10 Temmuz 2014 Perşembe

Arenberg Sonrası Tour






Fransa Turu'nun dün koşulan beşinci etabı (Ypres - Arenberg - Porte de Hainaut) ciddi sonuçlara yol açtı. En büyük favori Chris Froome yarışı bırakırken diğer büyük favori Alberto Contador da toplam yedi pavé bölümde zaman kaybederek Sarı Mayo Vincenzo Nibali'nin 2'37" gerisine düştü.



Chris Froome 4. Etap'ta düşerek bileğini sakatlamıştı. Yağmur altında başlayan Ypres-Porte de Hainaut etabında, daha parke bölümlere gelmeden 2 kez düştü. Bunu bir gün önce sakatladığı bileğine bağlamak elbette mümkün. Hatta doğrusu bu olur. Ancak, Froome'un, TDF'a, mental olarak oldukça kırılgan şekilde başladığını da öne sürmek mümkün. Son iki ayda TUE (Therapeutic Use Exemption/tedavi kullanım istisnası) ile kullandığı kortikosteroid ve Dauphiné'de ekranlara takılan salbutamol fısfısının bayağı çalkantı yaratmıştı. Üstüne Wiggins'in takıma alınıp alınmaması konusu ve Dauphiné'de düşmesi dengesini bozmuştu. 

Birkaç kişiye Froome'un bu konudaki handikapları  olduğunu söyleyen bir mail atmıştım yarış öncesi (bu sayede şimdi atıp tutabiliyorum). Testi kırıldıktan sonra yol gösteren çok olur elbette ama Brailsford bu sabah "Ben neettim de Wiggo'yu almadım takıma!!?" diye olmayan saçlarını yoluyordur. Bradley Wiggins uyuz, pasif-agresif bir tip olarak insanı deli edebilir elbette ama onun beygir gücünden yararlanmamak kabul edilemez. Şimdi bekle ki Richie Porte genel klasmanda bir şeyler yapsın. Hem Brailsford hem de bu kararın alınması için çok baskı yapan Chris Froome şimdi ne düşünüyorlar acaba?




Contador'a bakarsanız da, dün çamurdan dolayı vites ayarları bozulmuş ve zincirini küçük dişlilere geçirememiş. Dalga mı geçiyorsun Alberto??? Yedek bisiklet, takım arabası, arkadaşının bisikleti? Asıl doğruyu söylediği yer sanırım "Düşeceğime 1 dakika fark yemeyi tercih ederim" kısmı olacak. Bence de öyle ama etap sonunda liderin 2'37" gerisine düşmesi affedilmez. Contador'un (Flecha hariç tüm İspanyollar gibi) pavé üstünde beceriksiz olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Halbuki 2010'da fena değildi. 

Alberto'nun sorunu sadece Nibali'yle olan zaman farkı değil. Contador'un önünde, geçmesi gereken daha birçok isim var:  Fuglsang, Kwiatkowski, vd Broeck, R.Porte, Talansky, Valverde, R. Bardet, van Garderen, Rui Costa, Th. Pinot ve Mollema. E bayağı yani... Dağlarda Contador'un tüm bu isimleri geçeceğine inanıyor musunuz? Nibali'nin istediği zaman süper başarılı bir savunmacı olduğunu 2013 Giro'dan hatırlıyoruz. Contador'un işi çok zor, belki de imkansız. Ama Alberto her şeyini ortaya koyacak ve bu da bize nefis etaplar izlettirecek. Daha bu hafta sonundan başlayarak hem de...




Bir paragraf da elbette Nibali'ye ayırmak gerek. Tour'dan 10 gün önceye kadar bu kadar kötü bir sezon geçiren Astana formalı birinin böyle şahlanması kaşların kalkmasına neden olabilir. Seçim sizin. Kaşı kalkmayanlar için Nibali'nin Dauphiné'den sonra çok iyi çalıştığını, İtalya şampiyonu olunca da morali ve kendine güveninin yükseldiğini söyleyelim. Her zamanki, risk almayı seven, "panache" dolu ataklarından biriyle 2. Etapbı kazanıp Sarı Mayo'yu giymesi, onu ve ekibini şahlandırmış olmalı. Dün ilk defa deneiği pavélerde son derece rahattı. Her sektörde arkadakilerle farkı açtı, Lars Boom'u kovalaması artık gerekmeyene kadar da peşinden ayrılmadı. Gerçekten Fuglsang ve Westra'yla beraber Nibali'ye çok büyük bir "chapeau!" Fransa Turu'nu kazandı diyemeyiz belki ama başkasının kazanmasını çok zorlaştırdı.





4 Temmuz 2014 Cuma

Fransa Turu Muhabbeti...





Geçen salı akşamı, blog müdürümüz Savaş Bey’le içkili olup olmadığını açıklayamayacağım bir restoranda oturup muhabbet ettik. Konuştuğumuz şeyler arasında Galatasaray, Dünya Kupası, Red Sox, Cubs, evlilik, baba olmak, çocuk terbiyesi ve Fransa Turu vardı. TdF hakkında konuştuklarımızın MİT tarafından kaydedilmiş tapeleri aşağıdadır…






Savaş Alparslan: Talansky turu kazanabilir mi?

Sarper Günsal: Hayır kazanamaz. Son günkü karışıklık olmasaydı Dauphiné'yi de kazanamazdı zaten ama Tinkoff'un hatası, Contador ve Froome'un Talansky'i unutup birbirlerini marke etmeleri bu şansı getirdi. Üstelik Talansky 3 haftalık Tour'un yükünü omuzlamak için hala oldukça genç ( 25 yaşında). Garmin de -Hesjedal'ın Giro zaferine rağmen- Büyük Tur takımı olmaktan ziyade, gerilla taktikleriyle daha başarılı olduğu gözüküyor. Fransa Turu 2014 bence önce Froome ve Contador sonra da Valverde ve Nibali arasında geçecektir. Talansky de ilk beşte yer alır ve önümüzdeki yıllarda Tour'un favorilerinden biri haline gelebilir.

SA: O halde ilk soru şu olmalıydı sanırım: Contador turu kazanabilir mi? (Talansky'i saymazsak Dauphine'yi onun kazanacağını varsayıyorum)

SG: Lütfen sorularınızı sırayla sorun Savaş Bey! Contador TdF'ı kazanabilir elbette. Daha önce de kazandı. Ama Froome Dauphiné'de düşmeseydi son 2 etapta o kadar zaman yitirir miydi diye de sormak gerek. Şunu kabul etmek gerekir ki, Contador, bu sene, geçen yıla oranla çok daha iyi gözüküyor. 2014’de Froome ile beraber 2 yarışa katıldılar, ikisinde de GK'da Froome’un önünde bitirdi. Dauphiné ITT'de 10 km'de 8" fark yedi ama bunu bekliyorduk. Froome mükemmel bir TT’ci.  Ama zaten Contador Fransa Turu'nu Froome'u TT'lerde geçerek kazanmayacak.

Alberto Dauphiné'yi kazanmanın önemli olmadığını söyledi ama son 2 günde Froome'a fark atması, beklenmedik ataklarla onu şaşırtması mental olarak Froome'u biraz sersemletmiş olabilir. Özellikle Romandie Turu'nda Froome'un kortikosteroid kullandığının ortaya çıkışı ve buna gelen tepkiler, Dauphiné'de salbutamol fısfısının kameralara takılması ve UCI Başkanı Cookson'un oğlunun Team Sky'da çalışıyor oluşu netameli konular.
Sky büyük patlayacak diye korkuyorum. Tiernan-Locke, Sergio Henao, Froome'un TUE'leri falan. Wiggins'i takım ruhu için TdF kadrosuna almadılar ama gölgesi üstlerinde olacak. Froomie Yorkshire'a çok da huzur içinde gelmeyecek. Son derece nazik ve iyi terbiye almış birisi Chris Froome ama iyi aile çocuğu olmak her zaman liderlik için en uygun özellik değil. 



Bu sene yine İngiltere'deyiz


SA: Zamana karşı demişken, bu sene TDF'de sadece bir tek ITT etabı var ve o da sondan birinci etapta. Bu Froome'un dezavantajına gibi gözükse de, Contador'u öncesinde zaman farkı atmak zorunda kalmak gibi bir strese sokabilir mi? Stratejileri nasıl etkiler?

SG: Contador Armstrong gibi "mind games" ustası birini bile alt etti zamanında. Bunu hatırlamak gerek. ITT'de Froome'u geçemeyeceğini tahmin ederek stratejisini kurması gerek. Öncesinde, dağlarda biraz fark atmak ister.

Son Dauphiné TT'sini kıstas alırsak 54km'lik TT'de Froome'un 50 sec fark atacağını düşünebiliriz. Ancak elbette bu "ceteris paribus" durumlar için geçerli. O saate kadar kim ne kadar zaman kaybeder, kim umudunu yitirir veya devam ettirir belli olmaz. Ben Froome'un yerinde olsam ITT'yi daha önce koşmak isterdim. Farkı daha önce açıp Sarı Mayo'yu giyerek yarışın son kısmını koşmak çok daha motive edici bir şey. Ama Contador'un ITT'ye sırtında liderlik mayosuyla başlaması ve bunun getireceği adrenalin 54 km'de kaç saniye kazandırır? Bunlar hep yarışın içinde gelişecek olaylar.  Contador’un çok daha cesur ve risk almaktan çekinmeyen bir yarışçı olduğunu gördük. Bu nedenle ITT öncesinde mutlaka farkı açmak isteyecektir.



Froome ve Contador Dauphiné'de


SA: Contador ile Froome'un takımlarını nasıl buldunuz? Son ITT'ye kadar sarı mayo zorunluluğu olmaması Sky'ı rahatlatabilir mi mesela?

SG: Hayırdır “siz”li “biz”li konuşur olduk Savaşım??? Dauphiné'de Tinkoff'un oldukça yetersiz kaldığı kesin. Ama domestikleri TdSuisse ve Dauphiné olarak ikiye böldüklerini düşünüyorum. Geçen sene Fransa Turu'nda Contador'un en büyük yardımcısı Roman Kreuziger’in biyolojik pasaport soruşturması nedeniyle yarışlardan çekilmesi Contador için büyük bir darbe. Rafa Majka onun yerini ne kadar alabilir emin değilim. Giro'nun yorgunluğunu atamamış olabilir. Kreuziger’i geçen yıldan hatırlarsak Contador’un en önemli kurmayını kayettiğini söyleyebiliriz. M. Rogers gibi süper bir yol kaptanı, S. Paulinho ve J. Hernandez gibi eski kurmaylarına rağmen Tinkoff-Saxo’nun  Team Sky'ın gerisine düştüğünü söyleyebiliriz.


Froome ise hemen hemen tüm takımını Dauphiné'de gösterdi. Porte, Lopez, Kiriyenka geçen sene de onun yanındaydılar. Bu sene Mikel Nieve de var. Team Sky'da soru işareti Bradley Wiggins. Her takımın mutlaka TdF kadrosunda yer vereceği Wiggo'yu Team Sky'ın "takım uyumu" adına kadronun dışında tutacak olması yazık. Wiggo en kötüsünden düz yolda ve yokuşların başında muhteşem bir domestik olabilirdi. Dünyanın en iyi 5 bisikletçisinden birini, üstelik de formunun zirvesindeyken TdF kadrosuna almamak çok büyük bir lüks ve Fransa Turu’nda böyle hovardalıklara bence yer yok.


Wiggo'yu satanı biz de satarız!!


SA: Peki Nibali, Valverde veya bir başkasının kazanma şansı hakkında ne düşünüyorsun?

SG: Fransa Turu'nu Chris Froome veya Alberto Contador dışında biri kazanırsa çok şaşırırım. Bunun gerçekleşmesi için bu ikisinin yarış dışı kalmaları veya ciddi sorunlar yaşamaları gerekiyor. Görünen o ki, şimdilik, diğer tüm iddialılar bu ikilinin bir boy gerisindeler. Vincenzo Nibali –geçen hafta İtalya şampiyonu olmasına karşın- geçen seneki formunda değil. Bir türlü ciddi forma giremedi. Kendi de söylüyor. Bu sene TdF'da hüsran olup takımdan ayrılır gibi haince bir tahminde bulunayım.

A. Valverde ise Eusebio Unzue'den torpilli olarak katıldığı son Tour'da. Aslında burada Quintana'nın olması gerekiyordu ama Unzue hem Kolombiyalı'yı Giro'da denemek hem de Alejandro'ya bir son bir şans daha vermek istedi bence. Valverde yüksek dağ etaplarında hiçbir zaman ortalığı yıkıp geçemedi. Zaman karşısı da çok üst düzey değil. Ama bu seneki her yarışında ses getirdi. Roma Maxima ve Fleche Wallonne'u kazandı biliyorsun. Valverde birkaç yıl daha götürür ama Vuelta hariç artık Büyük Turlar'da şampiyon olamaz.



İspanyol Üçlemesi'nin diğer iki ayağı: Valverde ve Purito


Valverde gibi artık fırsatı azalan diğer bir İspanyol da Joaquim Rodriguez. Purito bu sene Giro'yu hedeflemişti ama düşüp yarıda bırakınca alıcılarını Tour'a çevirdi. Tek bir ITT olan 3 haftalık turda da kazanamazsa nerede kazanacak değil mi? Ama birkaç yıl önce kendisine ilştirdiğim lanet geçerli olacak. Ardennes pavélerinde düşüp bir yerini kırmasın da kazanmasın ben razıyım. 



SA: Pavéler demişken etaplardan “bu kaçmaz” dediklerin hangileri?
SG: Fransa Turu’nun şanı için elbette açılış etabı demek lazım ama ben 2.Etabın çok ilginç olacağını bekliyorum. Daha doğrusu “umuyorum”. İrili ufaklı 9 kategorize yokuş var ve başka yokuşlar da var. İyi bir kaçış grubu işi götürebilir diyeceğim ama GK favorisi takımlar atmaca gibi olacaklardır. Eğer bu etabı adı konmamış şekilde nötralize etmezler ve kıyasıya yarışırlarsa (Giro’daki İrlanda etaplarının ne kadar yumuşak geçtiğini hatırlayalım) ortalık kan gölüne dönebilir. Tinkoff ve Contador sürprizi sever. Ekrandan gözümü ayırmayacağım. Manzaralar da muhteşem olacak.
Sonra dümdüz bir parkur olmasına karşın 5. Etabı seyretmek gerek. Yaz ortasında Paris-Roubaix seyreder gibi olacağız. Purito pavé üstünde ayakta kalabilir mi göreceğiz. Mutlaka birinin başına bir bela gelecek.
Fransa Turu hep Alpler ve Pireneler üstünden gider ama nadiren uğradığı Vosges Dağları da güzel yarış olanakları sunar. 8. Etabın son kısmında ilk ciddi yokuşlar var, üstelik zirve finişi. Hemen ertesinde de Vosgeslar’ı bitirmek için çok zor bir etap var. Bolca yokuş çıkıp inilecek ama son zirveyle Mulhouse’daki finiş arası 50 km’lik iniş ve düzlük etabın havasını kaçırıyor.
10. Etap’ta ise Planche des Belles Filles var. 2012’de Froome bu yokuş finişinde Wiggo’dan izin alıp etabı kazanmıştı hatırlarsan. 14 Temmuz şerefine çok güzel etap koymuşlar. Ben bile işi kırarım gibi geliyor.
13. Etap Chamrousse yokuşuyla bitecek. 18 km ve %7.3 ortalamalı bir HC. Etabın yarısından itibaren kaçmaz. O cuma işten erken çıkılır. Tabii 14. Etap da, hafta sonu olduğu için, yokuşlu güzel bir şey olmuş. maksat TV reytingleri artsın. 
Son hafta Pireneler'de hepsini seyretmek gerek. Belki 19. Etabı pas geçebiliriz ama geri kalanlar ve ITT mutlaka seyredilmek zorunda.  

SA: Başka kimden bahsedelim? Dark horse adayın var mı?

SG: At yarışı jargonuyla konuşursak Froome ve Contador favori, Nibali, Valverde ve Rodriguez plase, Talansky ve Van Garderen de sürpriz olur diyebiliriz. Ama Fransa Turu at yarışı gibi olmuyor ve genelde iş sürprize pek kalmıyor. Ancak İngiltere etaplarındaki hava ve yol durumu ve Ardennes Ormanı olası sürprizler taşıyorlar. 2010'da Frank Schleck'in düşüp omzunu kırdığını hatırlayalım. Bu olasılığı da dikkate almak gerek.

Paris'te Sarı Mayo'yu giymese de yarış boyunca dikkat çekecek ve klasmanda önlerde yer almasını beklediğimiz sporcular olacak. Çok isim çok olduğundan hızlıca ve birer cümleyle geçeyim:

Tejay  VanGarderen formunu hala bulamadı, bu seneki Tour performansı onun için çok kritik olacak. Eğer geçen sene gibi bu yıl da şişerse geçmiş ola. İyi bir takımla geliyor, herkes ona çalışacak;  "make or break" senesi.

Ag2R son 3 Büyük Tur boyunca en agresif ve başarılı ekiplerden biri oldu. Burada da Romain Bardet ve J-C. Péraud ile GK, Riblon ile de etap/Puanlı Mayo kovalayacaklar. Bardet burada, Warren Barguil de Vuelta'da dikkatle seyrececeğimiz arkadaşlar.

 FdJ ve mahzun prens Thibaut Pinot için yeni bir deneme daha. Arnaud Demare’ın sprint treni için kaç kişi ayrılacak bilmiyorum ama sprint finişlerin takım için önemi Pinot için hayırlı haber değil. Jeannesson ve Delage dışında pek domestiği kalmıyor. Kendi yağıyla ne kadar kavrulursa artık.



Son Fransız umut: Thibaut Pinot


Trek'te Schleck Kardeşler var. Onlar için öyle çok yazıp konuştum ki bu kez "susma hakkı"mı kullanıyorum. Cancellara ve OPQS'den Tony Martin'in ITT savaşı harika olacak. Haimar Zubeldia "Benim Schlecler'den neyim eksik?!!" diye söylenecek. Bir de Andy Schleck bu sene ilk 20'de bile yer alamayacak bence ;-).

Lampre iki başlı geldi. Dünya Şampiyonu Rui Costa ve Chris Horner. Horner araba çarptıktan sonra formunu kazanmaya çalışıyor. Olmazsa Vuelta'ya kayabilir. Rui Costa ise gökkuşağı mayoyla son derece sessiz bir yıl geçirdi. Kendini göstermesi gerek.

Belkin'de Bauke Mollema'yı söylemeliyiz. Baş sponsorun sezon sonunda ayrılacağını açıklamasıyla Mollema başka takımlarla görüşmeye başladı bile. Özel bir performans yakalarsa en bi “Dark Horse” kendisi olabilir.

Lotto-Belisol'den Jürgen van den Broeck da Dauphiné'de çok iyi gözüktü. Ama üç hafta bu formunu sürdüremiyor oluşu en büyük handikapı. Diğer Belçika takımı OPQS'in genel klasman lideri Michal Kwiatkowski. Ama Kwiatkowski hem tam anlamıyla bir GK koşucusu değil, hem de Klasik sezonundan bu yana formunu geri kazanamadı. Dauphiné'deki kötü sonuçtan sonra virüs taramasından da geçti ama daha sonucunu alamadık. Kwiatkowski'nin muhteşem bir Klasikçi olacağını umuyor, Büyük Turlar'da kendini heba etmemesini naçizane tavsiye ediyorum.



Michal Kwiatkowski


Genel Klasman'la ilgilenmeyen takımlar ise Orica, Giant Shimano, Europcar, Cannondale (Damiano Caruso var ama...). Oturup Sagan, Cavendish ve Kittel’den de bahsetmek lazım ama geç oldu.  Hesabı öde de Belçika-Amerika maçını kaçırmayalım.

3 Temmuz 2014 Perşembe

Tour de France 2014 Broşürü

Spor Locası'ndan dev hizmet! Tour de France'ın tüm takım kadroları, numaraları, boyları posları, ne tür bisikletçi oldukları, daha önceki başarıları ve yarış sırasında tanımanız için yüz fotoları sadece 4 sayfalık PDF'de! Bayinizden ısrarla isteyiniz! (veyahut aşağıdaki linke tıklayınız)

https://docs.google.com/file/d/0B0slCpQ9q9NvdUpHWGE2UG1rUms

(Açtıktan sonra File menüsünden Save As diyerek PDF olarak kaydediniz. Sonra da işyerinizdeki veya okulunuzdaki renkli yazıcıdan A4 kağıda bastırınız)

Broşürde geçen kısaltmaların anlamları:

Tip

A Allrounder = Her derde deva, genel klasmancılar, domestikler...
BS Breakaway specialist = Kaçış uzmanı.
C Climber = Yokuş uzmanı.
CS Classics specialist = Daha çok tek günlük yarışlara konsantredir.
LO Lead out = Sprintçinin son dostudur, en sona getirir ve kazanması için bırakır.
P Puncheur = Kısa yokuşlarda basar gider. Örn. Philippe Gilbert.
R Rouleur =  Jens Voigt gibi işini iyi yapan all-rounder'lara denir.
RC Road Captain = Genel klasmanda iddialı olmasa da takımın kaptanıdır, ağabeyidir.
S Sprinter = Yarış sonunda kalabalık içinde deli gibi basıp etabı kazanır.
T Trialist = Zamana karşıcı.

Başarılar

Başarıları yazarken mümkün olduğunca önemlileri seçtik. Örneğin Contador'un kaç kere classics yarışlarına katıldığını yazmadık, çünkü devasa başarıları yanında önemsiz bir ayrıntı olarak kalıyor. Ama çok yeni bir bisikletçi herhangi bir büyük tura 1 kere bile katılmış olsa belirttik.

N Pro wins = N kere profesyonel yarışta (etap veya tek günlük) birinci olmuş.
N GT starts = N kere 3 büyük turdan birinde start almış.
N Classics starts = N kere klasik yarışlarında start almış.
NxTour = N kere Fransa bisiklet turunu kazanmış (Tour yerine Giro veya Vuelta da gelir).
NxUCI TT World = N kere dünya zamana karşı yarışını kazanmış.
NxTour stages = N kere Fransa bisiklet turunda etap kazanmış.
NxGC = N kere büyük olmayan turları genel klasmanda birinci bitirmiş.

23 Mayıs 2014 Cuma

Josh Wise

Nascar'ın merkezinin bulunduğu Charlotte'da sezonun ortalarına doğru all-star yarışı yapılır. Her ne kadar "ulan motorsporlarının doğası gereği zaten her yarışta tüm starlar beraber yarışır" diye itirazlar olsa da, bu yarışa daha önce yarış ve şampiyonluk kazanmış seçkin isimler katılır. Format da değişiktir, puan için değil sadece kazanmak için yarışılır. Kazanan da 1 milyon doları cebe indirir.

Geçen hafta yine All-star yarışı yapıldı ve yarışı Jamie McMurray kazandı. McMurray son zamanlarda pek başarılı olamıyor ve yarış öncesinde bahis siteleri kendisine 1'e 40 veriyordu. O yüzden kazanması sürpriz ve güzel oldu.

Ama esas sürpriz başka idi. Yarışta Josh Wise adlı pek tanınmayan bir sürücü de yer aldı ve 22 yarışçı arasında 15. olarak liderin turunda yarışı bitirdi. Kariyerinde 78 yarışa katılan, bu yarışların sadece birini liderin turunda bitirebilen, çoğunda ise start and park adı verilen taktikle lastik ve benzin harcamadan takımına yarışa katılım parasını kazandıran bu kişi nasıl oldu da bu yarışa katılabildi?
Josh Wise ve arabası

Anlatalım: Geçen sezonlarda all-star formatında bir değişiklik yapılarak 1 sürücünün de oylama yoluyla yarışa katılabilmesi sağlandı. Geçen sezonki oylamayı kadın sürücü Danica Patrick rahatlıkla kazandı. Bu sene de kazanmasına kesin gözüyle bakılıyordu, ki, oylamayı sürpriz yaparak Josh Wise kazandı.

Kazanmasının sebebi, sosyal medya sitesi Reddit.com'da organize olan kişilerin oy yağdırmasıydı. Danica gibi popüler birini oylamada yenmek kolay değil (kendisine yazdığım mektup için tıklayınız), ancak Nascar'ın teknik bir enayilikle birden fazla oya izin vermesi redditçilerin işini kolaylaştırdı.

Josh Wise rastgele seçilmiş bir isim değil. İlk defa Reddit'in Nascar bölümünde yazıp çizen Denis Pavel adlı kişi tarafından Bristol yarışında simsiyah ve sade arabası ile güzel mücadele etmesiyle farkediliyor. Yeni çıkan sanal para Dogecoin de kullanılarak 55 bin dolar toplanıyor ve Talladega'da yarışması sağlanıyor.

Sonra Josh Wise'ın kendisi de Reddit'e üye olup aktif bir şekilde takipçileriyle iletişime geçiyor ve all-star yarışması için destek istiyor ve eğer katılabilirse beleş olarak Dogecoin'in reklamını yapacağını söylüyor.

Nihayetinde all-star yarışına katıldığı gibi, bu süreçte ekstra toplanan 120 bin dolarla daha rekabetçi lastiklere yatırım yapacağını da beyan ediyor.
Sinirli Danica Patrick

Henüz Nascar'dan ses çıkmasa da, böyle bir hatanın tekrar olmaması için zengin kafalarını yormaya başladıklarına eminim

Josh Wise hikayesi devam ediyor ve şahsen takip etmeye devam edeceğim.

Reddit.com sitesindeki Josh Wise konulu başlıkları da bu aramadan takip edebilirsiniz.



9 Mayıs 2014 Cuma

İrlanda Giro'su Başlıyor!






İtalya Bisiklet Turu yarın Belfast’ta başlıyor. Kulağa biraz tuhaf geliyor. İtalya ve İrlanda. Ama organizasyon para kazanmak, ülke de kendini tanıtmak isteyince “Grande Partenza” bu sene İtalya’dan çok uzak bir yere alındı (isim de TdF’dan arak bu arada). Uluslararası politikayla biraz ilgilenen biri için “Belfast”, 2-3 yıl önceye kadar, savaş, karışıklık, bombalama, IRA demekti. U2, “Bloody Sunday”, Bobby Sands, Guildford Dörtlüsü falan.  35 yıldır benzer bir savaşı sürdüren ülkenin evlatları olarak Belfast ve Diyarbakır’ın benzerlikleri ve farklarını görüp dersler çıkarıyoruzdur umarım. Neyse… 

Bu akşam Belfast’ta koşulacak takım saate karşı etabı, şehrin üstündeki koyu, karanlık havayı tüm dünya gözünde pembeye çevirmek, “Belfast”ın yeni kuşaklarda başka çağırışımlar yapmasını sağlamak için bir umut olacak. Zaten çayırdaki koyundan belediye sarayına kadar her yer pembeye boyanmış durumda bu umutla. Bu pazarlama motivasyonu haricinde, İrlanda etaplarının pek cazibesi yok sayılır. Marcel Kittel’den iki sprint zaferi bekleyebiliriz. Ha bir de, 2. Etap’ta meşhur İrlanda Denizi rüzgarıyla peloton bölünebilir. Hava yağışlı da olursa, gazeteler artık “Epik bir yarış oldu” manşeti atarlar. Takımlar isterse olur istemezse olmaz. Fakat, sonuçta, doğasever değilseniz, who gives a fuck about a bike race in Ireland? 

Giro’nun bu seneki bir başka sıkıntısı da büyük favorilerin hepsinin Fransa Turu’nu seçmiş olması. Yeni dünyada artık TdF’a girecek olanlar Giro’nun yakınından bile geçmiyorlar. Froome, Contador, Valverde ve hatta Nibali bile “PEMBE İÇİN SAVAŞ” sloganını pas geçtiler. Kim var elimizde bakmadan önce parkura devam edelim. 








İrlanda’da 3 günlük “Troubles”ın ardından Giro memleketine dönecek. Slav ve Arnavutlar’ın son 20 yıldır AB’ye göç kapısı olarak kullandıkları Bari’den giriyoruz. Parkurun bundan sonrası, kuzeye varana kadar banal. Sanki Sinyor Vegni bu sene pek özenmemiş parkur seçimine. Belki de Mica Acquarone’nin işten atılmasına yol açan skandal dikkatini dağıtmıştır. Giro ‘14’ün öyle çok düşünülüp titizlenilmiş havası yok.  Özellikle ilk iki hafta Caner Eler’in mikrofon başındaki her numarasına ihtiyaç duyacağız. Yarışın İtalya bölümünün açılışı (bir gün dinlendikten sonra) 112 km’lik bir acayip düz etap. 3 saatin altında sürer, Kittel kazanır. Bir İrlanda’ya için Ya Rab, ne etaplar batıyor!! 

Çizme’nin güneyinden kuzeyine çabuk çıkmak için toplamı 660 km’lik üç etap arka arkaya sıralanmış. Taranto - Viggiano ile tırmanışlar başlıyor ama GK iddialılarını rahatsız edecek ölçüde değil. Hatta Montecassino hariç ciddi bir zorluk içeren finiş yok gibi. II. Dünya Savaşı’nın en sert çarpışmalarından biri olan Montecassino ile ilgili bir film seyretmiştim. Savaşı Almanlar kazanmış olsaydı, bu noktada Wermacht paraşütçülerinin yaptığı savunma destanlara sığmazdı ama tarih yazımı muzaffer tarafın elinde. Siz yine de okuyunuz.   


Bu sene Giro’da 1 TTT, 2 ITT, 3 tane de dinlenme günü var. Yarış 4 takvim haftasına yayılmış durumda. İkinci hafta sonu TV reytingleri de düşünülerek yokuşlara ayrılmış. Foligno - Montecopiolo  etabının sonuna doğru Giro havasına girmeyi umuyorum. Pazar günkü Lugo - Sestola etabı da 17 km’lik Passo del Lupo  yokuşuyla bitecek (Kurt Boğazı güzel isim). Çok dik olmasa da yüksek tempo nedeniyle bacakları cayır cayır yakacak. 


9. Etap

Üçüncü hafta yemekleri ve gülümseyen kadınlarıyla bilinen Emilia-Romagna bölgesinde başlayacak (kuzeye çıktıkça havadan, güneye indikçe sıkıntıdan pek gülümsemez İtalyan kadınları). Modena’dan yola çıkıp 177 km sonra Salsomaggiore kaplıcalarında biten etap Parma’nın içinden geçiyor. Parma demek parmezan peyniri ve jambon demek!! Kadına gerek bile yok. 

21 Mayıs Giro’nun en uzun etabı olacak. 249 km. Parma’dan başlayıp (aslında Collecchio) Akdeniz’e varıp, Cenova’yı geçerek Savona’da finiş göreceğiz. Savona öncesi “Kedi Burnu” yokuşu var (Naso di Gatto) ama daha güzeli, finişe kadarki 25 km’lik iniş. Kaçış grubu, veya kaçış grubu yakalandıktan sonra oluşacak kaçak/kaçaklar uçarak inecekler. 

Geldik Şarap Etabı’na. Valla RCS 12. Etabı böyle tanıtıyor.  Barbaresco - Barolo arasında 46 km’lik bireysel zamana karşı etap klasmanda önemli fark yaratacak. Çok sert olmasa da 2 yokuş var. Rouleur tarafı da gelişmiş favorilere dikkat (Cadel, Hesjedal?). Barolo ve Barbaresco Piedmonte bölgesinin medar-ı iftiharı şarapları. Üreticisi, senesi, saklanma yılı falan hep kontrol altında. İkisi de Nebbiolo üzümünden yapılıyor. Oldukça sert, gövdeli, fiyatı kalın şaraplar. Çok sıkı et yemekleriyle ancak içilebiliyorlar. Şahsen, parkur üstündeki Alba’nın Dolcetto’sunu daha bir severim. 

Etap 12 - Barolo-Barbaresco (ITT)

Giro'nun 12. Etap için Santini'ye hazırlattığı mayo
Kafaları bulduktan sonra ayılmak için düz bir sprint etabı (13. Etap: Fossano – Rivarolo Cavanese) gerekir. Kittel bu etabı kazandıktan sonra Giro’dan ayrılabilir çünkü ertesi gün dağlar başlayacak. Arka arkaya 3 etap da yüksek dağ etabı ve yokuşla bitecek. Yirmibir etabın sekizi sprint, dokuzu da zirve finişi içeriyor. 


16. Etap
(Gavia-Stelvio-Val Martello)

27 Mayıs’taki 16. Etap harika. Kısa (139 km) ve acımasız. Gavia, Stelvio ve Val Martello’yu tırmanırken toplam 60 km yokuş var. Yarışın bu son haftasında Pembe Mayo savaşları kızıla boyanır diye umuyoruz. Purito beni mahçup edecek mi, Quintana TdF’13 başarısını İtalya’da tekrarlayacak mı ortaya çıkacak. Eski kurt Cadel Evans’ın çok geride kalmamasını diliyoruz. Ona bakıp bakıp 50 yaşında yokuş çıkmaya başlayan blog yazarları var!! 

17. etap kaçış grubunca kazanıldıktan sonra tekrar bir dağ parkuru var önümüzde. Dolomit Dağları’nı gergef gibi işliyoruz. Belluno’dan çıkar çıkmaz tırmanmaya başlayacak peloton 54 km. sonra San Pellegrino Geçiti’ne varacak ama daha önünde 120 km var. 18. Etap Valsugana’daki 17 km’lik yokuşla son bulacak. 


19. Etap - Yokuş ITT profili (Monte Grappa)

Yarışın son hafta sonuna doğru gelirken 30 Mayıs Cuma günü yokuş ITT’si için ekran başına geçeceğiz. Giro’nun Plan de Corones’deki saate karşıları hala akıllarda. Bu kez  Bassano del Grappa’ya taşımışlar etabı. İlk 7.5 km düz, sonraki 19 km cehennem. Ortalama %8.0 eğim var!! İş Zoncolan’a kalır mı emin değilim açıkçası. Bu etabın sonunda Giro’yu kazanan belli olabilir. Elbette son yokuş da nihayete ermeden kazananı belirlemek imkansız. Fakat ben işin ITT ile biteceğini düşünüyorum. Yine de, son dağ Monte Zoncolan ise büyük konuşmamak gerek. Bu kadar kısa sürede efsane olan az sayıda yokuştan biri  Zonk (Angliru ve Kappelmuur ile beraber). İlk kez 2003’de çıkıldı ama Gilberto Simoni’nin zaferiyle beraber hemen efsane oldu. Ovara’dan çıkılan parkurun uzunluğu 10.1 km ve %11.9. Delilik. Gerçekten delilik…

20. Etap  - Monte Zoncolan


Giro 2014 bu sene Trieste’de bitiyor. Bölgenin İtalya’ya katılışının 60. yıldönümü buna sebep. Yoksa ne işimiz olur allasen? Peki Trieste’de Pembe Mayo’yu kim giyecek? 


KİMLER VAR? 

Valla yukarıda kimlerin yarışı pas geçtiğini saydık. Hevesliler arasında ise Richie Porte bitmek tükenmez hastalığı, Chris Horner da araba çarpması sonucu yoklar. Nairo Quintana öne çıkan ilk isim. Movistar’daki  Valverde Lobisi nedeniyle Fransa Turu’ndan kesik yiyip İtalya’ya gönderilen Nairo bu sene San Luis turunu kazandı, Tirreno’da ise Contador’un arkasından ikinci oldu.  Büyük favori oluşu TdF2013’den geliyor. Bahisçiler de Kolombiyalı’yı öne sürüyorlar. Igor Anton, Andrey Amador ve Eros Capecchi gibi iyi yardımcıları var. Quintana kazanırsa büyük iş yapmış olacak ama 24 yaşında Giro’yu kazanamayana da kızılmaz (A.Schleck hariç, ona günde 5 vakit küfredebilirsiniz). 

Türk insanı bu çocuğu tutmaz da kimi tutar?

Sırada Joaquin Rodriguez var. Katalunya’da  Contador ve Quintana’yı geçip şampiyon oldu ama Klasikler’de şansı yaver gitmedi. Amstel’de düşüp kaburgasını kırınca başarılı sonuçlar alamadı. Şimdiye kadar iyileşmiş olması gerekir ama Purito’nun sıkıntısı 46 km’lik ITT olacak burada. 2012’de Hesjedal’a da saate karşıyla kaybetmişti. Rodriguez’in zirve finişindeki bonus saniyelere ve yokuş ITT’sinde süper bir derece yapmaya ihtiyacı var. Yoksa 46 km’de yiyeceği zamanları çıkaramayabilir. 


Purito, bir kere giy, bir daha çıkarma!

Geçen sene Rigoberto Uran, Cadel Evans ve Michele Scarponi klasmanda Nibali’nin hemen arkasındaydılar.  Rigo Wiggo’yu desteklemek için katılmış, İngiliz yağmurlu bir günde şişip kalınca zorunlu takım lideri olarak çok iyi bir derece almıştı. Uran bu sene OPQS’de. Sky’dan ayrılması bence de doğru bir karardı. Wiggo, Froome, Porte, Henao’nun hangi biriyle uğraşacaksın birader? Kolombiyalı’nın işi yine de zor. DeGendt ve W. Poels’dan yeterli yardımı alabilecek mi şüphedeyim. DeGendt takımdan ayrı düz koşu yapmayı seven biri.  Buna ek olarak Lefevere’in takımı sprint ve klasik DNA’sına sahip, genel klasman koşmayı pek bilmez. Bu evrimi geçirmesi gerekiyor. Uran Giro’yu kazanırsa Omega Pharma en güçlü takım sıfatını Team Sky'ın elinden alır. 


Rigoberto Uran

Cadel Evans ve Michele Scarponi’yi beraber analım. Cadel 37 yaşında ama süper bir sezon geçiriyor. TDU’da 2., Bask Turu’nda 7 oldu, bol tırmanışlı Giro del Trentino’yu da kazandı. Favorilerin içinde saate karşısı en iyi olan o. Peki “Old man can jump?” Valla zor ama ilk 5 desem? Takımda Samu Sanchez de var ve Klasikler’de Gilbert’e çalıştığı gibi çalışırsa Evans’ın yükü azalır. 

Scarponi de (Cadel kadar olmasa da) iyi bir hazırlık dönemi geçirdi. Bu yarışa lider olarak gelmesinin bedelini Fransa’da Nibali’ye gregario’luk yaparak ödeyecek. 35 yaşında artık o bedeller ödenir. Scarponi kendi yarışında hep en iyi performansını verir. Dereceleri bunu gösteriyor. Yokuşların abuk sabuk yerlerinde çılgın ataklar yapmaz ve gücünü sona saklarsa klasmanda daha iyi bir yer elde edebilir. Yaşlılıkta son mermiyi saklamak lazım… İlk 3 için onu daha şanslı görmemin bir nedeni de Astana'nın süper kadrosu.  P.Tiralongo, E.Gasparotto, Janez Brajkovic ve Fabio Aru dörtlüsü ölüyü bile zirveye çıkarabilir. 


Duygusalım, sofistikeyim, eşim piyanist...

Bir Ryder Hesjedal vardı değil mi? 2012’de Külkedisi gibi gelip yarışı kazanmış, hepimizi kendine hayran bırakmıştı. Ama o yarış “kriptonit” etkisi gösterdi, hala kendine gelemedi. MTB zamanlarında doping kullandığını açıkladıktan beri performans gösteremiyor. Mental açıdan bir problemi var. Cadel’le birlikte o da ITT’de iyidir. Ama öncelikle yine yokuş çıkabildiğini görmemiz gerek. Garmin’de Hesjedal’dan çok Dan Martin’e dikkat etmek gerekir ama Giro onun için aşırı dik kalabilir. 

Dan Martin - Kuzen
12 Eylül’den önce “kontenjan senatörü” denen bir şey vardı Meclis’te. Kerli ferli adamlar Cumhurbaşkanı tarafından seçilip Senato’ya atanırlardı. Ne iş yaptıklarını pek bilmezdik. Toplantılara katılırlar, arada inceleme gezisine çıkarlar, sıkı maaş alırlardı. Onları halk seçmediği için kimseye de eyvallahları olmazdı. Bu Ivan Basso da biraz öyle. Nasıl oluyorsa oluyor, istediği yarışın kadrosuna giriyor. 

“Bu sene Giro’da üşüdüm, Fransa’ya katılayım ben”, 
“Tabi paşam.” 
“Yok Fransa’da pişik oldum ben yine Giro’ya girecem” 
”Gel gülüm”,
“Ama kıçımda çıban çıktı?” 
“Hemen kadrodan çıkaralım ne demek?” 

Bu ne abicim? Zamanında aldığı başarılardan sonra, karizması ve yakışıklılığıyla hala idare ediyor. Takıma ortak mı oldu nedir? İlk 15’te bitirir mi? Şüpheli. 

Diğer İtalyanlar arasında ben Ivan Santaromita ve Diego Ulissi’yi merak ediyorum. Genç(!) Santaromita artık 30 yaşında. O “tricolore” mayonun hatırına bas artık! Yine ilk 20’de yer alacaksan hiç uğraşmayalım. Ulissi  ise Lampre’de Niemec ve Cunego’dan sonra gözüküyor ama Cunego’dan GK’da bir şey olmayacağını biliyoruz. Ulissi ve Niemec arasında hangisi öne çıkarsa takımı arkasına alır. O açıdan Formula 1 gibi biraz. Önce kendi takım arkadaşını geçeceksin. 

Dario Cataldo da Sky’ın umudu. Sky aslında Giro’ya Porte’yi getirecekti ama takım bu sene bir tuhaf. Herkes ya hasta (Porte), ya formsuz (Edvald BH), sakat (Froome) veya kan değerlerinde bir anormallik var (Henao, Tiernan-Locke). Takımın adı Discovery veya US Postal olmadığı için mi kimse konuşmuyor anlamıyorum ki? Bunu fark eden bir tek ben olamam değil mi? 

Domenico Pozzovivo da (Ag2R) yokuşçu fiziğinin avantajını zamana karşıda kaybedenlerdendi. Ama çalıştı çabaladı ve geçen sene Giro’da 10, Vuelta’da 6. olmayı başardı. Bu sene üstüne koyar mı? Çok mümkün. Pozzovivo’yu ilk 5’de göreceğiz bence. 


Nicholas Roche - Kuzen
Büyük yıldızlar olmasa da küçük küçük bir sürü hikaye var yarışta: İrlanda’da başlayan yarışta Nicholas Roche’u anmadan olmaz.  Babasının peşinden o da kazanır mı? Yok kazanmaz ama Vuelta’da ilk 5’i var. İttirir kaktırır ama Zoncolan’da kalır. Takım arkadaşı Rafa Majka (Tinkoff Saxo) var, kim lider kim domestik çok şüpheli. Trek’te Robert Kiserlovski var. Sanki son hafta ona da çok sert gelecek gibi. Sonra  Purito’nun kankası Daniel Moreno var. Süper domestik ama her zaman “Ustama bir şey olursa hemen yerine geçerim” mesajıyla yarışır. L’Alpe d’Huez fatihi Pierre Roland (EUR) var. Yaratılan beklenti nedeniyle inşallah o zafer kariyerine mal olmaz. Fransa'daki yarışlarda büyük bir baskı oluyor üstünde. Giro’da daha sakin yarışacaktır. 

Yokuş klasmanı için Stefano Pirazzi (Bardiani CSF) ve Emanele Sella (Androni Giocc.) ikilisi var.  Tırmanışlarda illa ki göreceğiz onları ama GK’a nefesleri pek yetmez gibi. Sella’nın takım arkadaşı, eski dope, saçları kesilince gücünü de kaybeden Franco Pellizotti de “21” numarayla takım lideri havasında. Trentino’da 9. oldu ama strateji değiştirip Yokuş Klasmanı’nı da kovalayabilir (daha önce kazandı ama Sella daha şanslı). Belkin’in mutlu Hollandlılar’ı Wilco Kelderman ve Stefan Kruijswijk ‘i de anayım, hakları kalmasın. O yakıcı arzu olmadan bu yarışlar kazanılmıyor ağalar. 

E SPRİNTLER??

Tabii bir de sprinterler var elbette: Marcel Kittel uzak ara en büyük favori. 5 etap falan alabilir. Aynı dönemde Cavendish de Kaliforniya’da yarışacak. Birbirlerine Fransa Turu için peşrev çekecekler. Sanal peşrev! Kittel artık dünyan en iyisi mi? Cavendish’in hırsı ve azmi onu tekrar tepeye çıkaracak mı? Soruların bir bölümüne Kittel Giro’da cevap verecek. Karşısında eski kurt Petacchi var ama yaşına hürmeten yazdım. Ale-Jet’in kayda değer bir treni yok, trensiz de işi çok zor. Genç tayfadan Michael Matthews (Orica GE), Elia Viviani (CAN) ve Nacer Bouhanni (FdJ) en büyük rakipleri olacak. Giacomo Nizzolo (TREK), Roberto Ferrari (Lampre), Davide Apollonio (Ag2R) gençler klasmanında, Borut Bozic (AST) ve Francesco Chicchi’de (Neri Sottoli) tekaütler grubunda Kittel’le başa çıkmaya çalışacaklar. 

GENÇLER KLASMANI

Nairo Quintana'yı kuponlarınza tek at olarak yazınız. Eğer kendisini uzaylılar kaçırırsa Rafa Majka veya Wilco Kelderman'ı düşünebiliriz. Fabio Aru'ya kalmaz, kalırsa çok şaşırırım. Ya Ulissi? "Perché no?"

PUAN KLASMANI

Kittel yarışın sonuna kadar kalmayacağına göre İtalyanlar arasında geçer gibi geliyor. Elia Viviani ve Giacomo Nizzolo, Nacer Bouhanni ile kapışırlar bence.

YOKUŞ KLASMANI

Pierrre Rolland? İtalya dışından biri kazanacaksa o Rolland olur ama ben yine de Pirazzi ve Sella'nın asıl favoriler olduğuna kaniyim. Bir başka İtalyan? Matteo Rabottini ve Pellizotti (GK favorilerini pas geçtim. Yoksa Purito veya Quintana kazanır gibi)

Stefano Pirazzi kim demeyin, bu arkadaş işte...


Parkura baktığımızda ilk 2 haftası “uyuz” görünse de, yarışı yarış yapan takımlar ve bisikletçilerdir. Onlar isterse, en sıkıcı parkurda bile harika bir yarış seyredebiliriz. Zaten son hafta mükemmel etaplar bizi bekliyor.  Mayıs demek bahar demek, bahar demek yeni umutlar demek. Dua edelim de Giro bize bisiklet sporu için yeni umutlar versin.

İyi seyirler.

12 Mart 2014 Çarşamba

New York Knicks 2014 - Playoff Hesapları

2013-14 sezonu Knicks için bir anlamda berbat geçiyor. Takım 25 galibiyet ve 40 mağlubiyet ile .385 galibiyet yüzdesine sahip.

Gelgelelim, bu halde bile playoff'un son sırasındaki Atlanta Hawks'ın sadece 3.5 maç gerisinde. Ligin berbat durumunda ilk sebep Doğu konferansının güçsüzlüğü ise de, ikincisi de draft'da yer alması beklenen oyuncuların çok iyi olması ve bu yüzden çoğu takımın draft kurasında iyi bir pozisyon şansını arttırmak için maçlarını bilerek kaybetmesi, amiyane tabirle "yatması".

Knicks playoff için bastırıyor şu anda. Zaten başka şansı da yok, çünkü bu sezonki draft hakkını çoktan daha önceki takaslarda kullanmış vaziyette. Yani, yatmak gibi bir seçeneği yok.

1999'dan bir fotoğrafla ruh çağıralım
Bunun dışında, Knicks 1999 sezonunda 8. olarak playoff'a kalmış ve finale kadar yükselmişti. Yine böyle bir mucize gerçekleşebilir mi diye düşünülüyor. Bu çok temelsiz de sayılmaz. Knicks'in kadrosu iyi. Carmelo Anthony takımın şu anki yıldızı, ama 2 sezondur sakatlıklarla boğuşan Amare Stoudemire'nin de yıldız olduğunu unutmayalım. Stoudemire belki bir daha hiçbir zaman birinci yıldız olamasa da, iyi oynadığında gayet büyük bir tehdit. Sonuç olarak Carmelo kariyerinde 25.3 sayı ile, Amare de 20.5 sayı, 8.3 ribaunt ile oynayan adamlar.

 
Larry Johnson şu anda Knicks'de "basketball and business operations representative" olarak çalışıyor

10.3 ribaunt ortalamasıyla Tyson Chandler da NBA'in en iyi pivotlarından biri. Salary cap olan bir ligde bir takımın daha fazla yıldızı olamaz zaten. Bunların üstüne havasını bulduğunda sayı makinesi olan JR Smith, Andre Bargnani gibi isimler, ve de sakatlıklar yavaşlatmadan önce NBA'in yıldızlardan biri olan Kenyon Martin'inin tecrübesini de ekleyince, doğru yönetildiğinde şampiyonluk kalibresinde bir takım ortaya çıkabilir. Hem de bugün.

Doğru yönetim deyince akla çok tartışılan ve aslında kovulması gerektiği düşünülen koç Woodson geliyor. Carmelo Anthony'nin yüzü suyu hürmetine Woodson daha duracak gibi gözüküyor. Ama üstüne NBA tarihinin en kariyerli koçu ve de NY çocuğu Phil Jackson yönetici olarak gelecek gibi gözüküyor. En azından kaynaklar haftasonuna kadar bu iş tamamlanır diyor. Bu dokunuş bile çok şeyler değiştirebilir.

Lafı daha fazla uzatmadan, Knicks ile Hawks'ın kalan maçlarına bakalım:


Bu tabloda takımların gücü ve "yatma" durumlarına göre beklenen sonuçlara göre her maça W-L tahmini yaptım. Buna göre sezon sonunda Knicks'in playoff şansı bir hayli zor gözüküyor.


Gelgelelim sezon sonuna doğru Knicks'in rakipleri hep zor. Havaya girecek bir takım ile, yoğun playoff öncesi kendini zorlamama ihtimali olan rakipler karşısında oynaması Knicks'in şansını arttırabilir. Zaten bu takımlara hep yenilecekse playoff'a da katılmasın.

3 Şubat 2014 Pazartesi

Peyton... Sana Borçluyum Dostum*





Yazıya başladığım şu an itibarıyla sadece skoru biliyorum. Ha bir de ilk ofansif oyunda "safety" olduğunu ama ona geleceğim. Denver'in 4 top kaybı yaptığını, maçın MVP'sinin de "pick6" yapan Seahawkslı bir savunma oyuncusu olduğunu radyoda duydum. Peyton yine +250 yd pas atmış sanırım. O kadar. Maçla ilgili başka bir şey biliyorsam namerdim. Ha bir de Caner'in forward ettiği NewYorker yazısını okudum ama bir şey yoktu maçla ilgili. Zaten herifler saat itibarıyla daha yeni ayılmışlardır. Haberler ve yorumlar asıl bu saatten sonra düşer. Biraz önce tweetleri attım attım ama hızımı alamadım. İki satır karalayayım: 

Bu sabah 6:00'da antrenman olduğu için SB48'i seyretmedim. On küsur yıldır ilk defa... @Veloturk sevildiğini bilsin. 23:30 gibi yattım, 5:15 gibi kalktım. Game Pass'den maça baktım, bitmiş ("skor kapalı" mode on). "Condensed" versiyon daha eklenmemiş, normal bant yayınını açtım. Diyetime uygun şekilde kuru kayısı, elma ve tostumu lüplerken Seahawks açılış kick-off'unu yaptı, Denver KR 10 yd civarında indirildi. 

Peyton Paşa kafayı iki yana sallaya sallaya sahaya girdi. Denver meşhur turuncu formasıyla. Eusakletel Euskadi bile battı, size yar olmaz o renkler! Neyse, ilk hücum snap'i. Peyton Paşa "shotgun" pozisyonda ama bir şey görmüş olacak ki, center'ını uyarmak için öne iki adım attı ve... yanağının yanından bir top geçti. Bir top değil maç topu. Aaaa?? Lan hani "OMAHA!" "OMAHA!" diye herkeşleri kandırıyordun tontonum Peytonum? Safety... Seahawks 2-0 Broncos.... Sabah 5:30'da, hanım ve tüm mahalle uyurken popomdan başka bir yerle gülemedim haliyle. 


"Safety" kendi kalene gol atmak gibi bir şey...

Geç kalmamak için iPad'i kapattım, yola düştüm. İçim çok ferahlamıştı. Salonda "Broncos'a fena koymuşlar be!" sesini duyunca günüm tam aydınlandı. Skoru sordum, "43-8" dediler, "Hadi lan sallamayın!" dedim. Doğruymuş. Sesli gül be adamım!! Hahaha!! 

Bir Patriotsever olarak Manning Ailesi'yle sıkıntım var. Peyton, Patriots'umuzun son 15 yıldaki en büyük rakibi. Her ne kadar daha çok biz tokatlamış da olsak en az bir AFC şampiyonluğumuzu engellemiştir. Sübyan kardeş Eli daha travmatik bir durum yaratır ruhumuzda. Böyle bir sarsağın, canımız Brady'mizin anasının ak sütü gibi hakkı olan iki SuperBowl zaferini (2007, hele 2007!!!) elinden almış olmasını hangi ilahi hikmete bağlamak gerektiğini bilemiyorum. Tıfıl Manning beni iki kez sinirden ağlayacak noktaya getirmiş bir insandır. Babalarını tanımam ama sonuçta genler oradan geliyor, anne malum.. Dolayısıyla, Manning Ailesi'nin beşiktekinden eşiktekine tüm üyelerine kıl olduğumu saklayacak değilim. O nedenle, Denver AFC Finali'nde bizi yener yenmez Broncos'a ilenmeye ve -finale çıktığını öğrendiğim andan itibaren de- Seattle'a okuyup üflemeye başladım. 

Açıkçası Broncos'a başkaca gıcık olacak bir konum yok. Tim Tebow'u kovup Manning'i getirme kararı haricinde yani... Seattle ise, 49ers'ı elemiş olsa bile gönül bağlarım olan bir takım/şehir: Başkoç Pete Carroll hem Patriots'un, hem de canımız USC Trojans'nin eski hocası. Seattle en çok görmek istediğim şehir. Russell Wilson da ekmeğini taştan çıkaran bir QB. Seviyorum sıpayı. Bunun gibi eften püften şeyler işte... Aslolan PEYTON REZİL OLSUN! 


"Önümüzdeki maçlara bakacaz" nasıl denir Eli?" 

Nedir beni bu kadar delirten? Sonuçta Peyton Manning, tarihin en iyi QBlerinden biri. 37 yaşında, 4-5 büyük boyun ameliyatı geçirmesine  karşın hala formunun zirvesinde süper bir sporcu. İşine hem fiziksel hem mental olarak en iyi hazırlanan futbolcu olduğunu herkes kabul ediyor. Esprili, komik, şakacı bir insan. Büyük olasılıkla gerçek hayatta Brady ile değil Peyton ile daha iyi anlaşırdım. Ona bu kadar sinir oluşumun tek bir müsebbibi var: BİR KISIM MEDYA!! 

Sayın Başbakan gibi ben de topu medyaya attığım için rahatım. Bu cesaretle devam edeyim: Amerikan basını, gazete/dergi sattırmak ve SB'a daha çok ilgi çekmek için elbette bir hikayeler silsilesi bulmak zorunda. Bu PR balonunu şişirecek olaylar, küçük de olsa karşıtlık yaratacak konular cımbızla seçilip projektör altına konur. Sonra da köşe yazarları, eski futbolcular, görüşü önemli sayılabilecek herkesten 488 tane yorum alırlar. Bunları birbirine düşürürler, oyuncuya fitnelerler, fesat falan gırla gider. Nedir, maksat millet SuperBowl'u konuşsun, ilgi alaka artsın, ratingler yükselsin. 


SB XLVIII - Devre Arası Showu


Bak bu seneki hikaye başlıklarına: 

-"Seattle köşe beki Richard Sherman çok kaba biri!!" 

Efendim çocuk NFC Finali'nden sonra kameralara karşı esti kükredi, rakibi aşağıladı, çok ayıp etti. Zaten saçları da rastalı mastalı!! Adama neredeyse "Pis zenci!!" diyeceklerdi ama yemedi. Sherman liseyi ikincilikle bitirmiş. ABD'nin en iyi okullarından Stanford Üniv. İletişim mezunu. Master yapmak için okula bir sene de fazladan devam etmiş. Bu yazıyı (başta yazarı olmak üzere) okuyanların %90'ı Stanford'un kapısından giremez, onu bilelim önce. Sherman okulda atletizm de yaparmış. 110 engelli derecesi 13.99, Türkiye rekoru 14.03. Yani...  

Vay zenciymiş de, kabaymış da, ööle denir miymiş rakibe, Peyton buna haddini bildirirmiş de, nasıl kendini öne çıkarırmış, önce takım gelirmiş de... Ulan tarihin en komple takım sporu Amerikan futbolunu parlatmak için paso "yıldız sporcu" gazlıyorsunuz her yerde, sonra Sherman, TV'de maç heyecanıyla 15 saniye söylenince tornistan yapıp, "Ama öncelikli olan takımın başarısı..." Hadi efendim!!! 


Richard Sherman -  Sakatlamışlar çocuğu zaten..

-"Peyton 2013 normal sezonunda her tür rekoru kırdı. Bu SB'u da alırsa gelmiş geçmiş en büyük QB olacak" 

La bi gidin lan!! Son 5 yılda, savunmaların sesli osurmasına bile izin verilmeyen bir ligde kırdığı pas rekorlarıyla mı? Darbeye bağlı beyin hasarı için NFL'e cayır cayır davalar açılırken, lig yönetimi korkudan QBlere ve WR'lara dokunmayı bile yasakladı neredeyse. Bu şartlarda, normal sezonda 55 TD pası attı ve pas mesafesi rekoru kırdı diye iki kez SB kazanmış (yada kazanacak) birine bu ünvan nasıl verilir?? Dört defa SB şampiyonluğu olan Joe Montana ne olacak? Hadi peki, canımız Brady'miz için taraflıyız (3 SB bu arada, boru değil!!), bir başka 4 SuperBowl'lu Terry Bradshaw?? Ama efenim Montana Bil Walsh'ın tedrisinde kazanmış, Bradshaw da hücumdan çok Steelers'ın efsane savunması sayesinde... Peyton -anasının ak sütü gibi helal-  tek SB zaferini sahada yalnız başına kazandı çünkü.... 

-"Şubat ayında New York soğuğunda SuperBowl mu olur ayol?" 

Hava 12 oC oldu, oyuncular ısınmada şort ve terlikleydiler. 2 haftadır dinlediğimiz meteorolojik felaket senaryolarının haddi hesabı yoktu. Yahu her havada oynanmasıyla bilinen bir spor değil mi bu?? Nooluyoruz yani? Olan şu: Ön koltuklarda mücevherlerini şıkırdatarak maçı seyreden zevatın kıçı donmasın diye yanıp yıkılılyoruz. 2000-3000 dolarlık biletleri sen ben almayacaktık herhalde. Zenginler için endişelendiler. Hava cillop gibiydi, bu hikaye de sonuçta patladı ama 2 hafta boyunca fikri alınmadık meteoroloji mühendisi kalmadı NY civarında. 

-"Peyton soğuk havada iyi oynayamıyor, çünkü Colts'da kapalı stadda oynadı, bir de boynu ameliyatlı ya..." 

O da patladı elinizde çünkü sıcak havada da oynayamadı düdük! Peyton Manning, SBXLVIII, tarihe geçme fırsatı, sadece 8 sayı. Hehehehe! "Most lopsided SuperBowl ever" klişesini kullandılar mı acaba? İnşallah!! 

Maçı seyretmeden maç yazısı böyle olur. Biraz tuhaf evet. Ama Peyton Manning'in yaşadığı hezimetin ruhumdaki schadenfreude'sine karşı koyamadım, idare edin. Broncos taraftarının kalbini kırdıysam affola. Sorunum sadece Peyton'la..




 *Peyton... Sana Borçluyum Dostum, aylar sonra sayende yazı yazdım :))