17 Ocak 2013 Perşembe

Lance @ Oprah...





Lance Armstrong kariyeri boyunca beni çok şaşırttı. Bu defa artık şaşırmadım çünkü tüm detaylar ortaya çıkmıştı. Bu saatten sonra söylenecek de fazla bir şey yok. En büyük oydu, yalanının ortaya çıkmaması, imparatorluğunun yıkılmaması için sonuna kadar savaştı, bu uğurda çok kan döktü. Onu anlıyorum ama elbette hak vermiyorum. Nedamet getirmek ve kefaret ödemek hıristiyan kültüründe çok önemli bir yere sahip. Bizim "Le Patron" çok söylemese de ateisttir. Sallamaz böyle şeyleri. Bu söyleşiye de nedamet için değil kaçacak yer olmadığı için çıktı zaten. Hal ve tavrında da öyle pek ezilir bükülür bir hali yoktu. Ama düştüğü durumdan nefret ettiğini, mahvolduğunu hissedebiliyorum. 

Eskiden üzüntüden verem olunurmuş ya, asıl kanser hastalığının insan psikolojisiyle yakından ilgili olduğunu düşünürüm. Stres, mutsuzluk, keder ve büyük pişmanlıkların, kendini rezil olmuş, küçük düşmüş hissetmenin vücutta bir şeyleri tetiklediğine inanırım. Çok yakınım iki kişide bunu gördüm, yaşadım. Biri gitti, biri kurtuldu. Oprah röportajının ilk bir dakikası boyunca, Lance soruların hepsine "Yes, yes" diye cevap verirken, gözlerinde, vücut dilinde kolay kolay geçmeyecek bir "aşağılanmışlık" gördüm. Eğer önümüzdeki haftalarda kendini toplamaz, tekrar -bir şeyler için- savaşmaya başlamaz ve eski bildiğimiz adam olmazsa Lance Armstrong'dan kötü bir haber duyabiliriz. Mazallah! 


Lance Armstrong ile ilgili ne düşüneceğimiz biraz da kim olduğumuzla ilintili. Kolay affeden, kötülükleri unutan ve yaşama bu yükler olmadan devam etmeyi tercih eden biri, Lance'i bisiklet sporunu küreselleştiren, teknolojik gelişmeleri tetikleyen, kanser hastalarına umut sağlayıp yol gösteren, 5 çocuk babası eski bir kanser hastası olarak hatırlayabilir. Ama aldatılmışlığını içinde kor gibi taşıyan, o sıcaklığı diğer sahtekarlara karşı uyanık olmayı sağlayan bir memento gibi görenler için, 20 yıldır herkese yalan söylemiş, haketmediği şampiyonluklar, büyük paralar, ün ve şöhret kazanmış bir suçludur Lance Armstrong. Sanırım bu iki ucun ortasında bir yerlerdeyim. 

İyilik, kötülük, dürüstlük, sahtekarlık, kin, nefret, nedamet, kefaret...  Her şey insan için. 



19 Aralık 2012 Çarşamba

Geleceğin Gözde Mesleği: Long Snapper

Gazetelerin yıllardır süren geyiğidir geleceğin gözde meslekleri. Dönemine göre belli meslekler sıralanır: Bilgisayar programcılığı, genetik mühendisliği, sosyal medya uzmanlığı, robotik cerrahi, ve daha niceleri...

Bu yazıda listelerde yer almayan ama bence çok daha gözde bir meslek önereceğim: Long snapper'lık. Bu mesleği tanıtmadan önce, büyüklerimizin bizi gençken çok nefret ettiren, ama büyüdükçe haklılıklarını gördüğümüz baş kriterine bakalım: "Mayıştan haber ver?"

Bir long snapper

2012 itibariyle NFL'de yer alan long snapper'ların yıllık maaşları (Kaynak)

1 Jon Condo $1,175,000
2 Mike Leach $1,000,000
3 Jeremy Cain $850,000
4 Cullen Loeffler $840,000
5 John Denney $835,000
6 Greg Warren $825,000
7 Jon Dorenbos $800,000
8 Andrew Economos $700,000
9 Zak DeOssie $700,000
10 J.J.Jansen $615,000

Bu maaşlar en huysuz, en laftan anlamaz babaannenin bile dudaklarını uçuklatır. Şu aşamada diyebilirsiniz ki, daha çok maaş alan başka meslekler de var. Örneğin yine bir Amerika Futbolu pozisyonu olan Quarterback'ler en az 10 katı kazanırlar. Olabilir ve hatta örnekler çoğaltılabilir. Ama gözde meslek olarak long snapper'lığın ciddi avantajları var. Onlardan bahsedeceğiz birazdan, ama maaş konusunu kapatmadan bir şeyi sabitleyelim: Yukarıdaki maaşlar ilk 10 sıradaki adamların maaşları. Biz mütevazi olalım ve ortalama yıllık maaşa 400 bin dolar diyelim. 400 bin dolar maaş bizim parayla yıllık 720 bin yapar. Böl 12'ye, aylık 60 bin TL maaş (babaanneler anlasın diye 60 milyon diyebilirsiniz, onlar nedense paradan 6 yerine 3 sıfır atmakta ısrar ederler)

Hangi meslek ayda 60 milyar kazanır? Yukarıdakilerden robotik cerrah belki. Ama o da 6 sene tıp fakültesinde okuduktan sonra, eğer TUS'u kazanabilirse 5 sene uyumamacasına ağır bir tempoda asistanlık yaptıktan sonra uzmanlığını alır, ama işi bitmez. Sonrasında 2 sene kimsenin normalde yaşamak istemediği bir il veya ilçede zorunlu hizmetini yaptıktan sonra belki kendine isim yapar da o kadar maaş alabilir. Bu maaşı alsa bile yoğun çalışma temposuna devam edecektir, her an ameliyata gidecek gibi bir hayat yaşamalıdır.
Normal bir büro işinde çalışan yorgun şahıs

Long Snapper ne iş yapar?

Amerikan futbolunda topu bacak arasından arkasındaki takım arkadaşına vererek oyunu başlatma işine snap denir, bu işi de Center pozisyonunda oynayan oyuncu yapar. Normalde bu bacak arasından pas işleminde top arkadaki oyuncunun eline tutuşturulur, veyahut shotgun formasyonunda başlanacaksa 5 yarda gerideki adama top fırlatılır.

Normal oyun başlatırken yapılan snap nisbeten kolay bir iştir. Gelgelelim punt ve field goal oyunlarında ise topu bacak arasından daha uzağa fırlatabilmek gerekir. Bu mesafe punt oyununda 15 yarda, field goal'de ise 8 yardadır. Bu uzağa fırlatma işi ekstra bir yetenek gerektirdiği için normal center bunu yapmaz (zaten center'ın tek işi de bu değildir). Yerine long snapper adı verilen, bacak arasından topu uzağa düzgün atabilmek konusunda uzmanlaşmış oyuncu yapar.

Long snapper'ın işi topu fırlatmakla bitmez. Fırlatmanın hemen ardından topa ayakla vuracak takım arkadaşına köpek balığı misali saldıracak rakip oyunculardan kendisine denk geleni, tamamen durduramasa bile en azından geciktirebilmelidir.

Son olarak, punt oyununda topa punter ayakla vurduktan sonra top geri dönerken de eğer dönüşçü (returner) kendisine denk gelirse tackle yapmakla yükümlüdür.

Neden kıyak bir iştir?

Şimdi gelelim long snapper'lığın avantajlarına. İlk avantajı iş yükünün oldukça az olmasıdır. Örneğin play-by-play'ine baktığımız şu maçta Chicago Bears long snapper'ı Mannelly 5 defa, Green Bay long snapper'ı Goode ise 7 defa sahaya çıkmıştır. Normal bir oyuncu ise bir maçta 50-60 civarı snap görür.

Yapılan iş de beceri açısından nisbeten kolaydır. Elbette punt ve field goal için topu long snap yapmak oldukça kritik bir iştir, yanlış yapıldığında takıma oldukça zarar verir. Ama sadece tek bir işe odaklandıysanız bunu çok çalışarak mükemmelleştirebilirsiniz.

Long snap sonrasındaki ikincil işlevler olan blok ve tackle için ise mükemmel olmanız gerekmez, sadece idare etmeniz gerekir. En beyinsiz görünen futbol oyuncuları bile sezon içinde koçların binbir türlü taktiğinin bulunduğu  playbook denilen devasa kitabı ezberlemek zorundadırlar. Long snapper'ın böyle birşeye ihtiyacı yoktur. Herkes playbook'u ineklerken o daha entellektüel kitaplar okuyabilir.


Long snapper oynayabilen oyuncu bulmak zordur. Bence zorluk şununla alakalı: Hiçbir oyuncu gençken "ben long snapper olacağım" diyerek kariyerine başlamıyor. Başka pozisyonlarda şansını denedikten sonra bir şey yapamayacağını anladıktan sonra işsiz kalmamak için long snapper'lığa razı oluyor. Halbuki daha gençten kendinizi long snapper'lığa hazırlarsanız daha iyi uzmanlaşabilirsiniz. Belki diğer pozisyonlar gibi seneden 20 milyon dolar kazanamazsınız ama yine de dünyadaki birçok işten çok daha fazlasını kazanırsınız.

Az efor sarfedildiğinden long snapper'ların kariyeri de uzundur. Normal bir pozisyon oyuncusu ise gerek kariyeri sırasında, gerekse emekli olduktan sonra sakatlıklarla uğraşacaktır. Ayrıca senede 6 ay mesai yapar, diğer 6 ay tamamen özgürdür.
Bears long snapper'ı Patrick Mannelly. 1998'den beri takımdadır ve takımın en eski oyuncusudur.
Fazla long snapper olmadığı işi de sağlamdır. Başka pozisyonda oynayan oyuncular çok kazanıyor olabilir, ama pozisyonları her an sallantıdadır. Long snapper'ı ise kimse doğru dürüst tanımaz bile, ama maaş tıkır tıkır yatar hesaba.

Bence gözde meslek dediğin bol maaş alınan, kolay becerilebilen ve az çalışılandır, tüm bu açılardan long snapper'lık idealdir. Gazetelerin gazına gelmeyin. Eğer gençseniz şimdiden topu bacak aranızdan fırlatma denemelerine başlayın. Eğer oğlan çocuk sahibiyseniz -çocuğunuz zaten o pozisyonda durmayı çok sever- bacaklarının arasından bakarken eline top tutuşturuverin. Benimki şimdiden 3-5 inç uzağa snap yapabiliyor mesela.


Not: Bu yazının yazılmasının Chicago Bears'ın habire yenilip durmasıyla zerre alakası yoktur!

21 Kasım 2012 Çarşamba

Bears 1985 mi, yoksa 1984 mü?

Amerikan Futbolu bizim futbola çok benzer. Haftasonu bir maç yapılır, ondan sonra bütün hafta vıdı vıdı lafı yapılır. Hemen her gün maç yapılan MLB ve NBA'de bu fırsat fazla yoktur.

Doğal olarak bu, hakkında yazılan takım yendikçe aşırı iyimser, yenildikçe de aşırı kötümser olmaya sevkeder kişileri. 7-1'de kral olan Chicago Bears ardarda Houston Texans ve San Francisco 49ers'a yenilip 7-3'e gerileyince, ve en önemlisi sezona kötü başlamış ezeli rakibi Green Bay Packers'a sıralamada yakalanınca yerel gazeteler neredeyse okunmaz hale geldi. Haksız da değiller, ama belki daha önce haklı da değillerdi. Neyse, biz bunların dışına çıkarak, nisbeten daha soğukkanlı biçimde çeşitli açılardan yorumlarımızı yapalım, sayıları analiz edelim.
Pahalı Yedek QB Campbell şu ana kadar hayalkırıklığı
  
Efsanevi 1985 Takımı

Chicago Bears bu sezon çok iyi gidince, ve hele hele defansı oldukça dominant olunca ister istemez şehrin son Super Bowl şampiyonu efsane 1985 takımı ile kıyaslamalar başladı. Örneğin 1985 takımının ilk 8 maçı sonundaki istatistikleri ile 2012'nin karşılaştırması şöyle idi: (İlk sıra 85 Bears, kaynak)

W-L 8-0  7-1
PPG Allowed 14.3 - 15.0
YPG Allowed 305.6 - 318.1
Takeaways 29 - 28
Sacks 32 - 25
Defensive TDs 2 - 7


Üstelik 1985'den beri defansın işini zorlaştıran birçok kural değişikliği olmasına rağmen rakamlar birbirine oldukça yakın ve defansif TD'lar konusunda 2012 ayılarının belirgin bir üstünlük var.




Chicago Bears 1985 ile ilgili video serisinin tamamı için tıkla

Jay Cutler vs Jim McMahon

1985 Bears demişken, o takımın quarterback'i Jim McMahon ile Jay Cutler'ın birçok benzerliği var. İkisinin de öyle muhteşem istatistikleri yok, ama takımlarına maç kazandırmayı becerebiliyorlar bir şekilde (Bu lafa Cutler için itirazlar gelecektir). İkisi de gözü kara; topu alıp koşabiliyorlar ve sert darbelerden korkmuyorlar.
Soldan sağa: Jim McMahon, Jay Cutler

Gelgelelim 1984 sezonunda McMahon sakatlanıp sezonu tamamlayamıyor. Bears bir şekilde playoff'a çıksa da, San Francisco 49ers'a 23-0 yeniliyor ve Dokuzcular kendileriyle "Next time, bring your offense" (Bir dahaki sefere hücumunuzu da getirin) diye dalga geçiyorlar.

Bu sezon 49ers'a 32-7 yenildik (son dakikalardaki anlamsız TD'ı saymazsak skorumuz yok) ve 1984'deki maçta 9 sack'e karşılık 3 sack yaparken 2012 6 sack'e karşılık 2 sack yapabilirken, ofans olarak da 1984'de 387'ye 186, 2012'de ise 355'e 143 gerideyiz. Üstelik Jay Cutler sakat ve ne zaman döneceği belli değil. Sonuç olarak, bu sezon 1985'den ziyade 1984'e benziyor gibi.

Efsanevi 1985 takımının neden sadece tek şampiyonlukta kaldığı yine McMahon'da gizli, zira kendisi o 1986 sezonunda da sert bir darbe sonucu sakatlanıyor ve sezonu kapatıyor. Kendisi şu anda kafa ile ile ilgili sakatlıklarla alakalı sağlık sorunları yaşıyor ve bir grup emekli oyuncuyla NFL'e dava açmış durumda.

McMahon Cubs forması giydiğine göre durumu hayli vahim

Yenilgi Analizi: Savunma Takımları

Yenildiğimiz 3 maçta da iyi savunmacı takımlara yenildik. Houston Texans ile San Francisco 49ers birçok savunma istatistiğinde Bears'ın bile önünde. Green Bay ise bu sezon geçen sezona göre savunmada gelişme kaydetmiş vaziyette ve maç başına sadece 20.7 sayıya izin veriyor.

Green Bay'e yenilirken Cutler tam 7 kere sack edildi, 4 de INT attı. Houston Texans karşısında sert bir tackle ile sakatlandı ve 49ers karşısında hiç oynayamadı. Maalesef geçen seneki Caleb Hanie faciasından sonra "parayı bastıralım da sakatlıklara karşı güvencemiz olsun" diye alınan Jason Campbell hemen hemen hiçbir varlık gösteremiyor.


LB Dobbins kafaya darbeden 30 bin dolar ceza aldı ama bu Cutler'ın değerini karşılamaz

Galibiyet Analizi

Chicago Bears 7-1 ve herşey tozpembe iken yendiği takımlar Colts dışında hep .500'ün altındaydı. O zaman bu o kadar dillendirilmedi çünkü çok dominant galibiyetler alıyorduk. Bu takımların şu anki durumlarına bakarsak:

Indianapolis Colts 6-4 (Çaylak Andrew Luck çok iyi işler çıkarıyor)
St.Louis Rams 3-6
Dallas Cowboys 5-5 (Son 2 maçını kazandı, playoff konuşulmaya başlandı)
Jacksonville Jaguars 1-9 (Zaten 41-3 yendik)
Detroit Lions 4-6 (NFC North çok güçlü ve grup maçlarında 0-4'ler. Çok da küçümsememek lazım)
Carolina Panthers 2-8
Tennessee 4-6 (51-20'lik müthiş galibiyet)

Kalan Maçlar

Savunması iyi takımlara karşı hücum çok yetersiz dense de, GB maçını saymazsak Cutler'ın yokluğu da yenilgilerde etken diye düşünüyorum. Kalan maçlardaki olası varlığı halen umutlu olmamı sağlıyor.

Minnesota 6-4 (2 maç, sezona iyi başlamışlardı, ama düşüşteler)
Seattle 6-4
Green Bay 7-3 (Evimizde oynuyoruz, gerçi istatistiki olarak anlamlı bir avantaj olduğu söylenemez)
Arizona 4-6
Detroit 4-6

Rakiplerden Seattle savunma istatistiklerinde San Francisco ve Houston ile aynı ligde. Arizona da maç başına sadece 19.6 sayıya izin veriyor. Yani yenilgi profilimiz açısından korkutucu rakipler olduğu söylenebilir. Cutler'ın büyük ihtimalle Seattle maçına dönecek olması sevindirici. Gelgelelim Cutler'ın zayıf karnı sack konusunda Green Bay 33 ile 2., Arizona ve Seattle ise Chicago ile beraber 28 ile 5nciliği paylaşıyorlar.

16 Kasım 2012 Cuma

Hani Cubs?

Sporsever bir insanım. Aynı zamanda, belki karakterimin daha baskın yönü ise taraftarlık. Sevdiğim sporları da genelde taraf tutarak seyrederim. Ama objektifliği de mümkün olduğunca bozmamaya çalışırım; tribünde herkes hakeme saydırırken yandakine "aslında faul de değil ha" diye fısıldayan kişiyim ben. Ama küfür edeni de engellemeye çalışmam: Taraftarlık da rekabete dahil çünkü. Diğer yandan, mümkün olduğunca iyi oynayanı takdir ederim.
Sevimli bir Packers taraftarı

Neyse, 2012 taraftar olarak iyi geçti ve halen geçiyor şahsım için. Tuttuğum "association football" takımı ülkesinin liginde hem normal sezonu hem de playoff'u şampiyon bitirdi. Bu sezon da puan durumunda lider. Ayrıca Avrupa kupasında da toparlandı ve üst tura çıkmaya yakın durumda (Ne kastım ama futbolu hijyenik blogumuza mümkün olduğunca az karıştırmak için)

Amerikan futbolunda Chicago Bears sezona iyi başladı. Şu anda 7 galibiyet 2 mağlubiyet ile NFC North'da lider. Gerçi ezeli rakip Green Bay Packers (ki sezona kötü başlamalarına rağmen şu anda 6-3 ile ensemizdeler) ile Houston Texans gibi iki önemli maçı kaybettik diye kötümser olunabilir, ama meşhur defansımız iki yenilgi dahil mükemmel oynuyor. Hemen hemen tüm defansif istatistiksel kategorilerde ya lideriz, ya da ilk 3'deyiz.

Bears defansı bu sezon topun mutlak sahibi (Lance Briggs INT TD'a koşarken)
Diğer yandan Mike Martz prangasından kurtulan hücumumuz ve QB Jay Cutler (bkz. bu yazının son paragrafı), hava kuvvetlerine NFL'in en iyi tutucularından WR Brandon Marshall'ın eklenmesiyle hiç de fena performans sergilemiyor. Marshall kendisini yıllardır soyunma odasının sevilmeyen karakterlerinden biri yapan psikiyatrik sorunlarını düzenli terapi ile aşmışa benziyor. Cutler ortalamada etkileyici rakamlar üretemese de, son çeyrekteki performansıyla ve gerektiğinde "game manager" olmasıyla takdiri hakediyor.

NBA'de New York Knicks sezon öncesi yıldız guard Jeremy Lin'i Houston Rockets'a kaptırınca sezon öncesi tahminlerde hiç kendisine değinilmeyen bir takım olmuştu. Yerine gelen eski Knick Raymon Felton geçen sezonu çok kötü geçirmişti, Jason Kidd ise binbeşyüz yaşındaydı. Yine ihtiyar Marcus Camby ile emeklilikten dönen Rasheed Wallace sempatiyi sadece azaltmaya yaramıştı.


Ben ise 3 yıldızının yanına iyi görev adamları ekleyen ve iyi yönetilen takımın iyi olacağına inandım. Sezon öncesi takımın 1 numaralı yıldızı Amare Stoudemire ünlü pivot Hakeem Olajuwon'un malikanesine giderek özel pivot hareketleri dersi aldı. Yetmedi, Olajuwon takımın sezon öncesi kampına katılıp herkese pivot hareketi dersi verdi.

Nitekim sezona 6-0 ile başladık, yendiğimiz takımlardan üçü Miami Heat, Dallas Mavericks ve son olarak San Antonio Spurs. NBA takımları en az 2 yıldızsız şampiyon olamaz, ama onları organize eden iyi biri olmadan cacık bile olmaz. O açıdan koç Mike Woodson da takdiri hakediyor.

Hani Cubs? :)

11 Ekim 2012 Perşembe

Oyun Bitti, Ben Hala Bahtiyarım

Dün akşam saatlerinde ABD Anti Doping Kurumu USADA Lance Armstrong soruşturmasının 200 sayfalık raporunu yayınladı. Bu konuda bir şeyler yazmam gerekiyor. Ama full time bir yazar değilim. Hayatımı başka bir işle kazandığımdan, şimdilik konuyla ilgili uzun bir yorum yazacak zamana sahip değilim. Dün, rapora kaynak olan bazı sporcuların tanıklıklarını okuyabildim ve twitter'da yazan gerçek gazetecilerle bisiklet sporu uzmanlarının yorumlarına göz gezdirdim. Öne çıkan nokta, 1999-2005 dönemi boyunca US Postal takımının, USADA'nın tanımıyla "spor tarihinin en profesyonel, sofistike ve başarılı doping programı"nı uygulamış olduğu. Bu organizasyon, Festina skandalından çok daha gelişkin ve karmaşık bir teşkilatın olduğunu ortaya koyuyor. Her şeyin iyisi Amerika'da canım kardeşim. Asılacaksan İngiliz sicimiyle, doping yapacaksan Amerikan takımıyla!!




George Hincapie'den Levi Leipheimer'a, Jonathan Vaughters'dan C. Vande Velde'ye kadar, Lance'le beraber yarışmış hemen tüm Amerikalı yarışçılar USPS takımındayken doping yaptıklarını, Lance'i defalarca yasaklı madde kullanırken gördüklerini ve bu doping programını takım yönetiminin yürüttüğünü itiraf ettiler. İtirafçılar tanıklıkları karşılığında ufak cezalara çarptırıldılar. İçlerinden Hincapie ve Michael Barry, bugünün geleceğini bildiklerinden olsa gerek, bu sezon sonu sporu bıraktılar. Diğerleri büyük olasılıkla 2013 Paris-Nice yarışına kadar cezalarını bitirip pelotonda yerlerini alacaklar.



Bu skandal bisiklet sporuna şöyle zarar vermiştir, böyle kandırıldık falan demeyeceğim. Kişisel olarak, uzun zamandır Lance Armstrong'un doping yapmış olduğunu kabullenmiştim. Ama geri döndüğü 2009-2010 döneminde temiz kaldığına, şöhretini ve kurduğu imparatorluğu tehlikeye atma salaklığını yapmamış olduğuna kaniydim. Umuyordum diyelim çünkü mantıklı birinin öyle davranmış olması gerekiyordu. USADA kayıtları romantik bir aptal olduğumu suratıma vuruyor. Katil cinayet işlediği yere dönermiş ya, Lance de Avrupa'ya dönüp kaldığı yerden işe devam etmiş. En çok buna şaşırdım.

Dünden beri aldığım bazı tweetler "E biz şimdi bisiklet sporunu sevmeye nasıl devam edeceğiz?" minvalinde gidiyor. Festina'dan sonra, Pantani'den sonra, Ullrich'ten sonra nasıl devam ediyorsak öyle. Şikeli ligimize rağmen hala nasıl stada gidiyorsak aynı hislerle. Politikacıların yalanlarına rağmen 4 yılda bir oy vermeye tıpıış tıpış gittiğimiz gibi. Önce biraz uzaktan, biraz kırık. Belki Paris-Nice'i içimiz kaldırmayacak. Ama sonra, De Ronde, Roubaix, Liege yeni yüzleri, yeni mücadeleleri ortaya koyacak. Önce göz ucuyla, sonra haberlerini okuyarak, en son ise L'Alpe d'Huez finişinde yine çığlık çığlığa olacağız. En azından bu aptal öyle olacak.

Ullrich, Riis, Virenque, Pantani... Söyle sevmedik mi??

Tecrübe yediğimiz kazıkların toplamıymış. Yaşam da kazıkları hazmedip yola devam etmek sanırım. Seneye (hatta bugün bile yarış var TV'de) yarış seyrederken örselenmiş ama daha akıllanmış olacağız.  Dopingli veya temiz, bisiklet tepesinde helak olanlar dünyanın en zor işlerinden birini yapıyorlar. Romantik bir aptal bile bunu anlar: Sevgi şarta bağlı değildir.


3 Ekim 2012 Çarşamba

Yeniden Şikago Ayıları (Savunma)

Sanıyorum tüm spor dalları içinde Chicago Bears kadar defans ile özdeşleşmiş takım zor bulunur. Demin Google'da "Chicago Bears defense" diye arama yaptığımda tam 182 milyon sonuç çıktı. Green Bay Packers içinse 36 milyon. İlk çıkan sonuçlardan biri Bears'ın 80'lerde ortalığı domine ettiği 46 defansı. Tabii 46 defansı, zaman içinde rakip hücumlar tarafından hızlı ve kısa paslarla çözüldü, o ayrı. Ama günümüzde de Bears demek defans demek.

Bu defansın görünen yüzü Brian Urlacher ise, mimarı da -Tampa Bay'de linebacker koçu iken gördüğü- Tampa 2 savunmasını Bears'a uygulatan başkoç Lovie Smith.

Chicago Bears 1985 defansı (72 numaralı olan Refrigerator Perry)

Geçen yazımda hücum gücü yüksek(!) yeni Bears'dan bahsetmiştim. Gelgelelim Salı günü yayınlanan o yazıdan 2 gün sonraki "Perşembe Günü Futbolu" maçında GB Packers beni aynen tekzip etti. Bears maçı 23-10 kaybederken (tek TD maçın sonlarında geldi), QB Cutler 4 INT attı, WR Marshal ise sadece 2 kere top yakalayabildi. Cutler'ın boyuna posuna bakmadan LT Webb'e gider yapması da dibe vurulan noktaydı. Maçtan sonra Chicago Tribune yazarı Steve Rosenbloom "What was exactly new here?" (burada tam olarak yeni olan ne?)'lerle dolu yazısıyla adeta beni tanımadan, bilmeden ve okumadan selamlamış oldu.

Clay Matthews tam 3.5 sack yaptı (Geçen sene Detroit'den Suh'un aynı pozunu koymuştum, bir daha iflah olmamıştı)

Packers maçını youtube'dan buldum ve tamamını seyrettim. Maçın ilk çeyreği 0-0, yani iki takımın da defansı çok iyi başlamış. Sonra Bears hücumda hatalara devam ederken Packers biraz işi çözüp maçı kazanmış. Yani o maç sonrasında en azından defans iyi diye teselli bulmak mümkündü.

Sonrasında St.Louis Rams maçında hücum yine durgundu. 23-6'lık farklı galibiyet aldatmasın, durum 13-6 iken, yani Rams sadece bir TD gerideyken, Şikago defansından Major Wright yaptığı 45 yardalık INT return TD ile maçı kopardı. Defans 6 sack, 2 INT ile üzerine düşeni fazlasıyla yaptı. Hücum ise yine anemikti. Ama önemli bir galibiyet elde edilmiş oldu. Maçın havasını en iyi özetleyen yazı "Dayanıklılık Bears'ı Bayağı Taşır" idi.

Bir sonraki maç "Pazartesi Gecesi Futbolu"ydu ve deplasmanda NFL'in en şöhretli takımı Dallas Cowboys rakipti. Dallas eski günlerinden uzak olsa da önemli bir takım. Maç öncesi skor tahmini esprili olarak 4-2 idi, çünkü iki takım da birbirine benziyordu: Kötü hücum hattı ve iyi defans hattı. Neyse, ben de Pazartesi gecesi 21 sularında saatimi (saat mi kalmış bu devirde, elbette cep telefonumu) 3:30'a ayarlarak yattım.

Maç Cowboys hücumuyla başladı. Dallas iyi koşularla ilerliyordu ki, ardarda 2 sack ile tüm momentumları gitti ve punt ile hücumları bitmek zorunda kaldı. Chicago ise ilk hücumuna kısa paslarla başladı. Bir süre başarılı gider gibi gözükse de Cowboys defansı hemen uyum sağladı. Ve ilk çeyrek 0-0 bitti.

Maçtan önce ünlü dönüşçümüz ama aslen emektar WR'miz Devin Hester (kimler geldi, kimler geçti) "topa daha fazla dokunmak istiyorum" diye bir çıkış yaptı. Haklıydı, zira Brandon Marshall falan derken Bears kendisini unutmuştu. WR'lar koçu hemen "ben receiver'ın top isteyenini severim" diye demeç vererek kendisini destekledi. Nitekim ikinci çeyrekte tam 2 kere deep rout, yani "snap'le beraber kafa yerde koşabildiğin kadar koş, sonra kaldırıp topa bak" oyununda Hester iki kere denendi ama başarılı olamadı.  Yine de Bears önce FG buldu. Ardından defanstan CB Charles Tillman'ın INT return TD'ı ile 10-0 öne geçti. Dallas hücumu devrenin sonlarında ritmini buldu ve onlar da bir TD bulunca ilk yarı 17-7 kapandı.

Charles Tillman

İkinci yarının hemen başında Cutler yine dip rotada Hester'ı buldu ve TD ile Bears 17-7 öne geçti. Sonra da LB Lance Briggs INT return TD ile durumu 24-7'ye getirdi. 4. çeyrekte etkili bir Cowboys hücumu yine CB Jennings'in INT'ı ile neticelendi. Cowboys'un kendine güveni kalmadığı sırada maçta o ana kadar adına yakışır şekilde çok etkili oynayan WR Brandon Marshall TD'ını yaptı ve maç 34-10 Bears'ın galibiyetiyle bitti.

İri fiziği ile Brandon Marshall

Böylece 4. hafta sonunda Bears 3 galibiyet 1 mağlubiyet ile NFC North'da liderliği sürpriz Minnesota Vikings ile paylaşıyor. Defans zaten muhteşem, aşağıdaki rakamlar bunu açıkça gösteriyor (parantez içindekiler 32 takım arasındaki sırası)

Pts/G 17.0 (5)
3rd Down Pct %26.1 (2)
Sack 15 (3)
Interception 11 (1, ikinci 8)
Pass Avg 10.6 (6)
Int Ret TD 3 (1)
Takeaway 14 (1)

Hücum için böyle bir istatistik güzellemesini denemiyorum bile. Ama son maç iştah açıcıydı. Cutler maça kötü başlasa da ritmini buldukça güzel işler yaptı. Büyük umutlarla alınan yıldız WR Brandon Marshall 7 tutuş, 138 yarda ve 1 TD ile yıldızlaşırken, Hester ile çaylak Jeffrey de 3'er tutuş ile iyi iş çıkarttılar. Şu ana kadar TE'leri en az kulllanan takımlardan biri olan Bears bu maçta TE Kellen Davis'in 3 tutuş ve 62 yarda'lık performansı ile çok etkiliydi.

Koşu oyununda Matt Forte ile Michael Bush topları neredeyse eşit paylaştı ve yıpranmadan maçı tamamladılar. Hücum hattı ise Dallas'ın etkili defans hattına karşı sadece 2 sack'e izin vererek bence sınıfı geçti.

Sonuç olarak "Yeni Ayılar"'ın hemen kolayca ligi domine etmeyeceği belli olsa da, en azından yavaş yavaş kendilerini bulduklarını söyleyip, kalan 12 maça playoff açısından umutla bakabiliriz.

1 Ekim 2012 Pazartesi

Ryder Cup 2012 - Avrupa'yı yine Almanlar Kurtardı

(Bu yazı Sarper tarafından yazılmakla beraber, teknik bir sorundan dolayı Savaş tarafından yazılmış gözükmektedir)

Artık eminim. Avrupa her zaman, her yerde Almanya'ya muhtaç. Krizdeki Avrupa ekonomisi, düze çıkmak için aylardır Frau Merkel'in dudaklarından çıkacak sözlere bakarken, Avrupa golfü de dün gece Ryder Cup'ı kazanmak için Herr Martin Kaymer'in ellerine bakıyordu. Alman golfçü, 18. delikteki son vuruşuyla kupayı Avrupa'ya kazandırdı. Darısı ekonominin başına... 



Zafer ona inananındır


39. Ryder Cup'ı mucizevi bir geri dönüşle Avrupa kazandı. Mütedeyyin tepkilerden korkmayan bu zaferin adını "Medine Mucizesi" koyar ama bende o maça yok. Son güne 10-6 geride başlayan Avrupalılar, 12 tekler maçının 8'ini kazanıp birinde berabere kalarak ABD'ye kendi evinde büyük bir yenilgi yaşattılar. Gömleklerine Seve Ballesteros'un silueti işlenmiş olarak mücadele eden eski kıtanın çocukları, geçen yıl beyin tümöründen ölen büyük Ryder Cup oyuncusu İspanyol efsaneden aldıkları güçle, Medinah'da zafer beklentisiyle toplanmış binlerce Amerikalı'yı hüsran ettiler. Gece 02:00'ye kadar laptop'un başında maçları seyrettim. Eğer "golf seyretmek insanı nasıl heyecanlandırır ya?" diyen varsa, dün akşam 4 saat boyunca bir gerilim filmi gibi geçen bu epik mücadeleyi izlemeliler. 4 saat uykuyla PC'min başındayım ve üç günlük turnuvayı kısaca özetleyip, konuyu kapayayım: 

İlk gün (cuma) sabah maçları 2-2 bittikten sonra ABD takımı sazı eline aldı. Cuma ikinci seans ve Cumartesi günü yapılan maçlarda çok iyi oynayan Yankiler, C.tesi skoru 10-4'e getirdiler. Ancak turnuvanın son iki foursomes maçında Sergio Garcia/Luke Donald ikilisi ve Rory McIlroy/Ian Poulter ekibi EUR için hayati 2 puan kazandılar ve Avrupa'nın son güne biraz da olsa umut taşımasını sağladılar. 

Aslında tarih tersten tekerrür etti. "Brookline Savaşı" olarak bilinen 1999 Ryder Cup'ta son güne 10-6 geride başlayan ABD, 8.5 puan kazanarak turnuvayı 14.5-13.5 kazanmıştı. Bu defaysa, güne 6-10 geride başlayan Avrupa güneş batarken 8.5 puan toplamış ve kupayı aynı skorla kazanmıştı. Brookline'da seyircilerin ağır tacizi altında kalan ve o hafta sonunu hiç unutmayan Avrupa Takımı (1999'da hem Love III hem de Olazabal oyuncuydu) bir anlamda o turnuvanın intikamını almış oldu. 


J.M. Olazabal Ryder Kupası'na şefkat gösterirken

EUR kaptanı Jose Maria Olazabal, 1999'da Ben Crenshaw'ın (ABD kaptanı) taktiğine başvurarak, en güvendiği oyuncularını son günün ilk maçlarına koydu. Bu tahmin edilen ama riskli bir hamleydi fakat harika sonuç verdi. İlk dört maçta Luke Donald - Ian Poulter - Rory McIlroy ve Justin Rose 4 puan kazanarak skoru 10-10'a getirdiler. Bu iyi başlangıç, arkadan gelen takımın diğer oyuncularının moral ve umutlarını artırdı. 

Momentumu Avrupa'ya çeviren iki önemli maç P.Mickelson-J.Rose ve J.Furyk-S.Garcia arasında geçti. Mickelson 14. delikte "1up" öne geçmesine rağmen, Justin Rose 17. delikte inanılmaz bir putt sokup maçı tekrar beraberliğe getirdi. Rose 18. delikte bir birdie daha yaparak Mickelson'u yenmeyi başardı. Bu maçtan sonra biten 2 karşılaşmayı ABD kazanarak tekrar öne geçti, Medinah'da Amerika çığlıkları yükselmeye başladı. Diğer maçta Furyk de Garcia karşısında 17. deliğe geldiğinde "1up" öndeydi. Ama Sergio Garcia, aynı Rose gibi son 2 deliği birdie-birdie ile kazanarak EUR'a günün beşinci puanını kazandırdı. Abim telakki ettiğim Jim Furyk'in son putt'ı kaçırdıktan sonra elleri dizlerinde iki büklüm kala kalması ve uzun süre green'i terkedememesi içime dokunmadı değil ama bir Balkan göçmen çocuğu olarak kalbim Avrupa için atıyordu. 


Justin Rose 17. deliği kazandı ve "Koyduk mu!" yaptı

İngiliz Lee Westwood berabere giden maçta 12., 13. ve 15. delikleri kazanarak maçı bitirdi ve skor 13-12 oldu. Kupayı kazanmak için ABD'ye 2.5, Avrupa'ya ise 2 puan lazımdı. Jason Dufner (ABD) Peter Hanson'u yenerek durumu 13-13 yaptı. ABD 1.5 puan daha almalıydı. Sondan bir önceki maçta, 16. delikte Steve Stricker ve Alman Kaymer, son maçta da 15. delikte Tiger Woods ve Francesco Molinari berabereydi ("all squared" denir "A/S" yazılır). ABD kaptanı Davis Love III son iki maça büyük tecrübe -ve wild card- Steve Stricker ile Tiger Woods'u koymuştu. Kaymer turnuvaya formsuz gelmiş ve sadece 1 çiftler maçı oynayıp onu da kaybetmişti. Açıkçası, PGA'in en iyi putter'i Stricker'i yenmesi şüpheliydi. Molinari de oynadığı iki çiftler maçından puan çıkaramamış, Avrupa'nın son adamı olarak Woods'un karşısına "acaba yarım puan alır mı?" diye çıkarılmıştı. 


Jim Furyk vuruşu kaçırdıktan sonra

Artık hesap, Stricker'in yarım, Woods'un bir puan alıp işi bitirmeleriydi. Woods 3 gündür hiç puan alamamıştı ama kötü oynadığından değil. Tiger çiftler maçlarında müthiş oynamasına karşın karşısına hep mucizevi performanslar ortaya koyan Avrupalılar çıkmıştı. Son deliklerde atak yapması kesindi. Nitekim 12 ve 13'ü kazanıp "1up" öne geçti. Ama Torinolu 14. delikte birdie yaparak durumu eşitledi. Woods 17. deliği kazanarak tekrar öne geçti. Bu arada Kaymer 10 dakika önce aynı deliği  kazanmış ve kendi maçında son delik öncesinde maçı beraberlğe getirmişti. Maçlar böyle biterse kupa ABD'nin olacaktı. Martin Kaymer 18. deliğin açılışında topu bunker'a atmasına rağmen, oradan zarif bir vuruşla green'i bulmayı başardı. Stricker ise uzun bir vuruş yaparak green'in diğer ucuna gitti. İki oyuncu da birdie vuruşlarını başaramadılar. Kaymer, son derece hızlı green'de topunu deliğin yaklaşık 2 mt uzağında durdurabildi. Stricker par ile deliği kapattı. Sıra Alman sporcudaydı. Kaymer topu sokarsa kupa Avrupa'nındı. Mesafe 2 mt, son putt ve... 

FLASHBACK 1991 ... Ryder Cup/Kiawah Island, South Carolina, 18. delik. Topun başında Alman Bernhard Langer.  Langer sokarsa kupa Avrupa'nın, kaçırırsa ABD şampiyon olacak. Mesafe 2 mt., son putt ve... Langer atışı yapar, top bir krampon izine çarpıp yön değiştirir ve Avrupa kupayı kaybeder. 

 
Bernhard Langer - 1991, Kiawah Island - "War on the Shore"


FAST FORWARD 30 Eylül 2012 Cuma sabah... Kaymer, Bernhard Langer'den randevu rica eder. 2011'in en iyi golfçüsü Kaymer, kötü geçirdiği sezon nedeniyle güven vermediğinden, Olazabal tarafından sadece tek bir maçta oynatılmış ve  kaybetmiştir. Sporcu bu durumdan üzgün ve hayal kırıklığı içindedir. İki Alman, oturup dertleşirler. Detayları bilmiyoruz. Kaymer'e göre, Langer Ryder Cup'ın önemiden, takımdaşlığın anlamından bahseder. Genç Alman sonunda turnuvayı gerçekten hissetmeye başlamıştır... 

Holywood senaryosu gibi ama gerçek. Martin Kaymer o vuruşu sokar, kupa Avrupa'nın olur. 




Ich bin Martin Kaymer...

Francesco Molinari 18. deliği Tiger Woods'un jestiyle kazanarak maçı berabere bitirdi ve takımına yarım puan daha kazandırdı. Böylece 14-14 bitse bile kupayı elinde tutmaya devam edecek olan Avrupa maçı 14.5-13.5 kazanmış oldu. 

  • Rory McIlroy, Amerika'nın doğu ve merkez saatlerini şaşırınca az kaldı maça yetişemiyordu. Geç kaldığını farkedip lobiye inen McIlroy, orada rastladığı bir polise kendini tanıtıp acilen kulübe götürüp götürmeyeceğini sordu. Ryder Cup nedeniyle trafik sıkışık olmasına rağmen, sirenini açan polis arabası McIlroy'u maça 15 dakika kala Medinah Country Club'a yetiştirdi  Golf sporu, her düzeyde "tee time" denen başlangıç saatine aşırı önem verir. Ryder Kupası da sadece da 5 dakikalık gecikmeye izin veriyor. daha geç kalan sporcu maçı kaybetmiş sayılıyor. Amerikan polisi Avrupa'yı kurtarmış oldu yani. 



  • Avrupa takımında Ian Poulter inanılmaz bir performans gösterdi. Oynadığı 4 maçın hepsini kazanan, takımın ateşleyen, zafer sonrası gözyaşlarını tutamayan İngiliz, Avrupa'nın yeni Ballesteros'u olarak damgalandı bile. Ryder Cup'ı çok seven, turnuvayı her zaman büyük bir aşkla oynayan Seve ani bir beyin tümörü sonucu 2011'de vefat etti ama onun içindeki Ryder Cup ateşinin Ian Poulter'a geçtiği belli. İngiliz oynadığı 15 RC maçında 12-3-0 (G-M-B) gibi müthiş bir performans yakalamış durumda.