3 Temmuz 2014 Perşembe

Tour de France 2014 Broşürü

Spor Locası'ndan dev hizmet! Tour de France'ın tüm takım kadroları, numaraları, boyları posları, ne tür bisikletçi oldukları, daha önceki başarıları ve yarış sırasında tanımanız için yüz fotoları sadece 4 sayfalık PDF'de! Bayinizden ısrarla isteyiniz! (veyahut aşağıdaki linke tıklayınız)

https://docs.google.com/file/d/0B0slCpQ9q9NvdUpHWGE2UG1rUms

(Açtıktan sonra File menüsünden Save As diyerek PDF olarak kaydediniz. Sonra da işyerinizdeki veya okulunuzdaki renkli yazıcıdan A4 kağıda bastırınız)

Broşürde geçen kısaltmaların anlamları:

Tip

A Allrounder = Her derde deva, genel klasmancılar, domestikler...
BS Breakaway specialist = Kaçış uzmanı.
C Climber = Yokuş uzmanı.
CS Classics specialist = Daha çok tek günlük yarışlara konsantredir.
LO Lead out = Sprintçinin son dostudur, en sona getirir ve kazanması için bırakır.
P Puncheur = Kısa yokuşlarda basar gider. Örn. Philippe Gilbert.
R Rouleur =  Jens Voigt gibi işini iyi yapan all-rounder'lara denir.
RC Road Captain = Genel klasmanda iddialı olmasa da takımın kaptanıdır, ağabeyidir.
S Sprinter = Yarış sonunda kalabalık içinde deli gibi basıp etabı kazanır.
T Trialist = Zamana karşıcı.

Başarılar

Başarıları yazarken mümkün olduğunca önemlileri seçtik. Örneğin Contador'un kaç kere classics yarışlarına katıldığını yazmadık, çünkü devasa başarıları yanında önemsiz bir ayrıntı olarak kalıyor. Ama çok yeni bir bisikletçi herhangi bir büyük tura 1 kere bile katılmış olsa belirttik.

N Pro wins = N kere profesyonel yarışta (etap veya tek günlük) birinci olmuş.
N GT starts = N kere 3 büyük turdan birinde start almış.
N Classics starts = N kere klasik yarışlarında start almış.
NxTour = N kere Fransa bisiklet turunu kazanmış (Tour yerine Giro veya Vuelta da gelir).
NxUCI TT World = N kere dünya zamana karşı yarışını kazanmış.
NxTour stages = N kere Fransa bisiklet turunda etap kazanmış.
NxGC = N kere büyük olmayan turları genel klasmanda birinci bitirmiş.

23 Mayıs 2014 Cuma

Josh Wise

Nascar'ın merkezinin bulunduğu Charlotte'da sezonun ortalarına doğru all-star yarışı yapılır. Her ne kadar "ulan motorsporlarının doğası gereği zaten her yarışta tüm starlar beraber yarışır" diye itirazlar olsa da, bu yarışa daha önce yarış ve şampiyonluk kazanmış seçkin isimler katılır. Format da değişiktir, puan için değil sadece kazanmak için yarışılır. Kazanan da 1 milyon doları cebe indirir.

Geçen hafta yine All-star yarışı yapıldı ve yarışı Jamie McMurray kazandı. McMurray son zamanlarda pek başarılı olamıyor ve yarış öncesinde bahis siteleri kendisine 1'e 40 veriyordu. O yüzden kazanması sürpriz ve güzel oldu.

Ama esas sürpriz başka idi. Yarışta Josh Wise adlı pek tanınmayan bir sürücü de yer aldı ve 22 yarışçı arasında 15. olarak liderin turunda yarışı bitirdi. Kariyerinde 78 yarışa katılan, bu yarışların sadece birini liderin turunda bitirebilen, çoğunda ise start and park adı verilen taktikle lastik ve benzin harcamadan takımına yarışa katılım parasını kazandıran bu kişi nasıl oldu da bu yarışa katılabildi?
Josh Wise ve arabası

Anlatalım: Geçen sezonlarda all-star formatında bir değişiklik yapılarak 1 sürücünün de oylama yoluyla yarışa katılabilmesi sağlandı. Geçen sezonki oylamayı kadın sürücü Danica Patrick rahatlıkla kazandı. Bu sene de kazanmasına kesin gözüyle bakılıyordu, ki, oylamayı sürpriz yaparak Josh Wise kazandı.

Kazanmasının sebebi, sosyal medya sitesi Reddit.com'da organize olan kişilerin oy yağdırmasıydı. Danica gibi popüler birini oylamada yenmek kolay değil (kendisine yazdığım mektup için tıklayınız), ancak Nascar'ın teknik bir enayilikle birden fazla oya izin vermesi redditçilerin işini kolaylaştırdı.

Josh Wise rastgele seçilmiş bir isim değil. İlk defa Reddit'in Nascar bölümünde yazıp çizen Denis Pavel adlı kişi tarafından Bristol yarışında simsiyah ve sade arabası ile güzel mücadele etmesiyle farkediliyor. Yeni çıkan sanal para Dogecoin de kullanılarak 55 bin dolar toplanıyor ve Talladega'da yarışması sağlanıyor.

Sonra Josh Wise'ın kendisi de Reddit'e üye olup aktif bir şekilde takipçileriyle iletişime geçiyor ve all-star yarışması için destek istiyor ve eğer katılabilirse beleş olarak Dogecoin'in reklamını yapacağını söylüyor.

Nihayetinde all-star yarışına katıldığı gibi, bu süreçte ekstra toplanan 120 bin dolarla daha rekabetçi lastiklere yatırım yapacağını da beyan ediyor.
Sinirli Danica Patrick

Henüz Nascar'dan ses çıkmasa da, böyle bir hatanın tekrar olmaması için zengin kafalarını yormaya başladıklarına eminim

Josh Wise hikayesi devam ediyor ve şahsen takip etmeye devam edeceğim.

Reddit.com sitesindeki Josh Wise konulu başlıkları da bu aramadan takip edebilirsiniz.



9 Mayıs 2014 Cuma

İrlanda Giro'su Başlıyor!






İtalya Bisiklet Turu yarın Belfast’ta başlıyor. Kulağa biraz tuhaf geliyor. İtalya ve İrlanda. Ama organizasyon para kazanmak, ülke de kendini tanıtmak isteyince “Grande Partenza” bu sene İtalya’dan çok uzak bir yere alındı (isim de TdF’dan arak bu arada). Uluslararası politikayla biraz ilgilenen biri için “Belfast”, 2-3 yıl önceye kadar, savaş, karışıklık, bombalama, IRA demekti. U2, “Bloody Sunday”, Bobby Sands, Guildford Dörtlüsü falan.  35 yıldır benzer bir savaşı sürdüren ülkenin evlatları olarak Belfast ve Diyarbakır’ın benzerlikleri ve farklarını görüp dersler çıkarıyoruzdur umarım. Neyse… 

Bu akşam Belfast’ta koşulacak takım saate karşı etabı, şehrin üstündeki koyu, karanlık havayı tüm dünya gözünde pembeye çevirmek, “Belfast”ın yeni kuşaklarda başka çağırışımlar yapmasını sağlamak için bir umut olacak. Zaten çayırdaki koyundan belediye sarayına kadar her yer pembeye boyanmış durumda bu umutla. Bu pazarlama motivasyonu haricinde, İrlanda etaplarının pek cazibesi yok sayılır. Marcel Kittel’den iki sprint zaferi bekleyebiliriz. Ha bir de, 2. Etap’ta meşhur İrlanda Denizi rüzgarıyla peloton bölünebilir. Hava yağışlı da olursa, gazeteler artık “Epik bir yarış oldu” manşeti atarlar. Takımlar isterse olur istemezse olmaz. Fakat, sonuçta, doğasever değilseniz, who gives a fuck about a bike race in Ireland? 

Giro’nun bu seneki bir başka sıkıntısı da büyük favorilerin hepsinin Fransa Turu’nu seçmiş olması. Yeni dünyada artık TdF’a girecek olanlar Giro’nun yakınından bile geçmiyorlar. Froome, Contador, Valverde ve hatta Nibali bile “PEMBE İÇİN SAVAŞ” sloganını pas geçtiler. Kim var elimizde bakmadan önce parkura devam edelim. 








İrlanda’da 3 günlük “Troubles”ın ardından Giro memleketine dönecek. Slav ve Arnavutlar’ın son 20 yıldır AB’ye göç kapısı olarak kullandıkları Bari’den giriyoruz. Parkurun bundan sonrası, kuzeye varana kadar banal. Sanki Sinyor Vegni bu sene pek özenmemiş parkur seçimine. Belki de Mica Acquarone’nin işten atılmasına yol açan skandal dikkatini dağıtmıştır. Giro ‘14’ün öyle çok düşünülüp titizlenilmiş havası yok.  Özellikle ilk iki hafta Caner Eler’in mikrofon başındaki her numarasına ihtiyaç duyacağız. Yarışın İtalya bölümünün açılışı (bir gün dinlendikten sonra) 112 km’lik bir acayip düz etap. 3 saatin altında sürer, Kittel kazanır. Bir İrlanda’ya için Ya Rab, ne etaplar batıyor!! 

Çizme’nin güneyinden kuzeyine çabuk çıkmak için toplamı 660 km’lik üç etap arka arkaya sıralanmış. Taranto - Viggiano ile tırmanışlar başlıyor ama GK iddialılarını rahatsız edecek ölçüde değil. Hatta Montecassino hariç ciddi bir zorluk içeren finiş yok gibi. II. Dünya Savaşı’nın en sert çarpışmalarından biri olan Montecassino ile ilgili bir film seyretmiştim. Savaşı Almanlar kazanmış olsaydı, bu noktada Wermacht paraşütçülerinin yaptığı savunma destanlara sığmazdı ama tarih yazımı muzaffer tarafın elinde. Siz yine de okuyunuz.   


Bu sene Giro’da 1 TTT, 2 ITT, 3 tane de dinlenme günü var. Yarış 4 takvim haftasına yayılmış durumda. İkinci hafta sonu TV reytingleri de düşünülerek yokuşlara ayrılmış. Foligno - Montecopiolo  etabının sonuna doğru Giro havasına girmeyi umuyorum. Pazar günkü Lugo - Sestola etabı da 17 km’lik Passo del Lupo  yokuşuyla bitecek (Kurt Boğazı güzel isim). Çok dik olmasa da yüksek tempo nedeniyle bacakları cayır cayır yakacak. 


9. Etap

Üçüncü hafta yemekleri ve gülümseyen kadınlarıyla bilinen Emilia-Romagna bölgesinde başlayacak (kuzeye çıktıkça havadan, güneye indikçe sıkıntıdan pek gülümsemez İtalyan kadınları). Modena’dan yola çıkıp 177 km sonra Salsomaggiore kaplıcalarında biten etap Parma’nın içinden geçiyor. Parma demek parmezan peyniri ve jambon demek!! Kadına gerek bile yok. 

21 Mayıs Giro’nun en uzun etabı olacak. 249 km. Parma’dan başlayıp (aslında Collecchio) Akdeniz’e varıp, Cenova’yı geçerek Savona’da finiş göreceğiz. Savona öncesi “Kedi Burnu” yokuşu var (Naso di Gatto) ama daha güzeli, finişe kadarki 25 km’lik iniş. Kaçış grubu, veya kaçış grubu yakalandıktan sonra oluşacak kaçak/kaçaklar uçarak inecekler. 

Geldik Şarap Etabı’na. Valla RCS 12. Etabı böyle tanıtıyor.  Barbaresco - Barolo arasında 46 km’lik bireysel zamana karşı etap klasmanda önemli fark yaratacak. Çok sert olmasa da 2 yokuş var. Rouleur tarafı da gelişmiş favorilere dikkat (Cadel, Hesjedal?). Barolo ve Barbaresco Piedmonte bölgesinin medar-ı iftiharı şarapları. Üreticisi, senesi, saklanma yılı falan hep kontrol altında. İkisi de Nebbiolo üzümünden yapılıyor. Oldukça sert, gövdeli, fiyatı kalın şaraplar. Çok sıkı et yemekleriyle ancak içilebiliyorlar. Şahsen, parkur üstündeki Alba’nın Dolcetto’sunu daha bir severim. 

Etap 12 - Barolo-Barbaresco (ITT)

Giro'nun 12. Etap için Santini'ye hazırlattığı mayo
Kafaları bulduktan sonra ayılmak için düz bir sprint etabı (13. Etap: Fossano – Rivarolo Cavanese) gerekir. Kittel bu etabı kazandıktan sonra Giro’dan ayrılabilir çünkü ertesi gün dağlar başlayacak. Arka arkaya 3 etap da yüksek dağ etabı ve yokuşla bitecek. Yirmibir etabın sekizi sprint, dokuzu da zirve finişi içeriyor. 


16. Etap
(Gavia-Stelvio-Val Martello)

27 Mayıs’taki 16. Etap harika. Kısa (139 km) ve acımasız. Gavia, Stelvio ve Val Martello’yu tırmanırken toplam 60 km yokuş var. Yarışın bu son haftasında Pembe Mayo savaşları kızıla boyanır diye umuyoruz. Purito beni mahçup edecek mi, Quintana TdF’13 başarısını İtalya’da tekrarlayacak mı ortaya çıkacak. Eski kurt Cadel Evans’ın çok geride kalmamasını diliyoruz. Ona bakıp bakıp 50 yaşında yokuş çıkmaya başlayan blog yazarları var!! 

17. etap kaçış grubunca kazanıldıktan sonra tekrar bir dağ parkuru var önümüzde. Dolomit Dağları’nı gergef gibi işliyoruz. Belluno’dan çıkar çıkmaz tırmanmaya başlayacak peloton 54 km. sonra San Pellegrino Geçiti’ne varacak ama daha önünde 120 km var. 18. Etap Valsugana’daki 17 km’lik yokuşla son bulacak. 


19. Etap - Yokuş ITT profili (Monte Grappa)

Yarışın son hafta sonuna doğru gelirken 30 Mayıs Cuma günü yokuş ITT’si için ekran başına geçeceğiz. Giro’nun Plan de Corones’deki saate karşıları hala akıllarda. Bu kez  Bassano del Grappa’ya taşımışlar etabı. İlk 7.5 km düz, sonraki 19 km cehennem. Ortalama %8.0 eğim var!! İş Zoncolan’a kalır mı emin değilim açıkçası. Bu etabın sonunda Giro’yu kazanan belli olabilir. Elbette son yokuş da nihayete ermeden kazananı belirlemek imkansız. Fakat ben işin ITT ile biteceğini düşünüyorum. Yine de, son dağ Monte Zoncolan ise büyük konuşmamak gerek. Bu kadar kısa sürede efsane olan az sayıda yokuştan biri  Zonk (Angliru ve Kappelmuur ile beraber). İlk kez 2003’de çıkıldı ama Gilberto Simoni’nin zaferiyle beraber hemen efsane oldu. Ovara’dan çıkılan parkurun uzunluğu 10.1 km ve %11.9. Delilik. Gerçekten delilik…

20. Etap  - Monte Zoncolan


Giro 2014 bu sene Trieste’de bitiyor. Bölgenin İtalya’ya katılışının 60. yıldönümü buna sebep. Yoksa ne işimiz olur allasen? Peki Trieste’de Pembe Mayo’yu kim giyecek? 


KİMLER VAR? 

Valla yukarıda kimlerin yarışı pas geçtiğini saydık. Hevesliler arasında ise Richie Porte bitmek tükenmez hastalığı, Chris Horner da araba çarpması sonucu yoklar. Nairo Quintana öne çıkan ilk isim. Movistar’daki  Valverde Lobisi nedeniyle Fransa Turu’ndan kesik yiyip İtalya’ya gönderilen Nairo bu sene San Luis turunu kazandı, Tirreno’da ise Contador’un arkasından ikinci oldu.  Büyük favori oluşu TdF2013’den geliyor. Bahisçiler de Kolombiyalı’yı öne sürüyorlar. Igor Anton, Andrey Amador ve Eros Capecchi gibi iyi yardımcıları var. Quintana kazanırsa büyük iş yapmış olacak ama 24 yaşında Giro’yu kazanamayana da kızılmaz (A.Schleck hariç, ona günde 5 vakit küfredebilirsiniz). 

Türk insanı bu çocuğu tutmaz da kimi tutar?

Sırada Joaquin Rodriguez var. Katalunya’da  Contador ve Quintana’yı geçip şampiyon oldu ama Klasikler’de şansı yaver gitmedi. Amstel’de düşüp kaburgasını kırınca başarılı sonuçlar alamadı. Şimdiye kadar iyileşmiş olması gerekir ama Purito’nun sıkıntısı 46 km’lik ITT olacak burada. 2012’de Hesjedal’a da saate karşıyla kaybetmişti. Rodriguez’in zirve finişindeki bonus saniyelere ve yokuş ITT’sinde süper bir derece yapmaya ihtiyacı var. Yoksa 46 km’de yiyeceği zamanları çıkaramayabilir. 


Purito, bir kere giy, bir daha çıkarma!

Geçen sene Rigoberto Uran, Cadel Evans ve Michele Scarponi klasmanda Nibali’nin hemen arkasındaydılar.  Rigo Wiggo’yu desteklemek için katılmış, İngiliz yağmurlu bir günde şişip kalınca zorunlu takım lideri olarak çok iyi bir derece almıştı. Uran bu sene OPQS’de. Sky’dan ayrılması bence de doğru bir karardı. Wiggo, Froome, Porte, Henao’nun hangi biriyle uğraşacaksın birader? Kolombiyalı’nın işi yine de zor. DeGendt ve W. Poels’dan yeterli yardımı alabilecek mi şüphedeyim. DeGendt takımdan ayrı düz koşu yapmayı seven biri.  Buna ek olarak Lefevere’in takımı sprint ve klasik DNA’sına sahip, genel klasman koşmayı pek bilmez. Bu evrimi geçirmesi gerekiyor. Uran Giro’yu kazanırsa Omega Pharma en güçlü takım sıfatını Team Sky'ın elinden alır. 


Rigoberto Uran

Cadel Evans ve Michele Scarponi’yi beraber analım. Cadel 37 yaşında ama süper bir sezon geçiriyor. TDU’da 2., Bask Turu’nda 7 oldu, bol tırmanışlı Giro del Trentino’yu da kazandı. Favorilerin içinde saate karşısı en iyi olan o. Peki “Old man can jump?” Valla zor ama ilk 5 desem? Takımda Samu Sanchez de var ve Klasikler’de Gilbert’e çalıştığı gibi çalışırsa Evans’ın yükü azalır. 

Scarponi de (Cadel kadar olmasa da) iyi bir hazırlık dönemi geçirdi. Bu yarışa lider olarak gelmesinin bedelini Fransa’da Nibali’ye gregario’luk yaparak ödeyecek. 35 yaşında artık o bedeller ödenir. Scarponi kendi yarışında hep en iyi performansını verir. Dereceleri bunu gösteriyor. Yokuşların abuk sabuk yerlerinde çılgın ataklar yapmaz ve gücünü sona saklarsa klasmanda daha iyi bir yer elde edebilir. Yaşlılıkta son mermiyi saklamak lazım… İlk 3 için onu daha şanslı görmemin bir nedeni de Astana'nın süper kadrosu.  P.Tiralongo, E.Gasparotto, Janez Brajkovic ve Fabio Aru dörtlüsü ölüyü bile zirveye çıkarabilir. 


Duygusalım, sofistikeyim, eşim piyanist...

Bir Ryder Hesjedal vardı değil mi? 2012’de Külkedisi gibi gelip yarışı kazanmış, hepimizi kendine hayran bırakmıştı. Ama o yarış “kriptonit” etkisi gösterdi, hala kendine gelemedi. MTB zamanlarında doping kullandığını açıkladıktan beri performans gösteremiyor. Mental açıdan bir problemi var. Cadel’le birlikte o da ITT’de iyidir. Ama öncelikle yine yokuş çıkabildiğini görmemiz gerek. Garmin’de Hesjedal’dan çok Dan Martin’e dikkat etmek gerekir ama Giro onun için aşırı dik kalabilir. 

Dan Martin - Kuzen
12 Eylül’den önce “kontenjan senatörü” denen bir şey vardı Meclis’te. Kerli ferli adamlar Cumhurbaşkanı tarafından seçilip Senato’ya atanırlardı. Ne iş yaptıklarını pek bilmezdik. Toplantılara katılırlar, arada inceleme gezisine çıkarlar, sıkı maaş alırlardı. Onları halk seçmediği için kimseye de eyvallahları olmazdı. Bu Ivan Basso da biraz öyle. Nasıl oluyorsa oluyor, istediği yarışın kadrosuna giriyor. 

“Bu sene Giro’da üşüdüm, Fransa’ya katılayım ben”, 
“Tabi paşam.” 
“Yok Fransa’da pişik oldum ben yine Giro’ya girecem” 
”Gel gülüm”,
“Ama kıçımda çıban çıktı?” 
“Hemen kadrodan çıkaralım ne demek?” 

Bu ne abicim? Zamanında aldığı başarılardan sonra, karizması ve yakışıklılığıyla hala idare ediyor. Takıma ortak mı oldu nedir? İlk 15’te bitirir mi? Şüpheli. 

Diğer İtalyanlar arasında ben Ivan Santaromita ve Diego Ulissi’yi merak ediyorum. Genç(!) Santaromita artık 30 yaşında. O “tricolore” mayonun hatırına bas artık! Yine ilk 20’de yer alacaksan hiç uğraşmayalım. Ulissi  ise Lampre’de Niemec ve Cunego’dan sonra gözüküyor ama Cunego’dan GK’da bir şey olmayacağını biliyoruz. Ulissi ve Niemec arasında hangisi öne çıkarsa takımı arkasına alır. O açıdan Formula 1 gibi biraz. Önce kendi takım arkadaşını geçeceksin. 

Dario Cataldo da Sky’ın umudu. Sky aslında Giro’ya Porte’yi getirecekti ama takım bu sene bir tuhaf. Herkes ya hasta (Porte), ya formsuz (Edvald BH), sakat (Froome) veya kan değerlerinde bir anormallik var (Henao, Tiernan-Locke). Takımın adı Discovery veya US Postal olmadığı için mi kimse konuşmuyor anlamıyorum ki? Bunu fark eden bir tek ben olamam değil mi? 

Domenico Pozzovivo da (Ag2R) yokuşçu fiziğinin avantajını zamana karşıda kaybedenlerdendi. Ama çalıştı çabaladı ve geçen sene Giro’da 10, Vuelta’da 6. olmayı başardı. Bu sene üstüne koyar mı? Çok mümkün. Pozzovivo’yu ilk 5’de göreceğiz bence. 


Nicholas Roche - Kuzen
Büyük yıldızlar olmasa da küçük küçük bir sürü hikaye var yarışta: İrlanda’da başlayan yarışta Nicholas Roche’u anmadan olmaz.  Babasının peşinden o da kazanır mı? Yok kazanmaz ama Vuelta’da ilk 5’i var. İttirir kaktırır ama Zoncolan’da kalır. Takım arkadaşı Rafa Majka (Tinkoff Saxo) var, kim lider kim domestik çok şüpheli. Trek’te Robert Kiserlovski var. Sanki son hafta ona da çok sert gelecek gibi. Sonra  Purito’nun kankası Daniel Moreno var. Süper domestik ama her zaman “Ustama bir şey olursa hemen yerine geçerim” mesajıyla yarışır. L’Alpe d’Huez fatihi Pierre Roland (EUR) var. Yaratılan beklenti nedeniyle inşallah o zafer kariyerine mal olmaz. Fransa'daki yarışlarda büyük bir baskı oluyor üstünde. Giro’da daha sakin yarışacaktır. 

Yokuş klasmanı için Stefano Pirazzi (Bardiani CSF) ve Emanele Sella (Androni Giocc.) ikilisi var.  Tırmanışlarda illa ki göreceğiz onları ama GK’a nefesleri pek yetmez gibi. Sella’nın takım arkadaşı, eski dope, saçları kesilince gücünü de kaybeden Franco Pellizotti de “21” numarayla takım lideri havasında. Trentino’da 9. oldu ama strateji değiştirip Yokuş Klasmanı’nı da kovalayabilir (daha önce kazandı ama Sella daha şanslı). Belkin’in mutlu Hollandlılar’ı Wilco Kelderman ve Stefan Kruijswijk ‘i de anayım, hakları kalmasın. O yakıcı arzu olmadan bu yarışlar kazanılmıyor ağalar. 

E SPRİNTLER??

Tabii bir de sprinterler var elbette: Marcel Kittel uzak ara en büyük favori. 5 etap falan alabilir. Aynı dönemde Cavendish de Kaliforniya’da yarışacak. Birbirlerine Fransa Turu için peşrev çekecekler. Sanal peşrev! Kittel artık dünyan en iyisi mi? Cavendish’in hırsı ve azmi onu tekrar tepeye çıkaracak mı? Soruların bir bölümüne Kittel Giro’da cevap verecek. Karşısında eski kurt Petacchi var ama yaşına hürmeten yazdım. Ale-Jet’in kayda değer bir treni yok, trensiz de işi çok zor. Genç tayfadan Michael Matthews (Orica GE), Elia Viviani (CAN) ve Nacer Bouhanni (FdJ) en büyük rakipleri olacak. Giacomo Nizzolo (TREK), Roberto Ferrari (Lampre), Davide Apollonio (Ag2R) gençler klasmanında, Borut Bozic (AST) ve Francesco Chicchi’de (Neri Sottoli) tekaütler grubunda Kittel’le başa çıkmaya çalışacaklar. 

GENÇLER KLASMANI

Nairo Quintana'yı kuponlarınza tek at olarak yazınız. Eğer kendisini uzaylılar kaçırırsa Rafa Majka veya Wilco Kelderman'ı düşünebiliriz. Fabio Aru'ya kalmaz, kalırsa çok şaşırırım. Ya Ulissi? "Perché no?"

PUAN KLASMANI

Kittel yarışın sonuna kadar kalmayacağına göre İtalyanlar arasında geçer gibi geliyor. Elia Viviani ve Giacomo Nizzolo, Nacer Bouhanni ile kapışırlar bence.

YOKUŞ KLASMANI

Pierrre Rolland? İtalya dışından biri kazanacaksa o Rolland olur ama ben yine de Pirazzi ve Sella'nın asıl favoriler olduğuna kaniyim. Bir başka İtalyan? Matteo Rabottini ve Pellizotti (GK favorilerini pas geçtim. Yoksa Purito veya Quintana kazanır gibi)

Stefano Pirazzi kim demeyin, bu arkadaş işte...


Parkura baktığımızda ilk 2 haftası “uyuz” görünse de, yarışı yarış yapan takımlar ve bisikletçilerdir. Onlar isterse, en sıkıcı parkurda bile harika bir yarış seyredebiliriz. Zaten son hafta mükemmel etaplar bizi bekliyor.  Mayıs demek bahar demek, bahar demek yeni umutlar demek. Dua edelim de Giro bize bisiklet sporu için yeni umutlar versin.

İyi seyirler.

12 Mart 2014 Çarşamba

New York Knicks 2014 - Playoff Hesapları

2013-14 sezonu Knicks için bir anlamda berbat geçiyor. Takım 25 galibiyet ve 40 mağlubiyet ile .385 galibiyet yüzdesine sahip.

Gelgelelim, bu halde bile playoff'un son sırasındaki Atlanta Hawks'ın sadece 3.5 maç gerisinde. Ligin berbat durumunda ilk sebep Doğu konferansının güçsüzlüğü ise de, ikincisi de draft'da yer alması beklenen oyuncuların çok iyi olması ve bu yüzden çoğu takımın draft kurasında iyi bir pozisyon şansını arttırmak için maçlarını bilerek kaybetmesi, amiyane tabirle "yatması".

Knicks playoff için bastırıyor şu anda. Zaten başka şansı da yok, çünkü bu sezonki draft hakkını çoktan daha önceki takaslarda kullanmış vaziyette. Yani, yatmak gibi bir seçeneği yok.

1999'dan bir fotoğrafla ruh çağıralım
Bunun dışında, Knicks 1999 sezonunda 8. olarak playoff'a kalmış ve finale kadar yükselmişti. Yine böyle bir mucize gerçekleşebilir mi diye düşünülüyor. Bu çok temelsiz de sayılmaz. Knicks'in kadrosu iyi. Carmelo Anthony takımın şu anki yıldızı, ama 2 sezondur sakatlıklarla boğuşan Amare Stoudemire'nin de yıldız olduğunu unutmayalım. Stoudemire belki bir daha hiçbir zaman birinci yıldız olamasa da, iyi oynadığında gayet büyük bir tehdit. Sonuç olarak Carmelo kariyerinde 25.3 sayı ile, Amare de 20.5 sayı, 8.3 ribaunt ile oynayan adamlar.

 
Larry Johnson şu anda Knicks'de "basketball and business operations representative" olarak çalışıyor

10.3 ribaunt ortalamasıyla Tyson Chandler da NBA'in en iyi pivotlarından biri. Salary cap olan bir ligde bir takımın daha fazla yıldızı olamaz zaten. Bunların üstüne havasını bulduğunda sayı makinesi olan JR Smith, Andre Bargnani gibi isimler, ve de sakatlıklar yavaşlatmadan önce NBA'in yıldızlardan biri olan Kenyon Martin'inin tecrübesini de ekleyince, doğru yönetildiğinde şampiyonluk kalibresinde bir takım ortaya çıkabilir. Hem de bugün.

Doğru yönetim deyince akla çok tartışılan ve aslında kovulması gerektiği düşünülen koç Woodson geliyor. Carmelo Anthony'nin yüzü suyu hürmetine Woodson daha duracak gibi gözüküyor. Ama üstüne NBA tarihinin en kariyerli koçu ve de NY çocuğu Phil Jackson yönetici olarak gelecek gibi gözüküyor. En azından kaynaklar haftasonuna kadar bu iş tamamlanır diyor. Bu dokunuş bile çok şeyler değiştirebilir.

Lafı daha fazla uzatmadan, Knicks ile Hawks'ın kalan maçlarına bakalım:


Bu tabloda takımların gücü ve "yatma" durumlarına göre beklenen sonuçlara göre her maça W-L tahmini yaptım. Buna göre sezon sonunda Knicks'in playoff şansı bir hayli zor gözüküyor.


Gelgelelim sezon sonuna doğru Knicks'in rakipleri hep zor. Havaya girecek bir takım ile, yoğun playoff öncesi kendini zorlamama ihtimali olan rakipler karşısında oynaması Knicks'in şansını arttırabilir. Zaten bu takımlara hep yenilecekse playoff'a da katılmasın.

3 Şubat 2014 Pazartesi

Peyton... Sana Borçluyum Dostum*





Yazıya başladığım şu an itibarıyla sadece skoru biliyorum. Ha bir de ilk ofansif oyunda "safety" olduğunu ama ona geleceğim. Denver'in 4 top kaybı yaptığını, maçın MVP'sinin de "pick6" yapan Seahawkslı bir savunma oyuncusu olduğunu radyoda duydum. Peyton yine +250 yd pas atmış sanırım. O kadar. Maçla ilgili başka bir şey biliyorsam namerdim. Ha bir de Caner'in forward ettiği NewYorker yazısını okudum ama bir şey yoktu maçla ilgili. Zaten herifler saat itibarıyla daha yeni ayılmışlardır. Haberler ve yorumlar asıl bu saatten sonra düşer. Biraz önce tweetleri attım attım ama hızımı alamadım. İki satır karalayayım: 

Bu sabah 6:00'da antrenman olduğu için SB48'i seyretmedim. On küsur yıldır ilk defa... @Veloturk sevildiğini bilsin. 23:30 gibi yattım, 5:15 gibi kalktım. Game Pass'den maça baktım, bitmiş ("skor kapalı" mode on). "Condensed" versiyon daha eklenmemiş, normal bant yayınını açtım. Diyetime uygun şekilde kuru kayısı, elma ve tostumu lüplerken Seahawks açılış kick-off'unu yaptı, Denver KR 10 yd civarında indirildi. 

Peyton Paşa kafayı iki yana sallaya sallaya sahaya girdi. Denver meşhur turuncu formasıyla. Eusakletel Euskadi bile battı, size yar olmaz o renkler! Neyse, ilk hücum snap'i. Peyton Paşa "shotgun" pozisyonda ama bir şey görmüş olacak ki, center'ını uyarmak için öne iki adım attı ve... yanağının yanından bir top geçti. Bir top değil maç topu. Aaaa?? Lan hani "OMAHA!" "OMAHA!" diye herkeşleri kandırıyordun tontonum Peytonum? Safety... Seahawks 2-0 Broncos.... Sabah 5:30'da, hanım ve tüm mahalle uyurken popomdan başka bir yerle gülemedim haliyle. 


"Safety" kendi kalene gol atmak gibi bir şey...

Geç kalmamak için iPad'i kapattım, yola düştüm. İçim çok ferahlamıştı. Salonda "Broncos'a fena koymuşlar be!" sesini duyunca günüm tam aydınlandı. Skoru sordum, "43-8" dediler, "Hadi lan sallamayın!" dedim. Doğruymuş. Sesli gül be adamım!! Hahaha!! 

Bir Patriotsever olarak Manning Ailesi'yle sıkıntım var. Peyton, Patriots'umuzun son 15 yıldaki en büyük rakibi. Her ne kadar daha çok biz tokatlamış da olsak en az bir AFC şampiyonluğumuzu engellemiştir. Sübyan kardeş Eli daha travmatik bir durum yaratır ruhumuzda. Böyle bir sarsağın, canımız Brady'mizin anasının ak sütü gibi hakkı olan iki SuperBowl zaferini (2007, hele 2007!!!) elinden almış olmasını hangi ilahi hikmete bağlamak gerektiğini bilemiyorum. Tıfıl Manning beni iki kez sinirden ağlayacak noktaya getirmiş bir insandır. Babalarını tanımam ama sonuçta genler oradan geliyor, anne malum.. Dolayısıyla, Manning Ailesi'nin beşiktekinden eşiktekine tüm üyelerine kıl olduğumu saklayacak değilim. O nedenle, Denver AFC Finali'nde bizi yener yenmez Broncos'a ilenmeye ve -finale çıktığını öğrendiğim andan itibaren de- Seattle'a okuyup üflemeye başladım. 

Açıkçası Broncos'a başkaca gıcık olacak bir konum yok. Tim Tebow'u kovup Manning'i getirme kararı haricinde yani... Seattle ise, 49ers'ı elemiş olsa bile gönül bağlarım olan bir takım/şehir: Başkoç Pete Carroll hem Patriots'un, hem de canımız USC Trojans'nin eski hocası. Seattle en çok görmek istediğim şehir. Russell Wilson da ekmeğini taştan çıkaran bir QB. Seviyorum sıpayı. Bunun gibi eften püften şeyler işte... Aslolan PEYTON REZİL OLSUN! 


"Önümüzdeki maçlara bakacaz" nasıl denir Eli?" 

Nedir beni bu kadar delirten? Sonuçta Peyton Manning, tarihin en iyi QBlerinden biri. 37 yaşında, 4-5 büyük boyun ameliyatı geçirmesine  karşın hala formunun zirvesinde süper bir sporcu. İşine hem fiziksel hem mental olarak en iyi hazırlanan futbolcu olduğunu herkes kabul ediyor. Esprili, komik, şakacı bir insan. Büyük olasılıkla gerçek hayatta Brady ile değil Peyton ile daha iyi anlaşırdım. Ona bu kadar sinir oluşumun tek bir müsebbibi var: BİR KISIM MEDYA!! 

Sayın Başbakan gibi ben de topu medyaya attığım için rahatım. Bu cesaretle devam edeyim: Amerikan basını, gazete/dergi sattırmak ve SB'a daha çok ilgi çekmek için elbette bir hikayeler silsilesi bulmak zorunda. Bu PR balonunu şişirecek olaylar, küçük de olsa karşıtlık yaratacak konular cımbızla seçilip projektör altına konur. Sonra da köşe yazarları, eski futbolcular, görüşü önemli sayılabilecek herkesten 488 tane yorum alırlar. Bunları birbirine düşürürler, oyuncuya fitnelerler, fesat falan gırla gider. Nedir, maksat millet SuperBowl'u konuşsun, ilgi alaka artsın, ratingler yükselsin. 


SB XLVIII - Devre Arası Showu


Bak bu seneki hikaye başlıklarına: 

-"Seattle köşe beki Richard Sherman çok kaba biri!!" 

Efendim çocuk NFC Finali'nden sonra kameralara karşı esti kükredi, rakibi aşağıladı, çok ayıp etti. Zaten saçları da rastalı mastalı!! Adama neredeyse "Pis zenci!!" diyeceklerdi ama yemedi. Sherman liseyi ikincilikle bitirmiş. ABD'nin en iyi okullarından Stanford Üniv. İletişim mezunu. Master yapmak için okula bir sene de fazladan devam etmiş. Bu yazıyı (başta yazarı olmak üzere) okuyanların %90'ı Stanford'un kapısından giremez, onu bilelim önce. Sherman okulda atletizm de yaparmış. 110 engelli derecesi 13.99, Türkiye rekoru 14.03. Yani...  

Vay zenciymiş de, kabaymış da, ööle denir miymiş rakibe, Peyton buna haddini bildirirmiş de, nasıl kendini öne çıkarırmış, önce takım gelirmiş de... Ulan tarihin en komple takım sporu Amerikan futbolunu parlatmak için paso "yıldız sporcu" gazlıyorsunuz her yerde, sonra Sherman, TV'de maç heyecanıyla 15 saniye söylenince tornistan yapıp, "Ama öncelikli olan takımın başarısı..." Hadi efendim!!! 


Richard Sherman -  Sakatlamışlar çocuğu zaten..

-"Peyton 2013 normal sezonunda her tür rekoru kırdı. Bu SB'u da alırsa gelmiş geçmiş en büyük QB olacak" 

La bi gidin lan!! Son 5 yılda, savunmaların sesli osurmasına bile izin verilmeyen bir ligde kırdığı pas rekorlarıyla mı? Darbeye bağlı beyin hasarı için NFL'e cayır cayır davalar açılırken, lig yönetimi korkudan QBlere ve WR'lara dokunmayı bile yasakladı neredeyse. Bu şartlarda, normal sezonda 55 TD pası attı ve pas mesafesi rekoru kırdı diye iki kez SB kazanmış (yada kazanacak) birine bu ünvan nasıl verilir?? Dört defa SB şampiyonluğu olan Joe Montana ne olacak? Hadi peki, canımız Brady'miz için taraflıyız (3 SB bu arada, boru değil!!), bir başka 4 SuperBowl'lu Terry Bradshaw?? Ama efenim Montana Bil Walsh'ın tedrisinde kazanmış, Bradshaw da hücumdan çok Steelers'ın efsane savunması sayesinde... Peyton -anasının ak sütü gibi helal-  tek SB zaferini sahada yalnız başına kazandı çünkü.... 

-"Şubat ayında New York soğuğunda SuperBowl mu olur ayol?" 

Hava 12 oC oldu, oyuncular ısınmada şort ve terlikleydiler. 2 haftadır dinlediğimiz meteorolojik felaket senaryolarının haddi hesabı yoktu. Yahu her havada oynanmasıyla bilinen bir spor değil mi bu?? Nooluyoruz yani? Olan şu: Ön koltuklarda mücevherlerini şıkırdatarak maçı seyreden zevatın kıçı donmasın diye yanıp yıkılılyoruz. 2000-3000 dolarlık biletleri sen ben almayacaktık herhalde. Zenginler için endişelendiler. Hava cillop gibiydi, bu hikaye de sonuçta patladı ama 2 hafta boyunca fikri alınmadık meteoroloji mühendisi kalmadı NY civarında. 

-"Peyton soğuk havada iyi oynayamıyor, çünkü Colts'da kapalı stadda oynadı, bir de boynu ameliyatlı ya..." 

O da patladı elinizde çünkü sıcak havada da oynayamadı düdük! Peyton Manning, SBXLVIII, tarihe geçme fırsatı, sadece 8 sayı. Hehehehe! "Most lopsided SuperBowl ever" klişesini kullandılar mı acaba? İnşallah!! 

Maçı seyretmeden maç yazısı böyle olur. Biraz tuhaf evet. Ama Peyton Manning'in yaşadığı hezimetin ruhumdaki schadenfreude'sine karşı koyamadım, idare edin. Broncos taraftarının kalbini kırdıysam affola. Sorunum sadece Peyton'la..




 *Peyton... Sana Borçluyum Dostum, aylar sonra sayende yazı yazdım :))


31 Ocak 2014 Cuma

Super Bowl 2014 - Dikkat Edilecek Hususlar

Super Bowl 2014 (veya Amerikalıların sevdiği şekliyle, XLVIII) Seattle Seahawks ile Denver Broncos takımları arasında oynanacak. Bu maçın akibeti ile ilgili birçok yorum ve tahmin Internet'den bulunabilir. Biz burada öyle ayrıntılı analize girmeden ana hatlarıyla nelere dikkat edileceğini maddeler halinde listeleyeceğiz.

  • Denver Broncos'un 37 yaşındaki QB'i Peyton Manning bu sene müthiş bir performans sergiliyor. 1998'den beri formasını terlettiği Indianapolis Colts 2011'de genç yetenek Andrew Luck'ı draft etmiş, kendisine de kapıyı göstermişti. O ise Denver Broncos'da kendini yeniden buldu.
    Peyton Manning
  • Denver Broncos pas, diğer deyişle havadan hücumu konusunda açık ara ligin en iyisi. Seattle Seahawks ise tam tersi, defans ve hatta daha çok da pas defansı konusunda açık ara ligin en iyisi. Yani en iyi hücum takımı ile en iyi savunma takımı karşılaşacak.
  • Broncos'un offensive line'ı QB'i korumakta çok başarılı; Manning'in performansının bir anahtarı da bu. Normal sezon boyunca sadece 20 sack verdiler, playoff'larda ise 0 sack verdiler. Line'lar kapışması müthiş olacaktır.
  • Seahawks CB Richard Sherman iki tane "antika" maç dışı hareketiyle izleyicilerin en başarısız olmasını istedikleri oyuncu olmalı. İlki San Francisco 49ers galibiyeti sonrası "ben en iyi cornerback'im" diye röportaj vermesi ve rakibine sataşması, sonra da Peyton Manning'in kol kuvvetini eleştirmesi.
  • Seahawks'ın en büyük hücum kozu RB Marshawn Lynch. Bu "yaratığı" burada özetleyemeyeceğim, siz en iyisi bu yazıya buyurun.
    Marshawn "Beast Mode" Lynch
  • Seahawks'ın ikinci senesindeki QB Russell Wilson öyle çok gösterişli gözükmese de, çok iyi bir game manager.
  • Super Bowl genelde sıcak havasıyla meşhur şehirlerde oynanır. Bu sezonki maç ise New Jersey'de oynanacak ve ABD genelinde kış koşulları sert. Kötü havalar pas oyununu zorlaştırır, bu da Seahawks'ın avantajına olur.
  • Broncos pas hücumu ile Seahawks pas defansı arasındaki mücadelede hakemlerin "faule yakın" pozisyonlardaki kararları maçı çok etkileyebilir. Yani hakem faktörü çok öne çıkabilir.


10 Ocak 2014 Cuma

NFL Neden Zevklidir?


Amerikan Futbolu'nu biraz olsun izleyen herkes, seyretmenin çok zevkli olduğunda hemfikirdir. Daha ilk paragraftan neden zevkli olduğunu açıklayayım: Hem sonucu tahmin etmesi zordur, ama bir yandan da şans faktörü yoktur, her şeyin bir nedeni vardır.


Seyirci, bu nedenleri, ekran başında seyredip analiz ederken de, daha sonra uzmanların çözümlemelerini okurken de bilmece çözer gibi bir haz alır. Yazıda bu sonsuz nedenlere değinmeyeceğiz elbette, daha çok nasıl oluştuğuna bakacağız. Lig olarak da NFL'i temel alacağız.

Az Maç Olması

Amerikan futbolu çok sert ve yıpratıcı bir spor olduğu için, sezon içinde çok az maç oynanabilir. NFL için konuşursak, 17 hafta süren normal sezonda bir takım 16 maç oynar. Haftalardan birinde maç yapmaz, diğer deyişle "bye" takımdır. Bu "bye" olma sebebi ligde tek sayılı takım olması değildir; nihayetinde 32 takım vardır. Sebebi sadece takımların dinlenmesidir. Zaten ilk ve son haftalarda bye takım yoktur, çünkü o zamanlarda dinlenmek bir avantaj değildir. Diğer taraftan, playoff'a her ligden 6'şar takım kalır ve en iyi ikişer takım ilk turu maç yapmadan geçirmek suretiyle ödüllendirilir.


Az maç olduğu için her maç final havasındadır. Maçın her anı yoğundur. "Garbage time", yani fark çok açıldığı ve az zaman kaldığı için yedeklerin oyuna doluşması çok çok ender olur.

İki maç arası 7 günlük  sürede (perşembe maçları nedeniyle bazen 5 gün) yerel ve ulusal basın (ve hatta ta buralarda biz) her hareketi mercek altına alır, vıdı vıdı tartışır. Bir hafta önce cehenneme gönderilen oyuncu bir hafta sonra kendini tanrı katında bulabilir.

Diğer yandan, az maç olunca, takımların maç arası taktik varyasyonlara giderek rakibi şaşırtması kolaylaşır. Eğer çok maç olsa, her maç için ayrı taktik geliştirme imkanı olmayacağından bir noktadan sonra taktiği çözmek rakipler için kolaylaşır.

Playoff

Playoff'a her ligden 6 takımın katıldığından söz etmiştik. Playoff yapısı bir ligin normal sezonunu da etkiler. NFL'de 4'er takımdan oluşan 8 grup vardır. Grupların ("division" denir aslında) birincileri, galibiyet mağlubiyet oranları ne kadar berbat olursa olsun playoff'a çıkarlar. Bu da yerel rekabeti kızıştırır. Toplam 32 takımdan 12'si playoff'a çıkar.

8 grup birincisinin yanında her ligin geri kalan en iyi 4 takımı da playoff'a çıkar. En iyi 4 takım ilk turu bye geçerek dinlenirler. İlk turu bye geçme oyuncuların fiziksel olarak toparlanmasını sağladığı için avantaj gibi gözükse bile, birçok otorite verilen aranın takımların momentumunu düşürdüğünüü ve oyuncularda form düşüklüğü yaşanabileceğini söylemektedir. Doğrusunu tam olarak kimse bilmese de, bence dinlenmek yine de iyidir.

Playoff tek maçtır ve basit şekilde daha iyi yengi-yenilgi yüzdesine sahip takımın evinde oynanır.

İyi yüzdeye sahip takım kaçınılmaz olarak avantajlı olsa da, yüzdesi kötü ama ligin sonlarına doğru toparlanmış ve sakatlıkları iyileşmiş -momentumu yakalamış- takımlar bazen daha avantajlı gibidirler. Bu takımlar aynı zamanda kapalı kutudur, diğer şöhretli takım hakkında, tüm medya sezon boyu ne kadar muhteşem olduklarını konuşmuştur ve ne yapacakları biliniyordur. Bu ve benzerleri olgular playoff maç sonuçlarının tahmin edilmesini zorlaştıran ve sürprizlere açık olmasını sağlayan şeylerdir.

Finalin adı Super Bowl'dur ve önceden belirlenmiş bir sahada oynanır. Konferans finaliyle SB arasında 2 hafta vardır. Bu arada takımlar fiziksel olarak toparlanır, maç videolarıyla rakibi ezberlerler. Bu arada da sadece final için özel taktikler geliştirecek fırsatı da bulabilirler.


Super Bowl'un bence tek gıcık yanı, özel bir "event" gibi oluşu ve çok pahalı olması yüzünden emektar taraftarlara pek izleme fırsatı tanımamasıdır. Ama maçın kendisi genelde çok heyecanlıdır.

Kadro Genişliği

Amerikan futbolunda malum hücum ve savunma takımları ayrıdır. Yani en azından toplam 22 oyuncu zorunludur, tabii yedekleri, özel takım oyuncularını ve oyunun yıpratıcı karakteri de düşünüldüğünmde, bazı oyuncuları ara ara dinlendirmek gereği ortaya çıkar. NFL'de aktif kadroda 53 oyuncu yer alır ki izin verilen sınır 60'a çıksa kimse itiraz etmez.

Diğer taraftan NFL'de "salary cap" çok sıkıdır. NBA'de birçok istisna vardır ama NFL'de belirlenen rakamı geçemezsiniz. Eh, çok da adam olması gerekliliğiyle birleşince çıkan sonuç, ideal kadro kurmanın imkansız olduğudur. O yüzden her takımın az çok eksiği vardır. Bu da takımlar arası dengeleri arttırır.

Amerikan futbolu hemen hemen sadece ABD'nde oynanır. Fiziksel olarak zorlu bir spor olduğundan oynayabilecek oyuncu sayısı azdır. Bu da transfer edilebilecek oyuncu havuzunun oldukça kısıtlı olduğunu gösterir. Dolayısıyla ideal kadro kurulumu daha da zorlaşır. Havuz küçük olduğundan, özellikle yetenek gerektiren pozisyonlarda oynayabilen oyuncu kötü, sorunlu gibi gözükse de transferde takım bulamadığı çok ender olur.

Sert ve yıpratıcı bir spor olduğu için sakatlıklar da çok olur. Özellikle sezon sonlarına doğru kimin sakatı azsa o avantajlı gibi bir durum oluşur. Bu da belirsizliği arttırır. Diğer yandan, ben yıldız oyuncuların geçirdiği kısa süreli sakatlıkların onların iyileşme sürecinde ister istemez dinlenmesi sonucu taze kalması açısından da avantaj olduğunu düşünüyorum.

Oyunun Kendisi

Şu ana kadar hep belirsizliği arttıran sebeplere değindik. Bunun dışında sahadaki oyunun kendisi de çok zevklidir. Maç "kickoff" ile başlar. Kickoff iki takımın tüm oyuncularının koşarken çok yüksek hızlara çıkarak birbiriyle çarpıştığı bir oyundur. Elbette tehlikelidir, o yüzden üzerine en çok tartışılan oyundur: Sık sık şiddeti makul seviyeye indirmek için kural değişiklikleri yapılır. Kimisi kaldırılması gerektiğini söyler.
Kickoff sırasında sahadaki oyuncu dağılımı

Normal oyunda ya pas ya da koşu oyunu yapılır. Bu iki oyun biçimi ve aktörleri bakımından birbirinden farklıdır. Hücum oyuncuları hangisini yapacaklarını çaktırmamak için çeşitli numaralar yaparlar. İyi savunmacılar hangisinin yapılacağını iyi tahmin ederler.

4 hakta 10 yarda ilerleme zorunluluğu yüzünden her oyun önemlidir. Kendi sahanda top çevirme gibi bir şansın yoktur.

Her ne kadar 4 hak olsa da, genelde dördüncü hakta eğer oyun yakınsa ayakla skor yaparak 3 puana razı olunur (Field Goal). Eğer hücum eden takım FG'e uzaktaysa "punt" adı verilen oyun ile topu degaj yaparak uzakta rakip takıma teslim eder.

Normal şablona uymayan hileli oyunlar da (trick play) arada bir uygulanır. Örneğin field goal yapacakmış gibi pozisyon alıp aniden pas verilmek suretiyle rakip savunma şaşırtılabilir. Bazen bu hileli oyunlar kritik anda önemli maçları kazandırır ve meşhur olurlar.
Kolej futbolundaki 10 trick play videosu

Amerikan futbolunda çok sayıda kural vardır. Bu kurallar sonucunda uygulanabilecek birçok ceza (penalty) çeşidi vardır. Bunların uygulanması bazen bilmece çözmek gibidir. Öte yandan alınan cezalar başlıbaşına maç kaybetmeye neden olabilir.

Her takımın başkoçunun yanında neredeyse onun kadar önemli hücum ve savunma koordinatörleri vardır. Bu kişiler her maç için birçok oyun hazırlarlar. Bu oyunları haftaiçinde oyuncularına ezberletirler. Maç içinde de telsiz yardımıyla hücum takımında Quarterback'e (pas atan eleman), savunma takımında da middle linebacker'a iletirler. Bu oyuncular da kendisine gelen talimatları diğer takım arkadaşlarına iletmekle görevlidirler. Ayrıca talimatlardan sonra, oyunun başlamasından (snap) önce gördükleri şeyleri de o anda iletirler. QB ve MLB'nin yanında, bu aşamada hücum hattının ortasıdaki Center da bu işten sorumludur. Yani oyun anında müthiş bir iletişim mevcuttur.
Ağzında telsiz, elinde oyun planı, Lovie Smith

Son olarak, oyunun normal bölümü ince taktiklerle yavaş yavaş ilerlerken, oyunun sonlarına doğru geride olan takım uzun paslarla, 4. deneme falan demeden delicesine ilerler. Bu durum savunmanın da dengesini bozar ve bu sayede bazen maçın skoru bağlamında müthiş geri dönüşler olur.