8 Nisan 2013 Pazartesi

Paris-Roubaix... Post Scriptum





After watching the race again, a short night, and 1000 new sprints in my head I still lost Paris-Roubaix yesterday. I can't change it.

@sepvanmarcke 

Paris-Roubaix 2013 ikincisi...
8 Nisan 2013







Kısacık bir cümlede üzüntü, pişmanlık, uykusuzluk, zamanı geri götürme arzusu, çaresizlik, kabullenme... Hepsi var.

Karısı, sevgilisi, direktörü, herkes çevresindeydi mutlaka. Tebrik etmişlerdir. Ama podyuma çıktığında bile doğru dürüst gülümseyemedi. "İkinci gelen, kaybedenlerin ilkidir". Teselli edilmeyi istedi mi acaba?

Yatağına uzanmış, o kadar yakınken yarışı kaybetmenin acısı içini yakarken tavanı seyretmeye başlar. Gözleri bir lekeye dalar gider. Onu benzetecek bir şey düşünerek bir an unutur üzüntüsünü. Sonra matemine ihanet ettiği için kızar. Ama, yarışı kaybetmenin yanında bu nedir ki? Göğsünde bir ağırlık duygusu, dudakları aşağı dönük, gözleri sabit. Yorgunluktan bitmiş ama uyku çok uzakta. "Velodroma önce girseydim?". "Fabian'ın arkama geçmesine nasıl izin verdim?". "Sprinti daha önce açsam geçer miydim?" "Yoksa daha mı geç başlamalıydım?. "Her şartta o mu kazanırdı?"

"1000 sprints in my head!!"

Ne denir bilemiyorum. Aciz kaldım. Güçlü bir empati dalgası, barajı yıkıp üstümde patladı. 2011'de onu başkası sanıp "Johaaann!!" diye bağırdığımda, dönüp "I am not Johan!" diye sitem etmişti bisikletinin üstünden. Ben özür dileyemeden basıp gitmişti. Utanmıştım. Etrafta beni tanıyan kimse yoktu ama yerin dibine geçmiştim. Hala kendimi affettiremedim... Ve hala kendimi affettiremediğim adam bu sabah çok üzgün... 

Sep Vanmarcke'nin TV'de veya bir resimde kahkaha attığını görene dek utancım sürecek.




6 Nisan 2013 Cumartesi

Arenberg Ormanı

(2012 P-R yazım biraz daha teknik ve tarihiydi. İsteyen buradan ulaşabilir )


Babamın evinde tereyağına para verilmezdi. Anadolulu hasta için, doktora para vermek yetmez, illa ki gönlünden bir şey koparıp verecek. Tereyağını kömür madencileri getirirdi. Zonguldak nere, İstanbul nere değil mi? Yok mu orada hastane? Neden yok, neden iyisi yok? Bunları sormayı akıl etmedim, küçüktüm. Derman peşinde İstanbul’un yolunu tutarlar, yanlarında tereyağı, elma, ayva, mercimek, köyünde kasabasında ne yetişirse bir tutam getirirlerdi. Amfizem, solunum yetmezliği, akciğer kanseri arasında bunu da düşünürlerdi. Babam, alt kattaki muayenehanesinde hastalarla ilgilenirken, biz yukarıda sessiz oyunlar oynardık, gürültü gitmesin diye. Üzüm üzüme baka baka kararırmış, babam akciğer kanserinden gidene kadar bizim aileyi madenciler geçindirdi. 

İlkokulda öğretilen Uzun Mehmet’in hikayesi, delikanlı kömürü bulunca biterdi. Ne kadar zor bir iş olduğu, madenciyi her türlü ciğer hastalığıyla yavaş yavaş veya grizu patlamasıyla çabucak öldürdüğünü “Örtmenim” anlatmazdı. Saatlerce yer altında kazma sallayan, dinamit yerleştiren, dekoville cevheri yukarı gönderenlerin, geceyi gündüzü bilmeden, üstünde binlerce ton toprakla çalışanların hikayesini sonradan öğrendik. Öğrendik de ne yaptık? “Allah’ın takdirine” bıraktık.  

  Wallers-Arenberg kömür madenleri

Fransa’da da manzara çok farklı değildi sanırım. Yıllarca ülkenin kömürü kuzeyde çıkarılmış. İşçi ihtiyacından dolayı Avrupa’nın her yerinden bir sürü fakir, kelimenin tam anlamıyla “ekmeğini taştan çıkarmaya” gelmiş. Wallers bu kasabalardan biri. Belçika sınırına yakın, Lille’e 40 kilometre uzakta, maden şirketinin kurduğu bir belde. Okullar, revir, kilise, balo binası. Elbette mezarlık da unutulmamış. Her şey kömür için! Bu yazının konusu Arenberg Ormanı bile adını maden şirketinin başkanından almış. Wallers-Arenberg madeninden 1903-1989 arasında 32 milyon ton kömür cevheri çıkarılmış. Kaç cevherin yok olduğu yazmıyor. 


Aslında yazının konusu Arenberg Ormanı da değil,  içinden geçen arnavut kaldırımı bir yol. Bisiklet tarihinin en meşhur parke yolu “Tranchée/Trouée d’Arenberg” olarak anılıyor. “Siper” diye çevirmek mümkün ama belediyelerin kanalizasyon/elektrik/su için açtıkları çukurları anlamak gerek. Ormanın arasına açılmış uzun bir kanalizasyon çukuru.  Şosenin tam adını isterseniz “Dreve des Boules d’Hérin”. İki bin dört yüz metre uzunluğunda. Yıllarca traktör ve her tip vasıta yüzünden yolun kenarları çökmüş, ortası yüksek kalmış. Bombeli bir kesiti var. Parke taşlar büyük ve düzensiz durduklarından yarışçıyı düşmeye ve lastik patlatmaya çağırır. Orman havası nemli olduğundan, taşlar kaygandır. Ve eğer yağmur da varsa Paris-Roubaix yarışçılar için bir işkence, bizim içinse şölene dönüşür. 


Arenberg Ormanı Paris-Roubaix’ye 1968’de eklendi. Fakat partiye sonradan katılan bir film yıldızı gibi gösteriş dolu. Yarışın en dramatik yeri. Parkurun ortasında, finişe daha 97 km kala yer almasına karşın Roubaix velodromundan bile şöhretli, efsanevi bir yer. 

Eski madenci Jean Stablinski’nin hikayesini tekrarlamaya gerek yok, çok anlatıldı. Stablinski, Dreve’i ilk gösterdiğinde Albert Bouvet “Parke yol dedin burası çukur dolu!!” diye terslemiş. Zaten Stablinski de önce bu yolu göstermek istememiş pek. Ama Jean Goddet, Bouvet’nin getirdiği resimlere bayılmış ve Arenberg parkura dahil olmuş. 

Jean Stablinski

Güneşli bir günde, bu parke yolu tek başına geçmek pek de zor değil aslında. Asıl sorun yarış. Tarihin bize gösterdiğine göre Dreve des Boules d’Hérin’i ilk 20-25 sporcu içinde geçmeyenin yarışı kazanması mümkün değil. Hoş birinci geçenin de kazanma garantisi yok. Arenberg bir şey vaat etmiyor.  P-R’nin katılanlara sorduğu ilk sınav sorusu. Ama en zoru. “Kim 500 Milyar İster?” programında ilk sorunun, tüm yarışmanın en kazığı olmasına benzetiyorum. Sunucu “Önce bunu bil de, diğer soruları sormaya değer misin anlayalım” diyor gibi yarışmacıya. 


Peloton için Arenberg, Arenberg’den çok önce başlar. O meşhur hemzemin geçide varmadan önce tempo yükselir. Tüm domestikler liderlerini öne getirmek için mücadeleye başlarlar. Yarış içinde yarış. Hafif yokuş aşağı olan son 600-700 metre grubun hızını saatte 60km’ye kadar çıkarır. Bu süratte bir örnek mayolu, 3-4 kişilik gruplar, amorf bir yapı içindeki kristallerin hareketi gibi, sağ, sol ve ortadan ataklarla öne gelmeye ve orada kalmaya çalışırlar. Tren yoluna önde girmek için tecrübeli ve güçlü domestikler, harika bir zamanlama ve bolca şans vazgeçilmezdir. 

Tren yolu geçildiğinde peloton ister istemez tek sıra haline gelir. Herkes yolun ortasından gitmek ister ama orada yan yana iki kişiye yer yoktur. Parke yola ilk giren sporcuyla hemen arkasındaki dua etmeye başlarlar. Öndeki düşmemek ve lastik patlatmamak için yalvarır Ghisallo Bakiresi’ne.  Arkadaki yarışçı da aynı duayı kendisi ve önündeki için okur. Çünkü öndeki düşerse o da peşinden yuvarlanacaktır. Geriye doğru gittikçe okunan dualar aritmetik olarak çoğalır. Bu mantıkla Arenberg’e ilk giren kişi 200 meslektaşının duasını almaktadır. Lastik ve mekanik tanrısı işe karışmazsa lider giren lider çıkar Arenberg’den. 


Arenberg’i geçmenin iki yolu var: Ya bombeli şosenin tam ortasından, taşların üstünde seke seke gitmek ya da yol kenarındaki daracık toprak bölümü kullanmak. A.S.O.’nun yol kenarına koyduğu bariyerler ve arkadaki çıldırmış seyirci grubu bu seçeneği oldukça riskli hale getirmekte. Üstelik kaçınılmaz lastik patlamaları sonucu durmak zorunda kalanlar kenara çekildiği için yol tutmak iyice zorlaşır. 

Gelelim şosenin ortasına. Ana kural, ne kadar hızlı, o kadar rahat. Koca koca parke taşların üstünde zıplaya zıplaya, ortalama bir kadans tutturup, gidona hafifçe hükmederek, gözler ileride, duayı unutmadan… 

Şanssız olan takım arabasını bekler


Arenberg’de mekanik sorunla karşılaşan için yarış bitmiş demektir. Takım lideri şanslıysa yardımcılarından birinin tekerini veya bisikletini alıp devam edebilir ama diğerleri takım arabasını beklemek zorundadır. İlk kaos geçtikten sonra, yarışın ön tarafındaki sporcular genelde tempolarını artırmaya başlarlar. Domestikler zaten parke yol öncesi helak olduklarından yavaşlamaya başlar ve peloton parçalara bölünür. Yolun sonuna doğru şose genişlemiş gibi gelir insana. Bu bir göz yanılmasıdır. Bariyerler açılsa da ASO traktörlerle o bölümdeki toprağı kaldırıp bisiklet sürülmez hale getirdiğinden, gerçekte yol pek genişlemiyor.  Ama önde az yarışçı kaldığından seyredene ortalık sakinleşmiş gibi gelir. Ön grup nadiren yakalanır. Kendi aralarındaki hesabı daha sonra göreceklerdir. 

Şanslı olan soigneurüne yakın yerde lastik patlatır

P-R’de Arenberg’i geçen dayak yemişe döner. Halbuki daha doksan küsur kilometre ve geçilecek 17 pavé vardır. Yarış yeni başlamıştır. Eddy Merckx’in dediği gibi Arenberg’de sadece kaybeden belli olur. Onlar bile, o eski püskü duşların altına girip gururla pisliğini akıtabilmek için daha 2 saat pedal çevirmek, parke taşların üstünde hoplamak, toz ve çamur yemek, delirmiş binlerce seyircinin çığlıklarına katlanmak zorundadırlar.  Öyle hain bir yarıştır ki Paris-Roubaix, belli bir süreden sonra finişe gelenler podyum seremonisi bozulmasın diye velodromun dışında durdurulurlar. Takım liderini kelle koltuk Arenberg’e sokmuş olsan bile, geç gelmişsen eğer, o eski velodromda şeref turunu atamazsın, süklüm püklüm, duşlara yollanırsın. 

Yarın kir pas içinde duşlara giden sporculara iyi bakın. Madencilere ne kadar benziyorlar!




29 Mart 2013 Cuma

Mart Kapıdan Baktırır...

Blog Müdürü "yaz, yaz" diye sıkıştırıyor. Ama yaz(a)mıyorum. Başlıca nedenleri: 

-1. Akrep burcuyum, "yap yap" diye ısrar edilince hayvan "inat" moduna geçiyor. 

0. Yazar değilim. 

1. Klasikler hakkında çok yazdım, daha fazlasını konuştum. Ne desem kendimi tekrarlamak olacak. 

2. Lance Armstrong olayı, herkesin başkasını suçlaması, birine ömür boyu, diğerine 6 ay ceza verilmesi falan beni küstürdü. Hala aşığım, ama kırgınım. Aldatılan eş affeder fakat bir daha unutmaz, hiçbir şey de eskisi gibi olmaz ya, biraz o hesap... Ama geçiyor. 

3. Bu twitter, kendini yazılı ifade etmeyi seven ama deposu çabuk dolmayanlar için tehlikeli bir mecra. Oluşan düşünce kıvılcımları ifade baloncuklarına dönüşüp, 140 karakter halinde aleme yayılınca sanki içimdeki alev de sönüyor. Çer çöp ilk tutuştuğu zaman gelen ters bir rüzgar mangalı söndürür hani... Ani twitter esintisi uçuşan düşüncelerimin birleşip büyümesini ve yazıya dönüşmesini önlüyor.   
(Antitez: Twitter'in bir yararı oldu ama: Yazdıklarımın daha sade olmasına, düşündüğümü doğrudan ifade edebilmeme yardımcı oluyor, evirip çevirmiyorum, kesip atıyorum, kalan sağlar da iş görüyor. Düzeltmen tarafımı da körükledi.) 




Bu bisiklet sezonunun şu ana kadarki konusu soğuklar oldu. Umman ve Katar'ı saymazsak, TV başında bile titremeden seyrettiğimiz yarış olmadı neredeyse. Soğuk ve kardan dolayı yarışlar iptal edildi, kısaltıldı, başka yerlerden başlatıldı. Organizatörler kafaları yediler. Elbette perişan olan yarışçılar da. Fransa'daki sezon başı yarışlarını pas geçersek şöyle bir sayalım: Belçika'nın açılış yarışları sayılan Nokere Koerse ve Kuurne-Brüksel-Kuurne kardan dolayı iptal edildi. Takma adı "Primavera" (Bahar) olan Milano-Sanremo Po Ovası'nda tipiye yakalandı, yarışın Turchino Geçiti dahil 50 km'lik bir bölümü nötralize edildi. Gent-Wevelgem adı üstünde Gent'te değil Deinze'de başlatıldı. Ama kafile sadece kardan kurtuldu, Kuzey Denizi rüzgarlarıyla hava -10 oC civarında hissedildi. E3 Harelbeke belki değişmedi ama sporcuların giysilerinden vaziyeti anlamak mümkündü. Bugün biten üç günlük De Panne Turu'nda da soğuk hava sporcuları zorluyor. 

Soğuk havalar podyum kızlarının kıyafetlerini de etkiliyor

Karlı yollarda, 23 mm'lik kontak alanı olan lastikler üstünde giden bir bisiklete binmenin riskini anlatmaya gerek yok ama diğer zorluklardan da bahsetmek gerek. Öncelikle bisiklet üstünde hava daha soğuktur. Süratin yarattığı rüzgarla havayı daha soğuk olarak algılarız. NFL maçları öncesi 20 yıldır duyduğum "windchill  factor" bizim memlekete "hissedilen sıcaklık" adıyla gireli daha 2 yıl olmadı belki ama bisiklete binen herkes bu etkiyi farketmiştir. Yazın ortasında bile sabah erken bisiklete atladığınızda ilk 5-10 dakika şöyle bir ürpermemek mümkün  olmaz. 

Lise ve üniversitede termodinamik, akışkanlar dinamiği ve ısı transferi derslerini hatmetmiş değerli bir bir müyendis kardeşiniz olarak, iletim/taşınım/ışınım ısı aktarım türleriyle (İngilizcelerini de bilirim), özgül ısı, entropi, Boltzmann sabiti gibi detaylarla sizi utandırmak istemem. Kısaca söylemek gerekirse, soğuktan korunmak için vücut normalden daha fazla enerji üretmek zorundadır. Bu da normalden daha fazla yemek ve içmeyi gerektirir. Yazın soğuk bir şişe su vücudun soğumasına yardım ederken, kış ortasında sıcak bir termos çay/ıhlamur da ısınmaya yardım eder. Bisikletçiler zaten yarışırken sürekli enerji üretirler, bu nedenle iyi giyindikleri ve kuru kaldıkları sürece aslında fazla üşümezler. Ama yağmur ve kardan dolayı vücut ıslanırsa, kaybolan ısı artacağından ısınma ihtiyacı daha da yükselir, vücut bununla başa çıkamaz hale gelir ve titreyerek yarışı bırakmaya kadar gidebilen bir süreç başlar. 

Soğuyan vücudun ilk tepkisi yüzeye yakın kan damarlarını büzüştürmektir. Deri yoluyla kaybedilecek ısıyı azaltmaya çalışır. Öncelikle el ve ayaklarda uyuşma ve hareketleri yapmakta zorlanma başlar (Vincenzo Nibali MSR'yu elleri uyuştuğu ve frenleri sıkamadığı için bıraktı). Çözüm bulunmazsa vücut "survival" moduna girer ve kanı uzuvlardan çekerek yaşamsal organlarda toplamaya başlar. Bu da, ısınmak için kan dolaşımına gerek duyan parmak, el ve ayaklarda daha fazla sorun yaratır. Donma tehlikesi geçiren dağcıların en çok el ve ayak parmaklarının hasar görmesi böylece açıklanır hale geliyor (dağcılarda ayrıca, ortamdaki oksijen azlığı da "çilek" oluyor). Geçen Milano-Sanremo yayınında da söylemiştim: 1910'da bu seneki gibi karlı ve soğuk bir havada koşulan MSR'yu kazanan Eugene Cristophe, parmakları ve yüzü donduğu için yarıştan sonra bir ay hastanede yatmış, eski formunu kazanması 2 yılı bulmuş. Yarışı bitirebilen diğer 3 kişiden haber yok. 


Eugene Cristophe

Bisiklet üstünde en az çalışan vücut bölgelerinden biri ayaklar olduğundan soğuktan etkilenmesi kaçınılmazdır. Kalın çorap, ayakkabı ve üstüne su geçirmez neopren kılıflarla sorun bir yere kadar çözülebilir. Ama hayatı boyu zaten yeterli kan hücresi sayısına ulaşamamış yazarınız, kayak çorapları, ayakkabı ve üstüne 3 mm'lik neopren kılıfla bile bir saatin sonunda buz kesmiş ayaklarla pedal çevirmeye devam ediyor. İyice ısınmışken eldivenlerimi bile çıkarma aşamasına gelebiliyorum ama ayaklarım ancak duşun altında ısınabiliyor. Elbette bu kişiden kişiye değişen bir özellik, kiminin "altı ateş". IAM Cycling'den Heinrich Haussler'in bu havalarda bile eldiven giymediğini hayretle gördük. Keza başın ve yüzün de korunması çok önemli. Özellikle yüz, doğrudan rüzgara ve soğuğa maruz kaldığı için, balaklava ve/veya su geçirmez şapkayla korunmalı. Bir kış sabahı hakkımızda "Bu arkadaş bisiklet üstünde neden ağlıyor?" denmemesi için geniş gözlükler de unutulmamalı. 

Teknik tekstil ve sentetik iplik teknolojisi gelişmeden önce bisikletçiler daha çok yün esaslı giysilerle yarışırlarmış. Ben yetişemedim (yaşım icabı değil, pislete geç başladığım için). Soğukta kişiyi sıcak tutması, sıcakta ise teri vücuttan uzaklaştırıp dışarı verme özelliğii nedeniyle bugünkü spor giysilerinin ilham kaynağı olan yün ipliği, yerini daha ekonomik ve hafif olan sentetik ipliklere bırakmış durumda. Keza yağmur, çamur ve kardan ıslanmamak için de annelerimizin "empermeyabl" dediği su itici maddelerle kaplanmış kumaşlardan dikilen rüzgarlık ve yağmurluklardan faydalanmak gerekiyor. Bu amaçla kol, bacak ve diz ısıtıcıları (Türkçem yetmedi, arm/leg/knee warmer), hatta ayakkabı burnuna küçük rüzgar kesen çoraplar bile giyiliyor. Bacaklar zaten ısındığından uzun tayt dışında fazla bir şeye ihtiyaç duyulmuyor (hatta pro bisikletçiler normal bib+bacak ısıtıcıyla yetiniyorlar). 


Bu diyagramı buradan aldık


Torsoyu soğuktan korumak da önemli. Eskiden çok kalın bir kazakla ısınacağımızı sanırken, artık dünyadaki en iyi ısı yalıtım malzemesi havayı içeride tutan ince ince şeyleri üst üste giymeyi öğrendik. Bisiklette de, özel sentetik ipliklerle dokunan -ve özel kimyasallarla kaplanan- kumaşlardan yapılmış ince birkaç kat giysi (içlik+mayo+ceket ve/veya rüzgarlık) çok kalın tek bir kattan daha iyi koruyor. Hem ısınıp terlemeye başladığınızda "strip poker" usulü kat kat soyunmak da mümkün.  

Pazar günü, halkının çılgınca bir sevgiyle izlediği, yarışların yarışı Ronde van Vlaanderen var. Yağmur beklenmiyor, hava en yüksek 6 oC olacak. Bisikletçilerin yarış öncesi, ortası ve sonunda giydiklerine dikkat edin. Bir hafta sonraki Paris-Roubaix için de lütfen yağmur duasına çıkın. 


Havaların her daim sıcak olduğu Katar...

22 Mart 2013 Cuma

Chicago Cubs 2013 Ahval ve Şeraiti (Blogun durumu)

Blog tarihimizin en inaktif günlerini yaşıyoruz. Bunda benim ve Sarper Günsal'ın son zamanlarda işlerinin yoğun olmasının önemli payı var. Ayrıca ailem Ağrı'dan İstanbul'a kesin dönüş yaptı ve 2 yaşındaki oğlum başkasının laptop kullanması karşısında anlayış gösterebilen bir herif değil henüz. Ama ölmedik, buralardayız, daha da yazacağız. Bunu öncelikle belirteyim.

MLB sezonunun başlamasına 10 günden az bir süre kaldı. Bahar kampının sonu yaklaşıyor, çoğu takım transferleri büyük ölçüde tamamladı, minör lige göndereceği oyuncuları gönderdi, rotasyonlar belirlendi, "you never have enough pitching" dendi, "batting order'da yeterince lefty olmadığı" iddia edildi, bunların dışında da bol bol umut saçıldı.

Chicago Cubs son senelerdeki başarısız sezonların ardından Boston Red Sox'u bin sene aradan sonra şampiyon yapabilmiş, trendy laf olan moneyball'u da seven genç ve dinamik yönetici Theo Epstein'ı transfer etti. Kulübün anahtarı kendisine teslim edildi, rebulding'e başla ve istediğin gibi "as kes" dendi. Kendisi de geçen sezon takıma 46 sene aradan sonra 100'den fazla yenilgi aldırmak suretiyle beklentilere cevap verdi.

Uzun bir arada sonra ilk defa geçen sezon 3 milyondan az kişi Cubs'ı izledi

Bu sezon "rebuilding'e devam edeceğiz ama biraz da kazanalım yahu" denilerek çeşitli transferlerle başlandı. Rotasyona Edwin Jackson, bullpen'e Kyuji Fujikawa alındı. Çok para alan verimsiz Alfonso Soriano yine birilerine kakalanamadı ama bu sene vuruş bağlamında genç Anthony Rizzo'dan daha çok şey bekleniyor. Theo Epstein çıkıp "bu sene playoff için mücadele edeceğiz" diye demeçler verdi.

Neyse, ben de oturdum ve bizim depth chart ile NL Central'ı genelde birinci bitiren ezeli rakip ebedi düşman St.Louis Cardinals'ın depth chart'ını kariyer istatistikleri açısından karşılaştırdım. Malum playoff için ya Cardinals geçilecek, ya da çok başarılı olup wild card şansı aranacak.

Önce batting: (İlk sıradaki Cubs, altındaki Cardinal)

 Pos/Player      BA    OBP   SLG
C
W.Castillo      .261 (.326, .424) ZR 3.185 CS .288 CERA 4.90
Y.Molina        .279 (.336, .394) ZR 1.823 CS .446 CERA 3.81
1B
A.Rizzo         .245 (.324, .402) ZR 2.787
A.Craig         .300 (.348, .515) ZR 2.725
2B
D.Barney        .263 (.305, .349) ZR 4.993
M.Carpenter     .283 (.359, .447) ZR 7.429 (2.405 as 1B)
3B
I.Stewart       .232 (.319, .417) ZR 7.745
D.Freese        .296 (.363, .446) ZR 9.180
SS
S.Castro        .297 (.336, .425) ZR 5.388
P.Kozma         .303 (.373, .506) ZR 6.909 (3.727 as 2B)
LF
A.Soriano       .273 (.323, .505) ZR 7.032
M.Holliday      .313 (.387, .536) ZR 6.198
CF
D.DeJesus       .281 (.355, .419) ZR 1.133
J.Jay           .300 (.359, .414) ZR 9.367
RF
N.Schierholtz   .270 (.319, .409) ZR 10.734
C.Beltran       .281 (.360, .496) ZR 13.755 (0.818 as CF)


Batting konusunda batting average olarak da, base'e çıkabilme bağlamında da, güçlü vurma sahasında da Cardinals daha iyi. Rizzo belki fark yaratabilir. Fielding için ise resmi olmamasına rağmen beceriyi iyi ifade eden Zone Rating'i (ZR) aldım, buna göre biz 4-2 öndeyiz.

Geldik pitching'e. Önce rotasyon (Soldakiler Cubs, sağdakiler Cardinals)

              ERA  WHIP                 ERA  WHIP
J.Samardzija  4.10 1.36    A.Wainwright 3.15 1.21
E.Jackson     4.40 1.44    J.Garcia     3.43 1.33
T.Wood        4.22 1.25    J.Westbrook  4.30 1.39
S.Feldman     4.81 1.42    L.Lynn       3.67 1.27
C.Villanueva  4.26 1.29    S.Miller     1.32 0.95 (çaylak)


Buna göre sadece 3. sırada Travis Wood Westbrook'dan azıcık iyi gözükse de, Cardinals diğer hepsinde daha iyi (Belki çaylak Miller soru işaretidir)

Son olarak bullpen:

               ERA  WHIP                 ERA  WHIP
K.Fujikawa     -    -       M.Boggs      3.80 1.41
J.Russell      4.02 1.32    M.Rzepcynski 4.04 1.38
H.Takahashi    3.97 1.27    E.Mujica     3.92 1.16
S.Camp         4.29 1.43    R.Choate     4.02 1.34
H.Rondon       -    -       T.Rosehental 2.78 0.93

C.Marmol       3.38 1.31    J.Motte      2.87 1.07


Bullpen için büyük uımutlarla alınan yaşlı çaylak Fujikawa dışında üstünlük ihtimalimiz yok.

Kısaca fielding dışındaki her departmanda St.Louis Cardinals bizden üstün. Elbette sezon uzun; gençlerin beklenmedik performansı, sakatlıklar, transferler çok şeyi değiştirebilir. Ama itiraf edelim, genelde de pek değiştirmez. Kısaca bu sene de Cubs cephesinde pek umut yok.

2 Şubat 2013 Cumartesi

Sorulara Cevaben.... Super Bowl XLVII

 Eurosport.com Türkiye'den İzge Can Günal'ın Super Bowl hakkındaki sorularına cevabımdır...






 RG3, Wilson ve Luck harika birer çaylak yılı geçirdiler. Peyton Manning eskisinden bile iyi döndü, Brady zaten her zaman üst seviyede. Buna karşılık Giants ve Eli yerlerde süründü, Mark Sanchez herkese alay konusu oldu. Sezon hakkında düşünceleriniz nedir genel olarak?


2012 sezonu çaylak QB’lerin yılı oldu denebilir. Redskins’de RGIII, Colts’da Andrew Luck, Seahawks’da da Russell Wilson gösterdikleri performansla hem takımlarını playoff’a çıkardılar, hem de -Cam Newton hariç- son yıllarda oldukça verimsiz geçen “QB hasatı”nda güzel bir yıl yakalayarak önümüzdeki seneler için bize konuşacak çok malzeme verdiler. Bu üçlünün yanına, ikinci yılında olmasına karşın sezon ortası görevi devralan 49ers oyun kurucusu Colin Kaepernick’i de eklemek gerek.

Colin Kaepernick - Accidental Hero

Luck hariç diğer üç QB’nin ortak özellikleri NCAA’de gittikçe yayılan “read option”, "zone read", "option offense" veya başka bir versiyonu olan "pistol” hücum sisteminden gelmeleri. QB’in aynı zamanda bir koşucu (RB) olarak da görev aldığı, oyun başladığı anda savunmanın durumuna göre değişik hücum varyasyonlarına girmeyi sağlayan bu formasyon, savunmaları zora düşürdüğü için daha çok tercih edilir oldu. Ancak NFL’deki savunma oyuncularının fiziksel üstünlükleriyle defans kurgularının çok daha oturmuş olması “pistol offense”in şimdiye dek bu seviyede çok da başarılı olmamasına yol açmıştı. Geçmişe döndüğümüzde, Randall Cunningham ve Michel Vick gibi oyuncular, QB'nin koşu yeteneğini sık sık kullanan bu oyun tarzıyla belli bir başarı yakalamışlardı aslında. Hatta geçen sene Tim Tebow Denver’da bu yöntemle takımını playoff’a yükseltmişti.


Russell Wilson bu sene en etkilendiğim genç QB oldu

Ancak son 15 yılın en başarılı oyun kurucuları sayılan Tom Brady ve Peyton Manning’in “pocket QB” oynayarak elde ettikleri sonuçlar karşısında, hücum koordinatörleri bu yeni felsefeyi benimsemekte ayak diremişlerdi.  Ancak gözüken o ki, NCAA koçlarının da yavaş yavaş NFL’e geçmeleriyle, önümüzdeki iki üç yıl pistol offense NFL’de daha çok denenecek. Ama tutunacak mı derseniz, onu bu genç QB'lerin sahada ne kadar sağlıklı kalacakları ve başarılı olacakları tayin edecek. RGIII’ün bir koşu oyunu sırasında aldığı darbeyle diz bağlarını kopartıp gelecek sezonu bile tehlikeye attığı ortadayken, bu yeni felsefeye ihtiyatlı yaklaşmakta fayda var.


Robert Griffin III ve Andrew Luck
NFL’i bu sene çok meşgul eden bir başka konu da, özünde bir çarpışma sporu olan amerikan futbolunda, oyuncuların aldıkları darbelerin uzun dönemli etkileri oldu.  NFL bu konudaki yakınmalara yıllardır kulaklarını tıkamaktaydı. Ancak emekli oyuncuların yaşadıkları fiziksel sorunlar ve son iki yılda sayısı gittikçe artan intiharlar olayın daha çok konuşulmasını sağladı. Amerikan Başkanı Obama bile geçenlerde "Bir oğlum olsaydı futbol oynamasına izin vermek için uzun uzun düşünürdüm" lafını edebildi (aslında kızlarının 2 yıl sonra manita yapınca düşüneceklerine odaklansa daha iyi olur derim). 

Eski NFL sporcuları zaten unutkanlık, erken bunama gibi sıkıntılarla boğuşuyorlardı. Ancak  Junior Seau ve Dave Duerson’un intiharları sonrası yapılan beyin otopsilerinde “Kronik Travma Ansefalopatisi”(CTE) tanısı kondu ve alarm zilleri çalmaya başladı. NFL, ilk elde oyun kurucu ve WR’ları koruyacak kuralları daha sert uygulamaya başladı ama orta vadede amerikan futbolunda daha az çarpışma ve travmaya yönelik değişiklikler olmasını beklemeliyiz.


Junior Seau Patriots'umuza da hizmet etmişti

Diğer yandan, bu sene NFC çok daha çekişmeli bir konferans oldu. 49ers, Seahawks, Falcons ve Redskins’in beklenenden daha iyi olmaları, çekişmeli bir sezon izlememizi sağladı. NY Giants post-SB sendromuyla kötü bir yıl geçirdi, ligin özellikle ikinci yarısında döküldü ve playoff’a kalamadı. Keza Orta Doğu ve Balkanlar’ın(!) en haşmetli stadını yapan Jerry Jones ve kovboyları da seneyi hüsranla kapattılar (ne üzüldük ne üzüldük!). NFC'nin en güçlü SB adayı olarak gösterilen GB Packers ise sezon boyu istikrarlı bir koşu oyunu üretememenin sıkıntısını –özellikle- playoff’ta yaşadı. Takım Vikings’i rahat geçti ama korkutucu bir savunmaya sahip San Francisco önünde  direnemedi. Bu maçta Packers savunma koordinatörü Dom Capers’in kurguladığı adam adama savunmaya karşı Colin Kaepernick müthiş koridorlar buldu ve NFL tarihinin QB koşu rekorunu kırarak Packers'i neredeyse tek başına eledi.

San Francisco demişken, Michael Crabtree, Randy Moss ve Vernon Davis gibi WR/TE gücü, Frank Gore gibi süper bir koşucu beke ek olarak muhteşem savunmasıyla 49ers sezonun en spektaküler takımlarından biri oldu. Ortalamanın üstünde oynayan QB Alex Smith’le sezon gayet iyi giderken, Smith'in beyin sarsıntısı sonucu sazı eline alan Kaepernick, hücuma bir başka boyut daha ekleyerek takımını SB’a kadar taşıdı. Kaep’te ısrar ederek tüm yorumcuların hışmına uğrayan coach Jim Harbaugh’un cesaretine hayran olmamak elde değil.

Alex Smith'e işini kaybettiren darbe


AFC’de yılın sürprizleri Indianapolis Colts ve Peyton Manning oldular. 2 yılda dört kez boyun ameliyatı geçiren Peyton Manning’in artık verimli olmayacağına karar veren Irsay Ailesi, yeniden yapılanma kararı alarak Manning’i serbest bıraktı. Onun yerine de Stanford’dan –hem de trişka bir bölüm değil mimar olarak- mezun olan Andrew Luck etrafında yeni bir takım kurdu. Luck yaşından beklenmeyecek olgunlukta bir yıl geçirdi. Üstüne sezon ortasında kan kanseri olduğunu öğrenen baş antrenör Chuck Pagano’nun hikayesiyle takım ekstra bir motivasyon da buldu. Diğer tayların da Luck’a ayak uydurmasıyla Colts playoff’a çıktı ama ilk turdan öteye geçemedi. Eh, yeniden yapılanmaya giren bir takım için bu da yeter.

Tom Brady ve Peyton Manning bu seneyi başarılı ama sonuçta boş geçtiler

Peyton Manning ise Tim Tebow’u Jets’e gönderen Denver Broncos ile anlaştı (bu yazı “trajik komedi” dalında olmadığından maalesef Jets’den,  bahsedemeyeceğiz). Peyton’un, boynu nedeniyle bir daha pas atıp atamayacağı bile belirsizken Denver'in oynadığı kumar tuttu ve usta harika bir sezon geçirdi. Ancak playoff’un ikinci turunda, buz gibi bir havada Baltimore Ravens’a elenmekten kurtulamadı. O Ravens ki, AFC şampiyonluk maçında canımız Patriots’u da sopalayarak Pazar günü SB’da oynamaya hak kazandı (tekrar üzülmemek için Patriots'dan da söz etmeyeceğim).

Jacoby Jones, Flacco'nun uzun topuyla
 son saniyelerde Broncos'u bitiriyor


 -MVP kim olur?

49’ers kazanırsa Colin Kaepernick’in MVP seçilmesini bekliyorum. Nedense Ravens kazanırsa Joe Flacco seçilir diyemiyorum. Sessiz sakin Flacco aslıda gözüktüğünden daha iyi bir oyun kurucu. Son beş sezondur takımın playoff'a taşımayı başardı. Uzun topları çok canlar yakıyor. Eğer düşük skorlu bir maç sonunda Ravens şampiyon olursa, NFL’in “hikaye yaratma merakı” nedeniyle, ortalama bir sezon geçiren Ray Lewis ikinci kez SuperBowl MVP olarak kariyerini noktalayabilir.



-Sezon başında birçok ismin şampiyonluk adayı olan Ravens, normal sezonu kötü bitirdi, ama harika bir playoff geçirdiler. Burada en büyük pay kimin, Ray Lewis'in emekli olacak olmasının takıma etkisi ne kadar?

Bir önceki cevabı bıraktığım yerden devam edeyim. Ravens öncelikle çok tecrübeli bir takım. Bu faktör de playoff’ta önem kazanıyor.. Ray Lewis 6. haftada trisepsini yırttı ve 10 hafta oynayamadı. Ama sakatlığı sürerken emekli olacağını açıklayarak takımına ekstra bir itici güç sağladı. Kendisi 37 yaşında. Defansın diğer yapı taşları Terrell Suggs (OLB) 30, Ed Reed (SS) ise 34 yaşındalar. Cami yıkılmış ama mihrap yerinde bir savunma bu. Yılın en üretken hücum gücüne sahip New England Patriots’u deplasmanda 13 sayıda tutmayı başardılar. Yine de kafamı kurcalayan şey triseps kasını yırtan 37 yaşında biri, 2 ay içinde nasıl sahalara döndü? Geyik boynuzu tüylerinden elde edilen yasaklı IGF-1 maddesinin etkisi olabilir mi?  

Kuzgunlar'ın Ruhani Lideri Ray Lewis

Oyunun hücum yönünde de koşucu bek Ray Rice, return oyuncusu Jacoby Jones ve uzun pas tutucusu Torrey Smith rakip savunmalara sıkıntı yaşatıyorlar. Flacco hemen her maç 1st down’da 2-3 kez bu uzun pasları deniyor. Yarısını tuttursa yetiyor zaten. Kısa paslarda da Anquan Boldin gibi yumuşak elli bir WR daha var. Elbette John Harbaugh'un Aralık ayı başında OC Cam Cameron'u kovup yerine QB koçu (ve eski Colts başantrenörü) Jim Caldwell'i getirmesi de hücum üretkenliğinin artmasına katkıda bulundu. 

Smokin' Joe Flacco
-49ers çok çalkantılı bir sezon geçirdi aslında, Alex Smith hiç de fena oynamamasına rağmen yerini Colin Kaepernick'e kaptırdı. Green Bay'e karşı harikalar yaratan Kaepernick Super Bowl'un baskısını kaldırabilecek mi?

Alex Smith gerçekten de bahtsız bir bedevi. Yıllarca NFL basınınca eleştirildi, takım onun yerine bir sürü ismi denedi. Smith'in şansı eski bir QB olan Jim Harbaugh’un takımın başına geçmesiyle döndü. Takımdaki yeri sağlamlaştı, geçen sene iyi istatistiklerle oynadı ve NFC finaline kadar çıktı (ama sezon sonu 49ers yine de Peyton’ı almaya çalışmıştı). Bu seneye de gayet iyi başladı. Eğer sakatlanmasaydı bu takım Smith önderliğinde yine Super Bowl’a çıkardı. Ama işte her bahtsız bedevi gibi o da çölden gelen iri bir arkadaşa (Kaepernick Nevada’dan mezun) mağlup oldu. 

Daha önce de bahsettim, burada Jim Harbaugh’un cüretine şapka çıkarmak gerek. Alex Smith iki haftada iyileştikten sonra takıma geri dönebilirdi ama Harbaugh genç QB’iyle devam etmeyi tercih etti. Bu büyük bir riskti aslında. Ancak Harbaugh'un Nevada'ya giderek okulun futbol antrenmanlarını ve pistol hücum sistemini izlediğini bilince Kaepernick’in nasıl ve neden draft edildiği biraz ortaya çıkıyor. Kaep daha draft edildiği gün arabaya atlayıp soluğu hocasının yanında almış, o saat çalışmaya başlamışlar. Bunları öğrendikten sonra Harbaugh’un uzun vadeli planını Smith değil Kaepernick üstüne kurduğunu anlamış olduk. Ama çocuğun da hakkını vermek gerek, Kaep şansını iyi kullandı. Önceleri sadece tazı gibi koşabildiğini zannediyorduk. Ama NFC Şampiyonluk maçında tek bir koşu oyunu yaptı, bacakları yerine kollarını konuşturdu. Şimşek gibi pasları ve yüksek isabet oranıyla maçın kazanılmasında büyük pay sahibi oldu. Bu noktada 49ers OC Greg Roman'a da bir şapka çıkarmak gerek. Colin Kaepernick pazar günü eğer heyecanını kontrol eder, maça iyi başlar ve Ravens’in sert savunması tarafından hastanelik edilmezse (Ravens SS #31 Bernard Pollard nam katile dikkat) sıkıntı yaşamayacağını düşünüyorum.



-Super Bowl'a dönersek, kim kazanır?

Tarihte ilk kez iki kardeş SB’da coach olarak karşı karşıya gelecekler. 15 ay büyük John Harbaugh (Baltimore Ravens), kardeşi Jim Harbaugh (San Francisco 49’ers) ile New Orleans’ta karşılaşacaklar. Zaten maçın adı “Harbowl” oldu bile.

Ravens, sezona kötü başlamasına karşın müthiş bir düzelme gösterdi ve playoffları silip süpürdü. Ray Lewis’in ruhani liderliğinde öncelikle çok yıpratıcı bir müdafaa yapıyorlar. Ravens zaten geleneksel olarak bir savunma takımı olageldi. Diğer yandan hücumda Ray Rice kaynaklı koşu oyununa bel bağlamış durumdalar. Cam Cameron'un ayrılmasından sonra pas oyunları biraz daha çoğaldı. Joe Flacco’nun derin paslarıyla başarıya koşuyorlar (bkz. Ravens-Broncos 2013 Divisional Playoff Game). Ancak SF’nun hem koşu hem pas savunması ve CB pozisyonları çok zengin. Triseps yırtığını hala atlatamamış gözüken Justin Smith'in bu maçtaki performansı önemli. Kanlı geçmesi beklenen "line of scrimmage" mücadelesinde avantaj SF'den yana.

San Fran’ın asıl sıkıntısı kicker David Akers. İyi bir kicker parasını playoff ve SuperBowl’da hak eder. Normal sezonda kaçmasına ses çıkarılmayan FG’ler, eleme maçlarında yaşamsal bir önem kazanır. Bu açıdan, stresli anlarda +40yd’dan sayı yapan bir depikçi, takımının SB kazanma şansını kat be kat artırır (bkz. Adam Vinatieri). David Akers bu sene 29/42 başarı oranıyla oynuyor. Hiç yeterli bir oran değil. Üstelik kritik anlarda daha çok kaçırıyor. Niners bir ara o kadar çaresiz kaldı ki, 2011 AFC Finali’nin son saniyesinde FG kaçırıp Ravens’dan kovulan Billy Cundiff’i bile takıma aldı. Ezcümle, San Francisco maçı son saniyelerdeki bir FG’a bırakmamak zorunda.

49'ers savunması Matt Forte'yi (Bears) etkisiz hale getirirken

Peki kim kazanır?? Madem ki Canımız Patriots'umuz Superbowl’a çıkamadı, o zaman kalbim San Francisco’dan yana. Amerikan futbolu aşkımı başlatan takımdır San Fran. Ama mantığım da Niners diyor. Geçen sezondan beri çok agresif bir savunma yapıyor. Bu sene daha da düzeldi (Justin Smith kritik!!). Ravens hücumu ise oldukça standart. Yeni ve sürpriz şeyler üretme olasılığı Caldwell'e rağmen düşük. Kaepernick maça iyi başlarsa, Justin Smith ve özellikle Aldon Smith pass rush'ta etkin olurlar ve SF koşu oyunlarında Rice’i kontrol etmeyi başarırsa maçı 49ers alır. Unutulmasın ki Niners çıktığı beş SuperBowl’un hepsini kazanmış bir takım. Beni tek huzursuz eden şey, sırasıyla Colts, Broncos ve Patriots’u elemiş Baltimore’un gereksizce inatçı ve çok tecrübeli bir takım oluşu… Bir de Akers’in sol ayağı…



19 Ocak 2013 Cumartesi

Lance @Oprah Söyleşi Çözümü - Bölüm 2 (İng)


Lance @Oprah Söyleşi Çözümü - Bölüm 2 (İng)







Oprah Winfrey: Every article I've seen and everything I've written begins with the word disgraced. Do you feel disgraced?
Lance Armstrong: "Of course but I also feel humbled and I feel ashamed. This is not good stuff."
What was the most humbling moment that brought you face-to-face with yourself?
"I believe it was a Wednesday. [Sponsors] Nike called - this isn't the most humbling moment, I'll get to that - and they said basically that they were out. OK? And then the calls started coming. Trek, Giro, Anheuser-Bush..."
On the same day, the same couple of days?
"Yeah, a couple of days. Everybody out, still not the most humbling moment. Not a fun period."
How did that hit you, though?
"You know, in a way I just assumed we'd get to that point. The story was getting out of control, which was my worst nightmare. I had this place in my mind that they would all leave. The one I didn't think would leave was the [Livestrong] Foundation.
"That was the most humbling moment. To get that phone call - first to step down as chairman and stay on the board, but that wasn't enough for the people and for our supporters and then a couple of weeks later the next call came to step aside. They said 'we need you to consider stepping down for yourself' and I had to think about it a lot.
"The Foundation is like my sixth child and to make that decision and to step aside was big. It was the best thing for the organisation but it hurt like hell. That was the lowest."
Of everything that has happened in this entire process, in this fall from grace, has that been the toughest?
"That was the lowest, the lowest."
Can Livestrong live without your story?
"I certainly hope so. Yeah, I hope so."
Because your story transcended sports and gave hope to so many people fighting cancer. I have this email that a friend sent to me after finding out I was going to be doing this interview and it said 'I have heard that he is a real jerk but I will always root for Lance. He gave me hope at a very dire time. My first-born son had just been diagnosed with leukaemia two weeks before his first birthday. I'm in intensive care barely able to breathe and my brother sends me Lance's new book, It's Not About the Bike,I read it cover to cover through the night, it showed me that there was hope for my son to not only live but to thrive. I had a choice to make that night on how I would respond to my son's illness and teach him how to face the world. My prayer to Lance is that as he faces his demons he remembers it's not about the bike.
"Amen."
Are you facing your demons?
"Absolutely. Absolutely, yeah. It's a process and I think, you know, we're at the beginning of the process."
What has been the financial cost? Have you lost everything?
"I've lost all future income. You could look at the day and a half when people left. You asked me the cost. I don't like thinking about it but it was a $75m day. All gone and probably never coming back."
How did it hit you?
"I've been to a dark place that was not my doing where I didn't know if I would live a month, six months, a year, five years, 10 years and it has helped me now. This is not a good time but it isn't the worst part of my life. You can't compare this to an advanced diagnosis. That sets the bar. It is close but I'm an optimist and I like to look forward. This has caused me to look back and I don't like that. I'm like my mother like that. We don't talk about the past. I've never spoken about my biological father."
So you came back and you didn't believe it was possible to win seven Tours without doping but you came back not going to dope and you expected to win still?
"Yes, because I thought and still think the sport was very clean. There really was a major shift in the mid-2000s with the biological passports. I thought I was competing on a level playing field.
"I didn't expect to finish third - I expected to win like I always expected and at the end I said I just got beat by two guys who were better. It doesn't sound like what I would say."
Were there people who cared about you who knew about this who wanted you to stop the lying and the doping?
"Yes."
Was there anything they could have said or done?
"Probably not. If I could say one name - Kristin [ex-wife and mother of his eldest three children]. She is a smart lady. She is extremely spiritual and she believes in honesty, integrity and the truth and believes that the truth will set you free. We believe differently on a lot of things. We have three kids together, they deserve the honest truth and a dad that is viewed to them as telling the truth."
Was there anybody who knew the whole truth?
"Yeah."
Let's go back to Kristin. Did she have conversations with you about stopping or getting out?
"I saw her at the kids' game two days ago and said if this comes up can I talk about this and she said yes. She was not that curious. Perhaps she didn't want to know. She certainly knew but on a need-to-know basis. I guess I protected her a little bit from that. The thing about her and my doping and this comeback was she was the one person I asked if I could do that, if I could come back.
"It was a big decision. I needed her blessing. And she said to me, you can do it, under one condition, that you never cross that line again [the line of drugs], and I said you've got a deal and I never would have betrayed that with her. It was a serious ask, a serious commitment. She gave me her blessing. If she would have said no, I don't like this idea, I would not have done it. But I gave her my word and I'll stick to it."
You and Kristin have three children together, what do you tell Luke, he's 13, you've been fighting this thing all his life. What do you tell him and the girls what's going on?
"They know a lot. They hear it in the hallways. Their schools, their classmates have been very supportive. Where you lose control with your kids is when they go out of that space, Instagram, Facebook, Twitter, in the feedback columns."
But what did you tell him?
"First I want to tell you what happened. When this all really started, I saw my son defending me, and saying that's not true. What you're saying about my dad is not true.
"That's when I knew I had to tell him. And he'd never asked me. He'd never said 'dad, is this true?'. He trusted me. I heard about it in the hallways….."
What did you say to him?
"At that time, nothing, but that's the time I had to say something. I heard he was defending me and it gets ugly and at that point I decided it was out of control and I had to have a talk with him here over the holidays."
What did you say?
"I said there have been a lot of questions about your dad any my career and whether I doped and I've always denied it and been ruthless and defiant which you have seen, which makes it even sicker but I want you to know that it is true. Then there were the girls who are 11 and they didn't say much. They just accepted it and I told Luke 'don't defend me anymore, don't'."
How did he take it?
"He has been remarkably calm and mature about it. I told him 'if anyone says anything to you, do not defend me, just say 'Hey, my dad says he is sorry'. He said 'I love you, you're my dad and this won't change that'. I had expected something.
Did you expect defiance? Anger? Disappointment?
"Thank God he is more like Kristin than he is like me."
What about your mother?
"She is a wreck and she is not the type of person that would call me and say 'Lance, I'm a wreck' but my stepfather called and told me she was having a hard time. I said she is a tough lady and has gotten through every other tough moment. Then we were facetiming with my kids and I saw my mum and she was a wreck. It took seeing her to really realise that this has taken a toll on her life."
 A lot of people think you're doing this so you can come back to sport…
"If you're asking me if I want to compete again, the answer is hell yes, I'm a competitor. It's what I've done all my life. I love to train. I love to race, I love to toe the line. And I don't expect it to happen."
Do you want to compete again?
"Not the Tour de France but there are lots of other things I could do but can't do because of this punishment [lifetime ban]. If there is a window, would I like to run the Chicago Marathon when I'm 50? I would love to do that but I can't. I can't compete in any event that is sanctioned by a governing body. I would love the opportunity to compete but that isn't the reason why I'm doing this.
"It might not be the most popular answer but I think I deserve it, maybe not right now. When you see the punishment - I would go back and say you are trading my story for a six-month ban so I got a death penalty meaning I can't compete. I'm not saying that is unfair but it is different."
Are you hoping this conversation, your admission that you wished you had done things differently with Usada, that your lifetime ban will be lifted?
"Er, selfishly, yes. But realistically, I don't think that is going happen and I've got to live with that."
There's been a lot of talk about what you were going to say. What was your intention, your hope that would come out of it?
"The biggest hope and intention was the wellbeing of my children. The older kids need to not be living with this issue in my life. It's not fair what I did to them and also for the little ones, they are two and three. They obviously have no idea but they will learn it. This conversation will live forever. That dumb tweet with yellow jerseys lives for ever. So I've got to get that right for them as they enter the depth of their lives."
Do you think you've got what you deserve? For a long time, you were saying everyone was on the witch hunt for you. Do you think, considering how big you were and what your name and brand stand for, you got what you deserved?
"I deserve to be punished. Not sure I deserve a death penalty."
So was it just you being your cocky, arrogant, jerk self that sent that tweet of you lying there with all the jerseys?

"Yeah, that was another mistake."
The wolves are at your door and you tweet that. What was that?
"That was just more defiance. What's scary is I thought it was a good idea."
You did?
"At the time."
So tell me, when something this gargantuan happens in your life, how has it changed the way you see yourself? Or has it changed the way you see yourself?
"Not completely. This is heavy and this is messy and this is not something I can sit with and then leave and go 'OK, we're all good'."
You mentioned therapy earlier, are you doing therapy?
"Yeah. Over the course of my life, I've done it sporadically. I'm the type of person who needs to not do it sporadically. I've had a messy life, but it's no excuse. This is going to be a long process."
Do you have remorse? Is there real remorse or a sense of sorry you got caught?
"Everybody that gets caught is bummed out they got caught. I'm only starting and I will continue with the ripple effects, people who are sitting there today are still true believers and will hear something different.
"Do I have remorse? Absolutely. Will it grow? Absolutely. This is the first step and these are my actions. I am paying the price but I deserve it."

Do you owe [Sunday Times journalist] David Walsh an apology?
"That's a good question."
Do you owe David Walsh an apology, who for 13 years has pursued this story, who wrote for the Times, who has now written books about your story and about this entire process?
"I'd apologise to David. I've had a couple of these conversations."
What do you say to the woman who wrote that email [above] and those millions of people who believed?
"I say I understand your anger, your sense of betrayal. You supported me forever, through all of this and you believed and I lied to you and I'm sorry. I will spend - and I'm committed to spending - as long as I have to make amends knowing full well that I won't get very many back."
Are you in a space where you're not apologising but you can begin to feel how you shattered other people's lives?
"Yeah. Yeah. Yeah. And I don't need to be back in that place where I can slip like that and take things for granted and abuse privilege. If I had one of my kids act like that, I'd be apoplectic."
We all know when you're famous, people love to see the rise and they also love to see you stumble and fall. Will you rise again?
"I don't know. I don't know. I don't know what's out there. I do not know the outcome here. I'm getting comfortable with that. That would have driven me crazy in the past. I'm getting there. I need to get even more there. I'm deeply sorry for what I did. I can say that thousands of times. It may never be enough to come back."
Last Wednesday night, Travis Tygart of Usada told 60 Minutes Sports that someone on your team offered a donation which Usada did not accept. He said it was over $150,000. Were you trying to pay off Usada?
"No, that is not true."
That's not true?
"That is not true. In the 1,000-page reasoned decision that they had issued, there was a lot of stuff in there, everything was in there, why wasn't that in there? Pretty big story. Oprah, it's not true."
No-one representing you…
"Nobody, I had no knowledge of that but I asked around. Nobody, not true."
And you are Lance Armstrong and you run your own show so if somebody was going to offer $150,000, you would know about it?
"I think the claim was $250,000, it was broad number but they narrowed it down. That's a lot of money. I would know."
And you're saying that's not true?
"That's not true."
When something like this happens, what you hope is that it causes a change within you. Has it happened to you yet?
"I'd be lying if I said it has. I keep going to the idea and the word 'process' - I have work to do and there is not going to be one tectonic shift."
Are you a better human being today because this happened? Did it help you become a better human being?
"Without a doubt and again this happened twice in my life. When I was diagnosed I was better and smarter after that and then lost my way and this is the second time. It is easy to sit here and say I feel better and smarter but I can't lose my way again.
"Only I can control it and I'm in no position to make promises. I will slip up every now and then. The biggest challenge of the rest of my life is to not slip up again and not lose sight of what I have to do. I had it but things got too big and too crazy. Epic challenge."
It's an epic story. What's the moral to the story?
"I don't have a great answer there. I can look at what I did, cheating to win bike races, lying about it, bullying people, of course you're not supposed to do those things - that's what we teach our children. That's the easy thing. There's another moral to this story. For me, I think it was about that ride and about losing myself and getting caught up in that and doing all those things along the way. And then the ultimate crime is the betrayal of these people who support me and believed in me and they got lied to."
You know what I hope the moral to this story is? It's what Kristin told you: the truth will set you free.
"Yeah. She continues to tell me that."