49. Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu'nun (ToT veya TUR2013) başlamasına bir gün kaldı. 49 yıl diyoruz ama itiraf edelim, ilk kırk üç yıl boyunca ToT’tan çok da haberimiz olmadı. Türkiye Bisiklet Federasyonu (TBF)’nun son 7 yıldır gösterdiği çabalar sonucunda ToT hem halk gözünde daha ilgi çeker oldu, hem de dünya takviminde çok prestijli 2.HC kategorisine kadar yükseldi. Bisiklet yarışlarının en üst düzey olanları “World Tour” yarışları olarak anılıyor. İnanıyorum ki, TBF, doğru politikalarla ToT’u bu seviyeye de çıkarmayı başaracaktır.
Yarış etapları ve takımlarla ilgili kısa bilgiler verip sonra asıl maruzatıma geçmek istiyorum. Yarış, geçen yıl olduğu gibi, yine Alanya’dan başlayacak ve İstanbul’da şehir içi etapla bitecek. Sekiz etap boyunca, 25 takımdan 8'er sporcu 1,204 km mücadele edecek. Geçen sene eklenen Elmalı zirve finişinden sonra, bu sene, yeni etap olarak rotaya dahil edilen Bodrum-Selçuk parkuru sonunda bisikletçiler Meryem Ana Tepesi’ne tırmanacak. TUR’un basın bülteninde belirtildiği şekliyle dünyanın yegane kıtalararası turu olan Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu, 49. yılında "Turkuaz Rekabet" sloganı ile yapılıyor. Sloganın İngilizcesini bulamadım ama Giro’nun “Fight for Pink”inden araklama olduğunu sanmıyorum. “Compete for Turquoise” değil “Turquoise Race” diye serbest çeviri yapalım, bizim de bir hizmetimiz dokunsun.
TUR2013 Parkur Bilgileri /Start-FinişSaatleri
Etap | Etap Uzunluğu | Tarih | Start Saati | Tahmini Finiş Saati | |
1. Etap | Alanya -Alanya | 143 km | 21 Nisan | 12:55 | 16:30 |
2. Etap | Alanya - Antalya | 150 km | 22 Nisan | 13:00 | 16:30 |
3. Etap | Antalya-Elmalı | 153,5 km | 23 Nisan | 12:00 | 16:30 |
4. Etap | Göcek-Marmaris | 147 km | 24 Nisan | 12:45 | 16:30 |
5. Etap | Marmaris-Turgutreis | 183 km | 25 Nisan | 10:00 | 15:00 |
6. Etap | Bodrum - Selçuk | 182 km | 26 Nisan | 11:40 | 16:30 |
7. Etap | Kuşadası-İzmir | 124,5 km | 27 Nisan | 13:30 | 16:30 |
8. Etap | İstanbul-İstanbul | 121 km | 28 Nisan | 12:35 | 15:30 |
Yarışa bu sene 25 takım katılıyor. Bunların 9’u ProTour, 15’i Pro-Kıta lisansına sahip ekipler. Bir de Kıta takımı olarak geçen yıldan devam eden Torku Şeker Spor var. Takım listeleri şöyle:
Pro Tour Takımları
AST Astana Pro Team Kazakistan
BLA Blanco Pro Cycling Team Hollanda
KAT Katusha Rusya
LAM Lampre – Merida İtalya
LTB Lotto Belisol Belçika
OPQ Omega Pharma – Quick-Step Belçika
MOV Orica GreenEDGE Avustralya
ARG Team Argos – Shimano Hollanda
TST Team Saxo – Tinkoff Danimarka
Profesyonel Kıta Takımları
AJW Accent Jobs - Wanty Belçika
BAR Bardiani Valvole - CSF Inox İtalya
BSE Bretagne - Séché Environnement Fransa
CJR Caja Rural İspanya
CCC CCC Polsat - Polkowice Polonya
COF Cofidis, Solutions Crédits Fransa
COL Colombia Kolombiya
CRE Crelan - Euphony Belçika
MTN MTN - Qhubeka Güney Afrika
SOJ Sojasun Fransa
EUC Team Europcar Fransa
TNE Team NetApp - Endura Almanya
TNN Team Novo Nordisk A.B.D.
UHC UnitedHealthcare P.C. Team A.B.D.
VIN Vini Fantini - Selle Italia İtalya
Kıta Takımı
TRK Torku Şeker Spor Türkiye
Hayırlı uğurlu olsun, kazasız belasız bitsin ve lütfen sonradan dopingli çıkacak biri kazanmasın. Torku’nun Türk sporcularını önlerde görmek dileğiyle. Daha çok bilgiye TUR2013 linkinden ulaşabilirsiniz.
Bu noktadan itibaren basın bülteninden inelim. Aslında yazıp yazmamak arasında bayağı gidip geldim. Çünkü negatif bazı eleştirilerde bulunacağım. Blog patronajı da Demirören Milliyeti’nden daha teşvik edici değildi ama sonuçta bunlar benim düşüncelerim. Yazayım da içimde kalmasın.
Memlekette, futbol haricindeki hiçbir spor, fazla kaynak bulamıyor. Hatta futbol bile devlet eliyle iteklenirken, bisiklet gibi yarı marjinal görünen bir mecraya sponsor akmasını elbette beklemiyoruz. Ama 7 yıldır sadece THY’ndan ciddi bir sponsorluk elde edilebilmiş olması pazarlama açısından hayal kırıcı. Bu ülkede, bu güzel yarışa sponsor olmak isteyecek özel şirket olmadığını düşünemem. TBF yapılanmasının, gerekirse profesyonel yardım da alarak pazarlama-tanıtım-sponsor bulma seferberliği yapması gerek. TV’lerdeki bütün reklamlarda “yaşam biçimi” ayağına bisiklet gösterilirken, doğru bir stratejiyle sponsor bulmamak olanaksız diye düşünüyorum.
Elde edilen THY sponsorluğu da olasılıkla yüksek yerlerden gelen işaretle olmuştur. Zaten ülkemizde her iş “yüksek yerden gelen işarete” bakıyor nedense. TUR’un diğer kuvvetli sponsorları da devlet katından: Spor Toto, İddaa, TRT, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Başbakanlık Tanıtma Fonu, İBB ve Spor AŞ. Meşhur lafı biraz değiştirirsek “Devlet malı deniz, bisiklet üstünde de yeriz”. Peki bu kötü mü? Hayır çok değil, elbette devlet spora destek olmalı, kitlelere tanıtımında rol oynamalı. Ama devlet-i aliyyeye doğrudan para için yaslanınca, iş spordan politikaya, politikacılara, politikacılara yapılan yağlama yıkamaya kadar gıcık bir düzleme giriyor. Üstelik devletimizin canı yarın sıkılır da “bisikletten desteğimi çektim” derse şapa oturacağımız kesin. Küçük çaplı ve bence daha şerefli özel sponsorlar da var: Salcano, TSYD, Shimano, Sırma Su, Torku, Kipeo, CST Tires ve ON İletişim. Hepsine teşekkürler ama daha fazlası gerekiyor.
Yarışı devletin düzenliyor oluşu, bence iki tatsız manzara yaratıyor. İlki, yarışın her anında ortamda bir “devlet erkanı” varlığı olması. Etap başlarında kaymakam, il spor bilmem nesi, vali yardımcısının eniştesi falan şilt alır verir, konuşma yapar, "Yarışımız Fransa Turu'ndan da böyyük olacaktır” gibi ipe sapa gelmez laflar ederler. Ya da farklı bir zevat, bu defa etap sonunda kıranta takım elbiseler içinde podyuma çıkar, birinciyi şapur şupur öpüp, ödül verir, vs. Bu beni deli ediyor. Spor müsabakasında takım elbiseli adamın işi ne? Git protokol tribününde otur sen. Sporla ilgili işleri sporcular ve federasyonun adamları yapsın. Ama tabii kaynak bulmak için devlete öyle bir yaslanmışsın ki, kaymakam odacısı plaket istese vermek zorundasın. Sayın devletimiz kendinden bir şey isteyeni kanırtmayı iyi bilir. Allah Emin Bey’e sabır versin.
Türkiye'de spor: Sporcular yerde, takım elbiseliler ayakta.
Devlet müdahalesinin bir başka yönü de paranın çoğunun Tanıtım Fonu’ndan gelmesinde yatıyor: Bir haftalık bisiklet yarışı için hazırlanan basın bültenlerinde ve konuşmalarda, sürekli tekrarlanan konu “Türkiye’nin tanıtımı”. Tanıtım, tanıtım, ülkemizi tanıtıyoruz, turistik bölgelerimiz, Meryem Ana, turizm, güneş, deniz, vs., vs. Bültenler kaç ülkenin yarışı naklen vereceği, Eurosport’un her iki kanalda da cayır cayır yayın yapacağı, naklen ve banttan yayın saatleri, şu kadar milyon dolarlık reklama denk geleceği bilgileriyle dolu. Federasyon Başkanı Emin Müftüoğlu’nun konuşmasından bir alıntı: “Tüm dünyada 13 saati naklen olmak üzere 90 saatlik yayınla, ülkemizin tarihi, turistik noktalarını ve doğal güzelliklerini son derece kaliteli bir çekimle 330 milyon eve ve 1 milyardan fazla insana ulaştırıyor.“ Türkiye tanınmıyor mu zannediyoruz acaba? Ama tuhaf olan, yıllarca, malum bir kanalın yarışı yayınlamak için ücret aldığı. Ülkemizi tanıtıyoruz ama yarışımızı ancak parayla yayınlatıyoruz. Bir tuhaflık yok mu?
Bu para ödeme işi bu kadarla da kalmıyor. Yarışa katılan tüm ekiplerin yeme, içme, konaklama ve ulaşım masrafları bize ait. Yurt dışından gelen gazetecilerin tüm harcamaları, uçak biletleri dahil TUR2013 tarafından karşılanıyor (THY sponsorluğu). Yerel gazeteciler de elbette ağırlanıyorlar. 2008’den beri bu böyle. Herhangi bir gelişme olmadı. Bu durumda yarışımızın ne derece prestijli olduğu biraz havada kalan bir durum değil mi?
Bir de TUR2013’ü başka amaçlara meze etmeyelim lütfen. Emin Başkan “Olimpiyatları almak için çok önemli bir fırsat” diyor TUR2013 için. 49 yıllık turun değerini neden Olimpiyat ihalesine bağlıyoruz ki? Ama küçük, ama büyük, sonuçta Roma Olimpiyatları’ndan beri koşulan bir yarış bu. Adı İstanbul Turu olsa bir nebze anlarım. Eylül ayındaki IOC oylamasında 2020 Olimpiyatları’nı Tokyo’ya kaptırırsak TUR2014 ne olacak? Zar zor değerli hale gelmekte olan bir turu bozuk para gibi harcamaya gerek var mı? Bu noktada belki siyasi alt akıntılara da girmek gerek.
Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu’nda, 2008’den beri Sn. Abdullah Gül’ün ve Çankaya bürokratlarının yarışa olan katkı ve desteği inkar edilemez. Cumhurbaşkanı her sene mutlaka yarışı ziyaret ediyor, finişi veya startı izliyor. Makamının adını taşıyan yarışa gösterdiği bu sürekli ilgi beni gerçekten sevindiriyor. Öte yandan, başbakan TUR’a biraz uzak duruyor gibi. 2010 yılında, bilmem ne açılışı için bulunduğu Antalya’da, önünden geçen yarışı 5-10 dakika izlemiş olması dışında şahsi bir ilgisini göremedik. Kurumsal olarak desteği var, hakkını yemeyelim. Kendisine bağlı Tanıtım Fonu’ndan para veriyor, bakanları, vs., destek sunuyorlar ama o kadar. Federasyonun, İstanbul 2020 için TUR’u öne sürmesinde, bence Erdoğan’ın kalbine yakın bir noktaya dokunmak gibi bir arka hikaye de var.
Fransa Turu, biliyorsunuz 198 yarışçıyla sınırlı. Giro da öyle ama, bu sene RCS wild card takımlarını açıkladıktan sonra, Katusha’nın CAS'dan tekrar Pro Tour lisansı alması sonucu, Rus takımını da davet etmek zorunda kaldı ve sayı 206 sporcuya yükseldi. Bu nedenle ortaya çıkan lojistik sorunlardan ve artan maliyetten dolayı Acquarone UCI’a isyan etmişti. Bu örnekler ortadayken, bizim TUR’un, hele de parası vergi mükelleflerinden çıkarken 200 sporcuyla başlamasını biraz aşırı buluyorum. TUR'un bence 150-160 sporcuyu geçmemesi gerek. Hem yollarımızın durumu itibarıyla, hem de maliyeti belli bir seviyede tutmak için katılımı 18-20 takımla sınırlamak gerek. Tüm Avrupa’da ekonomik sıkıntılar nedeniyle yarışlar iptal edilip, etap sayıları azaltılırken TUR’un Fransa Turu'ndan fazla yarışçıya ev sahipliği yapması tuhaf bir tezat, hatta abartı.
Buradan geliyoruz nicelik ve nitelik ikilemine… Benim hayalim TUR’un tam bir Giro hazırlık yarışı haline gelmesidir. Kendini bilmez devlet erkanının “Fransa Turu” kıyaslamalarını dikkate almıyorum. TdF hedef olarak konulmamalıdır çünkü o hedefe erişmek mümkün değildir. Ne parayla, ne de başka yollarla Türkiye’de bir “Fransa Turu” yaratamayız. Taklitler sadece asıllarını yüceltir. Ama çok başarılı bir Türkiye Turu yaratıp koruyabiliriz.
ToT’un sportif olarak amacı, takvimdeki yeri itibarıyla, Giro öncesi en önemli hazırlık yarışı haline gelmek olmalıdır. Bu konuda rakiplerimiz Giro del Trentino ve Tour de Romandie. Giro favorilerinin 4 günlük Trentino Turu’nu bize tecih etmelerinden açıkçası rahatsız oluyorum. Sert yokuşlarımızın olmayışı TUR’a çoğunlukla sprint takımlarını çekiyor. Ama organizasyon Elmalı ve Selçuk’u parkura koyarak bir nebze genel klasman yönünde yol aldı. Üç adet ciddi tırmanma etabı (etaplardan en az birinde 2-3 sıkı yokuş) olan bir tur olabilirsek işimiz kolaylaşır. Bir de, Romandie’nin World Tour, TUR2013’ün 2.HC sınıfında olma dezavantajı var. Tüm ProTour takımları World Tour yarışlarına katılmak zorundalar. Ama bu engeli de 2-3 sene içinde sanırım çözeriz.
Bu noktaya ulaşmak ve Giro öncüsü yarış olabilmek için İtalya Turu’nun organizatörü RCS ile bir stratejik anlaşmaya gitmek gerekebilir. Katar ve Umman Turları’nın ASO işbirliğiyle (ve McQuaid torpiliyle) nerelere geldiğini gördük. TBF, önceliği katılıma değil, parkura ve davet edilen elit sporcu sayısına vermelidir kanımca. 200 yarışçı arasında bizi heyecanlandıran sadece 3-4 sprinter var. Greipel, Kittel, Guardini, Renshaw, Bos. Bunlardan Greipel ve Kittel hariç hiçbiri birinci sınıf sprinter değil. Pozzato ve Petacchi’nin katılacakları konuşuluyor ama halen listelerde yoklar. TBF eğer devletten bu kadar para alabiliyorsa, katılımcı sayısını düşürüp, artan parayı “appearance money” olarak üst düzey sporcu/takımlara vermeli. Bu yarışta Sky Team’i, Nibali’yi, Froome veya Wiggins’i, Contador ve Schleckler’i görmemiz gerek artık.
Bu noktaya ulaşmak ve Giro öncüsü yarış olabilmek için İtalya Turu’nun organizatörü RCS ile bir stratejik anlaşmaya gitmek gerekebilir. Katar ve Umman Turları’nın ASO işbirliğiyle (ve McQuaid torpiliyle) nerelere geldiğini gördük. TBF, önceliği katılıma değil, parkura ve davet edilen elit sporcu sayısına vermelidir kanımca. 200 yarışçı arasında bizi heyecanlandıran sadece 3-4 sprinter var. Greipel, Kittel, Guardini, Renshaw, Bos. Bunlardan Greipel ve Kittel hariç hiçbiri birinci sınıf sprinter değil. Pozzato ve Petacchi’nin katılacakları konuşuluyor ama halen listelerde yoklar. TBF eğer devletten bu kadar para alabiliyorsa, katılımcı sayısını düşürüp, artan parayı “appearance money” olarak üst düzey sporcu/takımlara vermeli. Bu yarışta Sky Team’i, Nibali’yi, Froome veya Wiggins’i, Contador ve Schleckler’i görmemiz gerek artık.
İşte böyle... Biraz söylendim ama idare edin. TUR2013 Pazar günü Alanya’dan başlayacak ve 8 gün sonra İstanbul’da, Bağdat Caddesi’nde bitecek. Evimin önünden peloton geçecek!! Huysuz kaynana gibi, yarışın orasına burasına kusur bulsam da bunu düşününce yüzüme bir gülümseme yayılıyor. Allah devletimizi başımızdan eksik etmesin. Amin!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder