi ve başarılı tuttukça para kazanıp ayakta kalabileceklerini biliyorlar. Bunun karşısında, kanal ve gazetelerini iktidarın hizmetine sunan, bu uğurda büyük zararları göze alıp, kayıplarını inşaat ve diğer konularda alacakları ihsanlarla kapatmayı iş planı haline getirmiş bir ülke basınımız da var. 


6 ay sonra uyanırız ama formanı geri alır, video oyunundan 
bile ismini çıkarırız. Gözden düşmeye gör... 


Bir de toparlama paragrafı da yazmam gerek teorik olarak. Ama söylemek istediklerim bunlardı. Olay önemli ama aslında kıymetsiz... Aile içi şiddet her yerde ama umurumuzda değil, adaletsizliğe boğazımıza kadar batmışız ama kıpırdamıyoruz. Basın çöküyor ama iyisini de yapmıyoruz. Öyle işte... 


11 Ağustos 2014 Pazartesi

Sarhoş Atlar Zamanı - Fransa Turu Parantezinde




Akif Burak Atlar ile dün gece (10 Ağustos 2014) 2014 Fransa Turu ile ilgili bir müzikli söyleşi daha yaptık. Üçüncü senedir tekrarladığımız ve elbette 94.9 Açık Radyo'da yayınlanan programın kaydını aşağıda dinleyebilirsiniz:

S.A.Z. #168 (Fransa Turu 2014 parantezinde)


Mutad "program sonu" resmi
---0---

2012 ve 2013'ün kayıtlarını ise aşağıda bulabilirsiniz.



Akif Burak Atlar, genç bir şehir planlamacısı, besteci, gitarist, radyo programcısı ve bisiklet yarışları tutkunu. İki yılı aşkın bir süredir, Açık Radyo 94.9'da pazar akşamları 21:00'de "Sarhoş Atlar Zamanı (S.A.Z.)" adlı bir müzik programını hazırlıyor ve canlı olarak sunuyor. "Konu Parantezinde Rock" vurgusu uyarınca, her program belli bir tema etrafında kurgulanıyor, şarkılar da ona göre seçiliyor.  

Akif, 2012 Fransa Bisiklet Turu sürerken benimle temasa geçti ve yarışın bittiği akşamki programına konuk olmak isteyip istemeyeceğimi sordu. Elbette hemen kabul ettim, çünkü bazen duvarlarla bile bisiklet yarışı konuşuyorum. Kendi iradesiyle bunu talep eden bir kurban bulmuşum, hiç kaçırır mıyım?

Akif Burak Atlar ile TdF 2012'nin bittiği akşam (22 Temmuz 2012) buluştuk. Birbirimizle önceden hiçbir tanışıklığımız olmamasına karşın ikimizin de hoşuna giden bir program yaptık. Seçilen şarkılar Tour de France temalıydı. Bir saatlik programın kaydını aşağıda bulabilirsiniz:

S.A.Z. #65 (Fransa Turu 2012 parantezinde)



S.A.Z. #65 - Akif Burak Atlar ve SG


Akif, bu (geçen) sene de Fransa Turu'nun son haftası aradı. Tabii programa yine katıldım. Ama bu yıl (2013), Fransa Turu son etabı akşam koşuluyordu ve S.A.Z bizim Eurosport naklen yayınıyla çakıştığından, bir hafta sonra (28 Temmuz 2013) buluştuk, söyleştik. Önden birer bira parlattığımızdan mı, yoksa geçen bir sene içinde karşılıklı sempatimiz arttığından mı bilemem, ikinci program (yani S.A.Z #117) sanki daha samimi geçti. Onun da kaydı aşağıda (yaklaşık 1 saat):

S.A.Z. #117 (Fransa Turu 2013 parantezinde)

Yazılarımdan "Böğğ!" gelenleri biraz da sesimle baymak için, Akif'in izni, Açık Radyo'nın kavliyle kayıtları bizim bloga da koymuş oldum. 


Fransa Turu parantezinde S.A.Z. #117 




Akif Burak Atlar'a ve Açık Radyo'ya nezaketlerinden dolayı teşekkür ederim.

16 Temmuz 2014 Çarşamba

Yürüyedur Nibali!

Tour başlamadan önceki muhabbetten:

SA: Peki Nibali, Valverde veya bir başkasının kazanma şansı hakkında ne düşünüyorsun?

SG: Fransa Turu'nu Chris Froome veya Alberto Contador dışında biri kazanırsa çok şaşırırım. Bunun gerçekleşmesi için bu ikisinin yarış dışı kalmaları veya ciddi sorunlar yaşamaları gerekiyor. Görünen o ki, şimdilik, diğer tüm iddialılar bu ikilinin bir boy gerisindeler. Vincenzo Nibali –geçen hafta İtalya şampiyonu olmasına karşın- geçen seneki formunda değil. Bir türlü ciddi forma giremedi. Kendi de söylüyor. Bu sene TdF'da hüsran olup takımdan ayrılır gibi haince bir tahminde bulunayım.

Süper şom ağzımın sonuçlarını görüyorsunuz. Froome ve Contador'u bitirdim, Nibali de son günlerini yaşıyor gibi...Valverde'yi de halledersem rahatlayacağım...

Do not eat while riding!!!


Gerçekten çok acaip bir 10 gün geçti değil mi? Kırılan bacaklar, baş favorilerin yarış dışı kalması ve pek de şans verilmeyen Nibali'nin, cebinde iki etap zaferi ve Sarı Mayo'yla Richie Porte'un 2'23" önünde olması... "The race is Nibali's to lose". Hadi Türkçe'ye çevir. "Yarış kendisi kaybedene kadar Nibali'nin" desem? Oldu gibi. Nibali ondan ummadığım kadar formda. İki etap kazanarak müthiş bir özgüven de depoladı. Planche des Belles Filles'de Alberto'dan pek fark yemezdi diye düşünüyorum. Bu saatten sonra Porte ve Valverde'nin Nibali'ye atak yapmaları gerek yarışın sonuna kadar. Bu fark başka türlü erimez. Çok riskli bir plan ama yarışı kazanmak için başka çareleri yok. 

Nibali kazanırsa kimse "Chris ve Alberto yoktu da kazandı" demesin lütfen. Nibali silah çekip vurmadı adamları. Düşerek yarış dışı kalmak, son tahlilde bir hatalar silsilesinin sonucudur, beceriksizlik ve başarısızlıktır. Team Sky ve Tinkoff'un takımca sınıfta kaldıklarını gösterir. Astana, Orta Asya steplerinden gelen sertlik ve İtalyan oportünizmini birleştirmiş olarak canavar gibi gidiyor. Şimdilik :))

Ah-hah-haaaa! Zirvede tek başımayım!!

Sagan'ın Yeşil, Purito'nun da Benekli Mayo'yu bu andan sonra kaybetmeleri zor gözüküyor. Bardet ve Pinot'ya ne dersiniz peki? Dört Fransız ilk 10'da yer alıyorlar. Bayraklar çekmecelerden çıkmaya başladı ama bence Paris'te Romain Bardet ve J-C. Péraud dışında ilk ona girecek kimse yok gibi. Küçük Prens Thibaut Pinot hiç sevmediği yokuşu Pl. des B.F.'yi 2012'den çok daha iyi çıktı. Ama her an bir etapta geri düşüp 3-4 dk. kaybedecekmiş gibi duruyor. Keza Tejay (3'56") ve Van den Broeck da (4'18") "vulnérable" durumdalar (artık açıp bakın, yok bunun Türkçesi). Ayrıca etap için ataklar da başlayacak ve daha çok kaçış göreceğiz. 

Nibali'nin arkasındaki 13 yarışçı üç dakikanın içinde sıralanıyorlar. Bu da, muhteşem bir podyum mücadelesinin bizi beklediğini gösteriyor. Güzelliği en parlak yıldızda veya en yüksek ağaçta aramayın lütfen. Aşağılarda da nefesimizi kesecek şeyler var. Üstelik, mazallah Nibali de yarış dışı kalırsa süper bir yarışa geri döneriz. Ve o zaman Bardet'ye kazandırabilirler işte...

İyi seyirler!!


14 Temmuz 2014 Pazartesi

Tour de France 2014 Broşürü - 1. hafta

İlk haftadaki broşürümüz beğeninizi kazanınca (çok sağolun), ilk dinlenme gününde dinlenmedik ve son sonuçlarla güncelledik.  Genel klasmanın ilk 20 sırası, takım liderlerinin durumu, puan klasmanı, dağ klasmanı, etap birincileri ve yarışı terkedenleri ekledik. Sayfa düzeni bozulmasın diye bu bilgileri ülke hanesine tecavüz ederek girdik. Buyrunuz:

https://drive.google.com/file/d/0B0slCpQ9q9NvemVaaFpQVndtM2c

(Açtıktan sonra File menüsünden Save As diyerek PDF olarak kaydediniz. Sonra da işyerinizdeki veya okulunuzdaki renkli yazıcıdan A4 kağıda bastırınız)

Broşürde geçen kısaltmaların anlamları:

Tip

A Allrounder = Her derde deva, genel klasmancılar, domestikler...
BS Breakaway specialist = Kaçış uzmanı.
C Climber = Yokuş uzmanı.
CS Classics specialist = Daha çok tek günlük yarışlara konsantredir.
LO Lead out = Sprintçinin son dostudur, en sona getirir ve kazanması için bırakır.
P Puncheur = Kısa yokuşlarda basar gider. Örn. Philippe Gilbert.
R Rouleur =  Jens Voigt gibi işini iyi yapan all-rounder'lara denir.
RC Road Captain = Genel klasmanda iddialı olmasa da takımın kaptanıdır, ağabeyidir.
S Sprinter = Yarış sonunda kalabalık içinde deli gibi basıp etabı kazanır.
T Trialist = Zamana karşıcı.

Başarılar

Başarıları yazarken mümkün olduğunca önemlileri seçtik. Örneğin Contador'un kaç kere classics yarışlarına katıldığını yazmadık, çünkü devasa başarıları yanında önemsiz bir ayrıntı olarak kalıyor. Ama çok yeni bir bisikletçi herhangi bir büyük tura 1 kere bile katılmış olsa belirttik.

N Pro wins = N kere profesyonel yarışta (etap veya tek günlük) birinci olmuş.
N GT starts = N kere 3 büyük turdan birinde start almış.
N Classics starts = N kere klasik yarışlarında start almış.
NxTour = N kere Fransa bisiklet turunu kazanmış (Tour yerine Giro veya Vuelta da gelir).
NxUCI TT World = N kere dünya zamana karşı yarışını kazanmış.
NxTour stages = N kere Fransa bisiklet turunda etap kazanmış.
NxGC = N kere büyük olmayan turları genel klasmanda birinci bitirmiş.

10 Temmuz 2014 Perşembe

Arenberg Sonrası Tour






Fransa Turu'nun dün koşulan beşinci etabı (Ypres - Arenberg - Porte de Hainaut) ciddi sonuçlara yol açtı. En büyük favori Chris Froome yarışı bırakırken diğer büyük favori Alberto Contador da toplam yedi pavé bölümde zaman kaybederek Sarı Mayo Vincenzo Nibali'nin 2'37" gerisine düştü.



Chris Froome 4. Etap'ta düşerek bileğini sakatlamıştı. Yağmur altında başlayan Ypres-Porte de Hainaut etabında, daha parke bölümlere gelmeden 2 kez düştü. Bunu bir gün önce sakatladığı bileğine bağlamak elbette mümkün. Hatta doğrusu bu olur. Ancak, Froome'un, TDF'a, mental olarak oldukça kırılgan şekilde başladığını da öne sürmek mümkün. Son iki ayda TUE (Therapeutic Use Exemption/tedavi kullanım istisnası) ile kullandığı kortikosteroid ve Dauphiné'de ekranlara takılan salbutamol fısfısının bayağı çalkantı yaratmıştı. Üstüne Wiggins'in takıma alınıp alınmaması konusu ve Dauphiné'de düşmesi dengesini bozmuştu. 

Birkaç kişiye Froome'un bu konudaki handikapları  olduğunu söyleyen bir mail atmıştım yarış öncesi (bu sayede şimdi atıp tutabiliyorum). Testi kırıldıktan sonra yol gösteren çok olur elbette ama Brailsford bu sabah "Ben neettim de Wiggo'yu almadım takıma!!?" diye olmayan saçlarını yoluyordur. Bradley Wiggins uyuz, pasif-agresif bir tip olarak insanı deli edebilir elbette ama onun beygir gücünden yararlanmamak kabul edilemez. Şimdi bekle ki Richie Porte genel klasmanda bir şeyler yapsın. Hem Brailsford hem de bu kararın alınması için çok baskı yapan Chris Froome şimdi ne düşünüyorlar acaba?




Contador'a bakarsanız da, dün çamurdan dolayı vites ayarları bozulmuş ve zincirini küçük dişlilere geçirememiş. Dalga mı geçiyorsun Alberto??? Yedek bisiklet, takım arabası, arkadaşının bisikleti? Asıl doğruyu söylediği yer sanırım "Düşeceğime 1 dakika fark yemeyi tercih ederim" kısmı olacak. Bence de öyle ama etap sonunda liderin 2'37" gerisine düşmesi affedilmez. Contador'un (Flecha hariç tüm İspanyollar gibi) pavé üstünde beceriksiz olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Halbuki 2010'da fena değildi. 

Alberto'nun sorunu sadece Nibali'yle olan zaman farkı değil. Contador'un önünde, geçmesi gereken daha birçok isim var:  Fuglsang, Kwiatkowski, vd Broeck, R.Porte, Talansky, Valverde, R. Bardet, van Garderen, Rui Costa, Th. Pinot ve Mollema. E bayağı yani... Dağlarda Contador'un tüm bu isimleri geçeceğine inanıyor musunuz? Nibali'nin istediği zaman süper başarılı bir savunmacı olduğunu 2013 Giro'dan hatırlıyoruz. Contador'un işi çok zor, belki de imkansız. Ama Alberto her şeyini ortaya koyacak ve bu da bize nefis etaplar izlettirecek. Daha bu hafta sonundan başlayarak hem de...




Bir paragraf da elbette Nibali'ye ayırmak gerek. Tour'dan 10 gün önceye kadar bu kadar kötü bir sezon geçiren Astana formalı birinin böyle şahlanması kaşların kalkmasına neden olabilir. Seçim sizin. Kaşı kalkmayanlar için Nibali'nin Dauphiné'den sonra çok iyi çalıştığını, İtalya şampiyonu olunca da morali ve kendine güveninin yükseldiğini söyleyelim. Her zamanki, risk almayı seven, "panache" dolu ataklarından biriyle 2. Etapbı kazanıp Sarı Mayo'yu giymesi, onu ve ekibini şahlandırmış olmalı. Dün ilk defa deneiği pavélerde son derece rahattı. Her sektörde arkadakilerle farkı açtı, Lars Boom'u kovalaması artık gerekmeyene kadar da peşinden ayrılmadı. Gerçekten Fuglsang ve Westra'yla beraber Nibali'ye çok büyük bir "chapeau!" Fransa Turu'nu kazandı diyemeyiz belki ama başkasının kazanmasını çok zorlaştırdı.